İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Mustafa Ekmekçi’ye Mektup - Server Tanilli

Mayıs 30, 2008 - CUMHURİYET, SERVER TANİLLİ

Sevgili Ekmekçi, 3 Kasım 2002 seçimlerini izleyen mektuplarım kaygılarla doludur. Bizlerden ayrılıp gittiğin tarihe rastlayan anma mektuplarımda, yurtseverliğini bildiğim için, Türkiye’ye bakarken endişelerim pek belirir. Bu yılki mektupta söyleyeceklerim ise, seni daha da çok kaygılara götürecek.
90’lı yılların yamalı bohçalara benzeyen hükümetlerinden bizar olan halk, 3 Kasım 2002 seçimlerinde, yeni kurulmuş bir partiye, Adalet ve Kalkınma Partisine (AKP) büyük bir çoğunluk sağlayarak, onu iktidara getirmişti.
Böyle bir iltifatla karşılaşmış bir parti ne yapmalıydı?
Ciddi bir planla yola çıkıp, yurdun başta ekonomisi ve eğitiminde çığır açmalı değil mi?..
Ne acıdır, AKPnin programı şu oldu: Türban, imam hatipler, Kuran kursları.
Bir de, devlet kurumlarında kadrolaşma!
Zavallı ve bir başka açıdan tehlikeli görünüşüne karşın, bu program sürdü gitti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2005te verdiği bir kararla, Türkiyenin üniversitelerde koyduğu türban yasağını desteklerken, Başbakan Erdoğan haykırdı: Ulema neden dinlenmiyor?
Ulemadediği de dindi.
Oysa, Türkiye laikti ve AİHM, Avrupa Birliğinde yer alıyordu; AKP de, üstelik o birliğe girmek arzusundaydı.
AKP, din uğruna, işte böylesi çelişmeler içinde çırpındı.
Ve laik Cumhuriyetin başta eğitim ilke ve kurumlarıyla zıtlaştı.
Özellikle, üniversitelerle kavgaya tutuştu.
Bitmedi: Türkiyenin ekonomisini kalkındırma adına, -zarar ediyor etmiyor bakmadan- devlet elindeki kurumları tasfiyeye başladı; yok pahasına sattı.
Ve yurdu, üretim yapsın yapmasın, yabancı sermayeye açtı.
Bunun bir sonu şu oldu: Ülke, gırtlağına değin dışarıya borçlandı ve işsizlik başını alıp gitti.
Bu hengâmede, AKP, kendi sınıfını da yarattı.
Türkiye, bugün emperyalizmin kucağında bir ülkedir ve bağımsızlığını yitirmiştir.
Sevgili Ekmekçi, bunları söylerken, kemiklerini sızlattığımı biliyorum.
Ne yapayım, gerçek bu!
*
Bu delicesine yürüyüş, partiyi, bir yerde anayasayla burun buruna getirdi: AKP, anayasanın laik ilkesini çiğnediği nedeniyle, kapanmak isteniyor: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının açtığı dava Anayasa Mahkemesinde.
Keşke birkaç yıl önce açılsaydı bu dava.
Oldu bir kere; ama bağımsız Yüksek Mahkeme hükmünü verecek ve bir tehlikeyi bertaraf ederken bir çığır da açacak.
Yeni bir dönemine girecektir Cumhuriyet.
Ne var ki, AKP, haftalardır, bir savunma hazırlamak yerine, Başsavcı ve Anayasa Makkemesiyle boğuşuyor. Öte yandan, yargının bu yüksek temsilcilerini aşağılamaya karşı harekete geçen yüksek mahkemelere saldırıyor.
Yetmedi, AKP, AByi yardımına çağırıyor: ABde kimi görevliler de, demokrat olduğu gerekçeleriyle geliyor ve AKPyi savunuyorlar; oysa AKP, olsa olsa kendine demokrat oldu; üstelik dincidir. Avrupadan gelenler, laiklik adına da -demokratik laiklik gibi- kavramı yozlaştıracak söyleşiler yapıyorlar. Gelişmenin bu noktasında söylemeliyiz: ABnin laiklikle, giderek çağdaş Türkiyeyle bilgisizliği utanç vericidir.
AByi bir de bu vesileyle gördük ve tanıdık!
Deden Frenk Mustaa Bey yaşasa kimbilir neler söylerdi!
Düşüncem de şudur: ABye girmekle neler kazanacağımız ve kaybedeceklerimiz ayrı bir konudur. Ama o kapıdan girdiğimizde, öyle görülüyor ki, en başta laikliğimizi, Cumhuriyetin şu en baştaki kazancımızı yok edecek bu şaşkınlar, ya da kasıtlılar…
*
Sevgili Ekmekçi, bunlar olurken, son birkaç ayda, Cumhuriyetçiler olarak, büyük üzüntülerimiz de oldu: İlhan Selçuk, sağlığı bakımından sorunlarla karşılaştı.
Ne var ki, Ağabey sonunda, bu sorunları aştı çok şükür.
Yakınlarda yazılarına başlayacak, yani mücadelesine yeniden başlayacak…
Mektubumda, yazdıklarımla seni çok üzdüm kuşkusuz. Ancak, İlhan Selçukla ilgili şu son haber, seni kabrinde çok rahatlatmıştır.
Müsterih ol sevgili Ekmekçi, nurlar içinde yat…

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS