Zeynep Oral - Yalnız ve Güzel Ülkem…
Haziran 01, 2008 - CUMHURİYET
Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes’da kazandığı ödül ve ödülünü alırken yaptığı konuşma herkes gibi beni de çok etkiledi. “Tutkuyla sevdiğim yalnız ve güzel ülkeme…”
Şu birkaç sözcüğe hepimiz farklı farklı anlamlar yükledik, hâlâ da yüklemeye devam ediyoruz.
Örneğin “tutkuyla sevmek” üzerinde durulmadı hiç… Ama ben inanıyorum ki Ceylan’ın bunca başarılı ve özgün filmler yapmasının kökeninde bu tutkuyla sevmek var… Sadece ülkesini, toprağını, suyunu, havasını değil, yaptığı işi de tutkuyla seviyor.
Ülkem çok güzel, ondan hiç kuşku yok. Ama ah ülkem aynı zamanda öyle çirkin ki… İnsan onuruna, yaşama, emeğe saygı göstermediği her an sizce de biraz daha çirkinleşmiyor mu?..
Üzerinde en çok durulan nokta ülkemizin “yalnızlığı” oldu. Hani dış dünya karşısında yalnızlığı… Ama bence iç yalnızlığı da konuşmamız gerek. İç yalnızlığı, ruh yalnızlığını, yaraların derinleştirdiği yalnızlığı… Nuri Bilgi Ceylan gibi içine kapalı ve az konuşan, az ama öz konuşan bir insanın sadece dış dünya karşısındaki yalnızlığı kastettiğini sanmıyorum… Onu ayrıca filmlerindeki şiiri, tören sırasında birkaç sözcüğe sığdırdığı için de kutluyorum…
***
Geçen pazar, sahnede has bir şair gülümseyerek bize bakıyordu. Metin Altıok… Kırmızı Yayınları’nın düzenlediği Metin Altıok Şiir Ödülü törenindeydik. Hem acıyı hem de bir arada olmanın, paylaşmanın gücünü, taşıdığı umudu yaşıyorduk. Doğan Hızlan’ın dediği gibi “İyi şairler yakılsa da her zaman okunacaklardı.” O kadar çoktuk ki onu okuyanlar…
“Üzgün Kediler Gazeli” kitabıyla Haydar Ergülen ödülünü alırken “Tenha dilde sevdiğim, Metin Abi, şairim!” derken çoğalıyorduk… Sonra, Fazıl Say piyanosuyla ve besteleriyle, Genco Erkal ve Cüneyt Türel şiirleriyle, Sezen Aksu ve Güvenç Dağüstün şarkılarıyla, ustalığın, “starlığın” doruklarıyla, en sıradan olabilme gücünü birleştirirlerken; bütün toplantıyı pır pır bir yürekle sunan Zeynep Altıok’un gözlerindeki kıvılcıma bakarken çoğalıyorduk…
2 Temmuz 93’te Sıvas’ta çirkin ülkemin yalnızlaşmasına inat çoğalıyorduk!
***
Birkaç gündür ülkesini tutkuyla seven, artık aramızda olmayan bir bilim adamını düşünüyorum. Arkeolog Prof. Kenan Erim’i…
Tanrıça Afrodit’e adanmış Afrodisias, siz bu yazıyı okuduğunuzda yeni sergi salonuna kavuşmuş olacak. Antik kentte ortaya çıkarılan rölyeflerin aslına uygun biçimde sergilendiği Sebasteion-Sevgi Gönül Salonu, Geyre Vakfı ve Yapı Kredi desteğiyle açıldı. Müzeye eklenen bu yeni bölüm Cengiz Bektaş’ın eseri…
Bir zamanların heykel sanatı merkezi Afrodisias’taki son gelişmeleri nasılsa ayrıntılarıyla önümüzdeki günlerde sizlerle paylaşacağım, gelelim Kenan Erim’in aklımdan çıkmamasına!
Nasıl da müthiş bir tutkuyla sevmişti Afrodisias’ı . Ve yaşamını oraya adadı. 60’lı yılların başında keşif ve kazı programlarıyla orada çağdaş bir çalışma başlattı. Dünyanın her yerinden oraya mali katkı sağlamak, araştırmaları, kazıları sürdürebilmek için amansızca didindi. Geyre Vakfı, Afrodisias Sevenler Derneği, hep o yılların ürünü. Prof. Erim’i 1990’da yitirdik. Artık Afrodisias’ta, kendi deyişiyle “sevgilisinin koynunda” uyuyor…
***
3 Haziran 2008 Nâzım Hikmet’in ölümünün 45. yılı Ülkesini, vatanını tutkuyla seven Nâzım Hikmet… Bugün Türkiye’nin en çok okunan şairi. Yani görüyorsunuz işte yasaklar, hapisler engellemeler, baskılar, tehditler hiçbir işe yaramadı.
Şu son aylarda iki kitap yayımlandı şaire ilişkin. (Yapı Kredi Yayınları) Biri “Bahtiyar Ol Nâzım” adını taşıyor. Eşi Vera Tulyakova’nın, şairin ölümünden sonra onunla sürdürdüğü “sohbetler”… Vera’nın kızı Anna Stepanova’nın geniş kapsamlı önsözüyle… (Rusçadan çeviren: Hülya Aslan) Bir başka kitap: “Hasretle” adını taşıyor. Melih Güneş’in hazırladığı kitap Vera’nın ve Rusya Edebiyat ve Sanat Devlet Arşivi’nden Nâzım Hikmet’ten ve Nâzım Hikmet’e mektupları içeriyor.
Tutkuyla sevdiğimiz bu yalnız ve güzel ülkede, Nâzım okumak, daha çok okumak gerek. Ben bugün onu “Tahir ile Zühre Meselesi” şiiriyle anıyorum:
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir.
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
e-posta: zeynep@zeyneporal.com
Zeynep Oral
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.