İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Dolmabahçe konuşması (2) - MEHMET ALİ KIŞLALI

Mayıs 30, 2008 - Genel, M.ALİ KIŞLALI

AKPiçinde önemli bir kesim Kara Kuvvetleri Komutanı iken Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın 2006 Ağustos’unda Hilmi Paşa’nın yerini almasını engellemek için büyük gayret sarf etti. Çünkü onun Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ülke olaylarına farklı, daha dinamik bir yaklaşım getireceğini düşünüyor, bunu engellemek istiyorlardı.
Bu kampanyayı Cumhurbaşkanı Sezer’in kararlı tutumu engelledi. Yaşar Paşa yeni görevini üstlenince yaptığı konuşmalarla tahminleri doğru çıkardı. Kuvvet komutanları da TSK’nın değişen tavrında ona katıldılar.
Genelkurmay’ın TSK’nın anayasal rejimin kırmızı çizgileriyle ilgili bilinen yaklaşımı, hiçbir kuşkuya olanak sağlamayacak biçimde 22 Temmuz seçimlerine kadar devam etti.
Ondan sonra TSK sustu. Çankaya’ya seçilen Gül ile ilgili tutumu GATA ve Kara Harp Okulu törenlerindeki uygulamalarla kafa karıştırdı. Ama sonra cumhurbaşkanıyla ilişkileri ‘yasalarda olması gereken’ düzeyde sürdürüldü.
Seçim neticeleri, yüzde 53 oy oranıyla temsil edilen kesimde düşkırıklığı yaratmıştı. Bunun içinde TSK’nın da bulunduğu kuşkusuzdu.
TSK’nın bu durumdan mutsuz olduğunu düşündüğüm komuta kademesi yaptığı değerlendirmede, hiç sanmıyorum ki Cumhuriyet tarihinin kendilerine yüklediği sorumluluklardan, rejimiyle birlikte ülkeyi korumak ve kollamak misyonundan vazgeçmeyi düşünmüş olsunlar.
Ama inanıyorum, yeni koşullara uygun planları yaptılar.
Hiç kuşkusuz şimdi onu uyguluyorlar.
TSK’nın yaklaşımının Dolmabahçe konuşmasında ortaya çıkarıldığı öne sürülen, Yaşar Paşa’nın “Bu kadar adi saldırıya uğramadım” dediği, açıklanması için dava açtığı sözde belgeden etkilenmiş olması olası mıdır? Yoksa TSK bünyesini öğrenmeye ve gelişmeleri izlemeye gayret eden bir gazetecinin vardığı irdelemeler mi daha fazla gerçek içermektedir?
Bu sorunun yanıtı herhalde daha sonra, davalar başladığında daha inandırıcı şekilde verilecektir.
Şimdi Gül’ün yerine Çankaya’ya kendisinin tarif ettiği vasıflara sahip adayın çıkmasını Büyükanıt’ın sağlayıp sağlayamayacağı da, 22 Temmuz sonrası değiştiği görülen TSK yaklaşımı gibi, irdeleme konusu olmaktadır. En çetrefil, hatta tartışılmasında, hiç olmazsa şu aşamada yarar olmayabilecek konuları mutlaka unutmamız gerekmez. Zaten unutmak istesek de, şimdiye kadar çok görüldüğü gibi, günün birinde bunların üzerindeki esrar perdesi kalkacaktır.
Önemli olan üzerine titrediğimiz Laik Cumhuriyet’in temel vasıflarının muhafaza edilmesi misyonudur. Bu konudaki sorumluluk, şimdi diğer sivil kurumlarca da yüklenilmekle birlikte, yakın zamana kadar TSK üzerinde bırakılmıştı.
TSK, şimdiye kadar siyasi iktidarların, ülkenin diğer yaşamsal önemdeki kuruluşların bünyelerini göreceli tahrip faaliyetlerinden masun kalmıştır. Şimdi ise ülkedeki siyasi olaylar karşısında suskun, dikkatini terör tehdidine vermiş olmakla birlikte her türlü olasılığa da hazır olmadığını kim iddia edebilir?
Bu durumun muhafaza edilmesi, ülkede demokrasi manevralarının özgürce sahneye konulmasına da olanak sağlamaktadır. Umarız bu oluşum çığırından çıkmaz. Yabancısı olmadığımız, modasının geçtiğine inanmak istediğimiz ‘Asker gelsin bizi kurtarsın’ çığlığına dönüşmez. Tabii mecrasını bulur.
***
MEDYA NOTU: Gündemi aylardır işgal eden, çeşitli tanınmış ve saygın şahsiyetin adının karışmasıyla da dikkatleri üzerine çeken ‘Ergenekon Olayı’ ile ilgilenmedim. Bilgim de yok. Ama İşçi Partisi Genel Başkanvekili Mehmet Bedri Gültekin’in medyanın yer vermeyişinden şikâyet ettiği bir açıklamasını buraya kısaca not etmek istedim. ‘Ergenekon ile Danıştay saldırısının kahramanının ilişkisini göstermek için’ kullanılan bir fotoğraftaki şahsın saldırgan Alparslan Arslan değil, Mehmet adında bir Azeri genci olduğunu ortaya koyan basın açıklamasının özünden söz ediyorum. Ayrıntılar kapak konusu olarak irdelenen Aydınlık gazetesinde.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS