İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Tıkanan Politikalar - Öztin Akgüç

Mayıs 30, 2008 - CUMHURİYET, ÖZTİN AKGÜÇ

Kamu mallarını özelleştirme yaftası ile satıp, bununla da yetinmeyip sürekli borçlanarak, bir mirasyedi savurganlığı ile mevcudu ve geleceği tüketmek bir ekonomi politikası ise, bu politika da tıkanmış görünmektedir. Türkiye’nin dış borçlarının 250 milyar USD’yi aşması, iç borçlarının 350 milyor YTL’ye yaklaşması, önemli kamu kuruluşlarının hatta altyapısının satışı sonucu kamunun giderek mülksüzleşmesi, tüm bu olumsuzluklara karşı, büyüme hızının yavaşlaması, yıllık fiyat artış hızının yeniden iki haneli rakamlara ulaşması, bütçe açığının genişleme sürecine girişi, işsizlik oranının yükselişi, bu tıkanmanın hatta tükenişin somut göstergeleridir.
Dünya ekonomisinin 2000’li yılların başlarında hızlı büyüme evresine girişi, aşırı likidite genişlemesi, faizlerin düşmesi, dış ticaret hacminin genişlemesi ekonomimizi de etkilemiş, giderek büyüyen cari işlemler açıklarımızın fonlanmasını kolaylaştırmıştı. 2007 sonrasında dünya ekonomisinin dalgalanmanın iniş sürecine girişi, dünya finans sektöründe yaşanan sıkıntılar, ekonomideki yavaşlamanın, enerji fiyatlarında hızlı yükselişin de etkisiyle stagflasyon, durgunluk içinde enflasyon sürecine dönüşmesi tehlikesini doğurmuştur. Cari işlemler açığını fonluyoruz, fonlanan cari işlemler açığı sorun değildir gibi geçersiz övünmelerin de sonu gelmiş; fonlamanın maliyetinin daha da yükselmesi riski artmıştır.
Cari işlemler açığının bir yerde üretimden daha fazla tüketildiğinin, tasarruf açığı verildiğinin göstergesi olduğu dikkate alınmamıştır. Hükümetlerle de iyi ilişki kurarak Türkiye’nin parsellenmesinden pay alan işbirlikçilerin işler iyi gidiyor iletisi vermeye yönelik açıklamalar; dezenformasyon kurallarında sözde ekonomik analizler, yanlış, afaki değerlendirmeler, şarlatanlığa kaçan övünmeler doların değer yitirmesiyle birleştiğinde, halkın geniş bir kesiminde de ekonomide olumlu işler oluyor gibi yanlış, galat izlenimler yaratmıştır. Aman istikrarı bozmayalım, dönen tekere çomak sokmayalım, bir ekonomik krize girmeyelim, AB ile ABD ile ilişkileri bozmayalım diye düşünen, gölgesinden korkan vatandaşların bir bölümü, son seçimlerde ya sandığa gitmemiş ya da AKP’ye oy vermiştir. Statüko diye algıladığı tehlikeyi göremeyerek sorumlu vatandaş gibi davranamamışlardır.
Ekonominin tıkanması, beklenmeyen, öngörülemeyen bir sonuç değildir. 24 Ocak 1980 kararlarından bu yana, IMF’nin telkin veya dayatması ile uygulanan, emperyal görüşler ve yerli işbirlikçilerin desteklediği, daha sonra AB ile yapılan Gümrük Birliği ve AKP’nin tam teslimiyetçi politikası ile daha da kavileşen kısır döngüler, bugünkü içinden çıkılmaz durumları oluşturmuştur. Bu tür politikalar sürdükçe, Türkiye elinde kalan son tesisleri de satarak, bu yıl sonunda dış borçlar 300 milyar USD’ye, iç borçlar 400 milyor YTL’ye yaklaşacaktır. Bu politikalarla, ne enflasyon kontrol altına alınabilir, ne bütçe ve cari işlemler açıkları azaltılabilir, ne de gerçek büyüme hızı arttırılarak işsizlik azaltılabilir.
Peki ne yapalım? Otuza yakın yıldır liberal olarak nitelendirilen IMF dayatmalı politikaların Türkiye yararına bir sonuç doğurmayacağını yazmaya, söylemeye, anlatmaya çalışıyoruz. Bu sonuçları öngören, yetkin ekonomistlerimiz, yazarlarımız var. Ancak ne yazık ki, uyarılar, öngörüler kamuoyuna duyurulamadı veya kamuoyunda yeterli destek bulamadı, bulamıyor. Türkiye lehine olan düşünce, görüş ve öneriler sansürleniyor; medyanın belli çıkar çevrelerinin denetiminde oluşu, Türkiye Cumhuriyeti’nde Türkiye lehine görüş, düşün ve önerilerin geniş kitlelere duyurulmasını sınırlıyor, hatta önlüyor.
Kimileri Godot’yu bekler gibi yeni Mustafa Kemal bekliyor, kimileri Asker niçin Türkiye elden giderken ciddi, etkili tepki vermiyor diye hayıflanıyor. Mustafa Kemal’in ilkeleri belli, onları benimsemeye, uygulamaya çalışalım yeter. Askeri yönetimlerle sorunların çözülebileceği beklentisine, ümidine ise hiç kapılmamak gerekir. M. Kemal’in dediği gibi, sorunları halkın iradesi, azmi, kararlılığı çözer.
Çoğu kişiye Sorunlarımızı halkın iradesi, azmi çözer düşüncesi, halk dalkavukluğu ya da ütopya gibi gelebilir. Ancak başka çıkar yol ve çare yoktur, ya halkımız aydınlanacak; ülkesine, onuruna, bağımsızlığına sahip çıkacak; ya da aymazlığın, çıkarcılığın kaçınılmaz sonucuna katlanacaktır. Sonuç, yalnız mülksüzleşmek, ecir almak değil, daha acısı insanın kendi ülkesinde yabancıların esiri olmasıdır.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS