Boşluktalık - Mümtaz Soysal
Mayıs 30, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
ÜLKENİN siyasal yaşamındaki dengesizlik sürüyor.
Sol ile sağ, ilericilikle gericilik, devrimcilikle tutuculuk ve ne demekse “cumhuriyetçi laiklik” ile “mütedeyyin cumhuriyetçilik” arasında.
Dengesizlik, şimdilik çok şükür, bütün toplumu kapsar ölçüde bir laiklik-şeriatçılık ya da “cumhuriyetçilik-halife sultanlıkcılık” kutuplaşmasına dönüşmemiş durumda. Ama, bu gidişle dönüşebilir.
Çünkü, ekonomik kalkınmasını ve sosyal çağdaşlaşmasını tamamlamamış bir toplumda “muhafazakârlık” henüz hayli ağır basmaya devam ediyor. Her toplumda hep biraz ağır basar ama, devrimi yarım kalmış bir toplumda haydi haydi öyle olur.
Toplumun özde muhafazakâr niteliği yüzünden dengesizliğin siyasal arenaya yansıması biraz daha belirgin olabiliyor. Sağ, bu nitelik sayesinde ortak paydayı bulmakta ve ona dayalı bir toparlanmayla ortak kuvvet oluşturmakta daha başarılı olabiliyor. AKP, Özal’ın başlattığı bir süreci daha da geliştirmiş, sağın bütününü ve merkezin sağ kanadını sonuçta tek partide bir araya getirmeyi becerebilmiştir. Elbet, ekonomik azgelişmişliğe ve yaygın muhtaçlığa karşı geçici politikalardaki yanıltıcı başarının ve buna verilen dış desteğin de bunda rolü vardır ama, ortaya çıkan siyasal tabloda temel toplumsal dengesizliğin payı asla yadsınamaz.
Elbet bu tablo ve dengesizlik sonuna kadar ya da uzun süre aynı kalmaya mahkûm değildir. Sol, pekâlâ Kemalizmin başlattığı devrimci atılımı somut ürünler verip muhtaçlığı gideren sosyal politikalarla, sağlıkta ve eğitimde halkçı reformlarla dengesizliği kendi lehine çevirebilirdi. Olmadı. CHP, bu radikalizmi becermek yerine, sosyal demokrasinin yüzeysel ve sisli yollarında yönünü kaybetti, son seçim ortamlarının yarattığı fırsatları değerlendirerek soldaki dağınıklığı gidermek yerine, kendi ufalanışını daha da pekiştirmiş oldu.
Soğuk Savaş boyunca ve hele onun sona erişinden beri dıştan estirilen yanlış rüzgârlarla boşluğa düşürülen bir Türkiye halkı, belki de Cumhuriyet’in ilk on beş yılındaki devrimciliğin özlemiyle olacak, hâlâ kendi sorunlarına doğru çözüm getirmesi gereken ulusal politikaların beklentisi içindedir. 2007’nin 14 Nisan mitingleri ya da 2008’in “Biz Kaç Kişiyiz”i gibi hareketler bu beklentinin belirtileri değildir de nedir? “Hayır, öyle değil, bunlar kendi yaşam tarzları için endişeye kapılmış insanların şeriatçılığa karşı tepkisinden ibarettir” diyenler, aslında yanlış ekonomik ve sosyal politikalar ile şeriatçılığın dirilişi arasındaki bağlantının halk kitlelerince sezilmekte oluşundan tedirginlik duymuşlardır.
Çünkü çok iyi bilirler ki, bu sezgi sağlam programlı bir partileşmeyle tam bilince dönüştürülünce, doğru ekonomik ve sosyal politikaları uygulayacak bir iktidara yönelik siyasal toparlanmanın da ilk adımı atılmış olacaktır.
Mümtaz Soysal
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.