Öztin Akgüç - Milli İrade Alalaması
Haziran 01, 2008 - ÖZTİN AKGÜÇ
Bazı sözcükler, kavramlar var; örneğin demokrasi, insan hakları, liberalizm, serbest pazar ekonomisi gibi… İçeriği nesnel olmayan, kullanıcısına göre değişik anlam, amaç taşıyan, halk avcılığına, demagojiye yatkın, cilalı, adeta sihirli hatta kutsal sözcükler veya kavramlar bunlar… Her yerde, her ağızda, çoğu kez bir art niyeti gizleyerek yaygın biçimde kullanılabiliyorlar. Kullanıldıklarında da akan sular duruyor. Bu kavramlardan biri de milli irade… Milli irade ne demek, nasıl ölçülür, nasıl tecelli eder?.. Gerçekten halkın sesi her zaman Hakk’ın sesi midir?
Milli irade, belli bir anda halkın çoğunluğunun iradesi olarak anlaşıldığında bu kavram çok kaypak, değişken bir nitelik taşır. Çoğunluğun iradesi aynı konuda dahi çok kısa aralıklarla değişiklik gösterir. Bugün çoğunluk böyle istiyor diye farklı bir uygulama yaparsınız, yarın çoğunluğun görüşü, isteği değişir, yaptıklarınızın tümünü değiştirmek durumunda kalırsınız. Bugün milli iradeye uygun diye savunduğunuz uygulamalar, yarın tümüyle milli iradeye aykırı olabilir. O zaman tüm kurumlar, yasalar, hatta anayasa yazboz tahtasına döner. Milli irade, belli bir anda halkın çoğunluğunun isteği olarak eksik, tehlikeli bir yorum gibi görünüyor.
***
Kaldı ki halkın çoğunluğunun isteğini, iradesini nasıl ölçeceğiz, nasıl yansıtacağız? Denilebilir ki halk 4 veya 5 yılda bir sandığa gidiyor, oy kullanıyor, temsili demokrasilerde parlamentolar, meclisler oluşuyor. Temsilciler, halkın çoğunluğunun iradesini, isteğini yansıtırlar. Ancak, seçim sistemine göre parlamentonun, meclisin oluşumu farklı olabiliyor. Çoğunluk, nispi temsil, nisbi temsilin değişik çeşitlemeleri, ulusal bakiye, birikimli oy sistemlerine göre, meclisin, parlamentonun oluşumu farklı olabiliyor.
Kendilerini uyanık olarak gören politikacılar, bir şekilde iktidarı ele geçirdikten sonra, milli iradeyi temsil ediyorum gerekçesi ya da alalaması ile iktidardan gitmemenin yollarını ararlar. Yasalar, seçim sistemleri hatta anayasa bu niyete göre düzenlenmeye kalkışılır, milli irade, “milli iradeyi ben ya da partim temsil ediyor” söylemi sonunda “devlet demek ben demek” anlayışına dönüşür. “Milli iradeyi ben temsil ediyorum” iddiası “devlet demek ben demek” arzusunun, niyetinin dışavurumudur.
Doğru görülebilir, yanlış ya da abartılı bulunabilir. Bence Türkiye’nin en önemli sorunu, ana sorunu, güvenilir, düzgün, erdemli, özverili insanın azlığıdır. Bunun doğal sonucu çoğu kurumun, örgütün, Türkiye’nin çıkarlarını korumaktan daha çok, Türkiye alalaması ile yabancı güçlere ve/veya ülkemizdeki belirli odaklara doğrudan ya da dolaylı hizmet vermeleri; onların güdümünde bulunmalarıdır. Bunun kanıtı sorulabilir, hemen her gün iç ve dış yayın organlarında yer alan, haberleri, yaşanan olayları bir yana bırakalım. En büyük kanıt, Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü konumu, verdiği görünüm, uluslararası saygınlığının düştüğü dereke, alt düzey, yabancıların Türkiye’yi yönlendirmede cesaret bulmaları ve ne yazık ki ulusal bir tepki görmemeleridir.
Türkiye’de yükselen onurlu, sorumluluk bilincinde olan her ses, insana umut verir, gurur verir. Yüksek yargı organlarından yükselen onurlu ses, “Türkiye’de hâlâ yargıçlar var” düşüncesini güçlendirmiştir. Yüksek yargı organları, demokratik, sivil anayasa alalaması ile dış güçler ve onların yerli işbirlikçileri desteğiyle, Türkiye’nin nereye, nerelere sürüklenmek istendiğini görmüş, haklı tepkisini göstermiştir.
***
Türkiye’de doğru, haklı olup olmadığınızı görmede, ayraç, ölçüt, kimlerin size kızdığı, kimlerin saldırıda bulunduğudur. Yüksek yargı organlarına saldıranların nitelikleri, kişilikleri, düzeyleri, o kişilere nasıl hizmet ettikleri, kimlerin sesyayarlığını yaptıkları ortadadır, bilinmektedir. Bu tip gürültüye herhalde kulak asılmamalıdır. Saldırganların nitelikleri, düzeyleri, kişilikleri de hizmet ettikleri çevreler de yüksek yargı organlarının tepkilerinin yerinde olduğunun, tehlikeyi görmelerinin kanıtıdır.
Türkiye’de savaşım, düzgün, onurlu, ülkesine, bağımsızlığına sahip çıkan vatandaşlarla, içindeki yabancılar, çıkarcı, dış desteklerle ülkeyi karanlığa boğmaya çalışan, demokrasi alalaması ile yabancı güdümünde kişi egemenliği parti ya da cemaat - tarikat oligarşisi kurma peşinde olanlar arasındadır. Türkiye’de birçok kurumun, kuruluşun aksine, yüksek yargı organlarının bağımsız, laik Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmaları onur vericidir.
Öztin Akgüç
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.