YUNAN BAYRAĞININ RENKLERİ - Hüseyin MÜMTAZ
Mayıs 29, 2008 - HÜSEYİN MÜMTAZ, İLK KURŞUN
Yunanlılar, Batı Trakya Türklerinin genellikle “İslâmlâştırılan yerliler” ve bazılarının da “Türk olduğunu düşünen Çingeneler” oldukları iddiasındadır. ( Elefteros Tipos. Ocak 2008)
Başkalarının etnik kökenine dil uzatanlar dönüp önce kendi genetik yapılarını ve aidiyetlerini sorgulamalıdır.
Çünkü;
“Yunanistan…131.957 kilometrekare yüzölçümü, 1991 sayımı sonuçlarına göre nüfusu 10.259.000 olan Türkiye’nin batı komşusu. Bayrağı mavi-beyaz. Mavi, dalgaları sadece kıtasal Yunanistan’ı değil, irili ufaklı sayısız adayı da yalayan Ege’den esinlenmiş. Kötü diller, 1821’de Osmanlı’ya karşı başkaldırışın sonunda gelen bağımsızlıktan sonra kurulan devletin ilk kralı Otto’nun, Yunanca adıyla Othonas’ın, yurdu Bavarya’nın sancak renkleri mavi-beyaz ile birlikte buraya göçettiğini iddia eder. Ama bunu buralarda sakın kimseye söylemeyin…” diyor 15 Mayıs 2001’de Atina’dan yazdığı bir yazıda Yorgo Kırbaki..
Ben onun yalancısıyım.
Demek yüzyıllar boyu ağlayıp sızlayarak “Batı”nın parası, askeri, siyasetini arkasına alarak Türklere karşı mücadele eden Yunanlılar kral ve bayraklarını da “ithal etmişler”..
O kraldı, krallıktan sonra işler değişti demeyin..
“Modern zamanlarda” da Başbakan ve bakanları arasında eşi-annesi Amerikalı, Amerikan yahut yabancı başka ülke vatandaşı olanlar yok değil miydi?
Bayrağı emanet, ülke toprakları “bağış yahut ihsan”, idarecileri ithal bir halk, neyin nesidir acaba?
Nedir şu “Hellen”liğin aslı, biri anlatabilir mi bana?
Kırbaki aynı yazısında Yunanistan’ın batıda “Garsonlar ülkesi” olarak bilindiğini söyledi.
“Basüstüne pasamu” yılışıklığı; İstanbul ve Ege’de geçen yüzyılın başında en revaçta olan meyhane jargonu değil miydi?
İşte bu Yunanistan’ın Genelkurmay Başkanı Türkiye’ye ziyarete gelmiş.
Önüne kırmızı halılar serilmiş, bir de büyük “jest” yapılmış..
Bando, milli marşlardan sonra “sirtaki” çalmış.
O nefesli sazlar..
O vurmalı çalgılar..
Şefin o bageti…
O bandonun bütünü…
Bando olalı böyle eziyet görmemiştir eminim..
Kraliçe’nin savaş gemisinin, Misakı Milli’yi kabul eden “Meclisi Mebusan”ın tam karşısında sancak göstermesinden sadece bir hafta sonra doğrusu bu biraz fazla geldi.
Yunanlı da “jeste” hemen “karşı jest”le cevap vermiş..
Bizim bandonun Sirtaki” çaldığı esnada Yunanistan, “Pontus Soykırımı” açıklaması yapmış.
Protesto etmişiz…
Yunanistan 1981’de AB’ye girmiştir. 27 yıldır bir AB üyesi ve ülkesidir.
Gayri Safi Milli Hasılası: 256.3 milyar $; GSMH Gerçek Büyüme Oranı: % 4.2; GSMH Kişi Başına Düşen Milli Gelir: 24,000 $ ; GSMH Sektörlere Dağılımı: tarım: % 5.1; endüstri: % 20.6; hizmetler: % 74.4; İş Gücü: 4.88 milyon; İş Gücünün Sektörlere Dağılımı: tarım: % 12; endüstri: % 20; hizmetler: % 68 İşsizlik Oranı: % 9.2 ; Devlet Borçları (GSMH’ya Oranı): % 104.6 şeklinde ekonomik verilere sahiptir.
Nüfusu 11 milyondur.
11 milyonluk Yunanistan’ın en doğusundaki Batı Trakya da 150.000 Türk yaşamaktadır.
27 yıldır AB vatandaşı olan 150.000 Türk… Yâni “İslâmlâştırılan yerliler” yahut kendilerinin “Türk olduğunu düşünen Çingeneler”..
Onların ekonomik durumu nedir?
Yunan asıllı Yunan vatandaşının beşte biri kadar Kişi başına düşen milli gelir sahibidirler.
Kendi milletvekillerini seçmeleri ülke çapındaki % 3’lük genel barajla engellenmektedir.
Gerisini Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu web sitesinden okuyalım.
“ABTTF tarafından yürütülen akademik çalışmalar sonucunda Batı Trakya ekonomisinin son durumu ile ilgili hazırlanan rapor yayınlandı. Batı Trakyalı araştırmacı Mustafa Geveli tarafından hazırlanan rapor Batı Trakya ekonomisinin mevcut sorunlarını ve bu sorunlara yönelik çözüm önerilerini içeriyor. Uzun bir araştırma sonucu hazırlanan raporda Batı Trakya’daki sosyal ve ekonomik az gelişmişliğin nedenleri açıklanırken bölge halkının karşı karşıya bulunduğu ekonomik sıkıntılar ayrıntılı bir şekilde ele alınıyor.
Aynı zamanda karşılaştırmalı bir içeriğe de sahip olan raporda Avrupa Birliği’ne üye diğer ülkeler ile Yunanistan karşılaştırılıyor ve Batı Trakya bölgesinde yapılan ekonomik ayrımcılıklar ayrıntılı bir şekilde ortaya konuluyor. Batı Trakya ekonomisi ile ilgili olarak şu ana kadar hazırlanmış en ayrıntılı çalışma olarak dikkat çeken raporun bir diğer önemli özelliği ise siyasi ayrımcılıkların Batı Trakya ekonomisine yansımalarını ortaya koyması. Raporda geçmiş yıllarda Batı Trakya Türk Azınlığı’na yönelik siyasi ayrımcılıklar bölgedeki az gelişmişliğin en önemli nedeni olarak gösteriliyor ve Batı Trakya Türklerinin kasıtlı olarak bir ekonomik geri kalmışlıkla karşı karşıya bırakıldığının üzerinde duruluyor.
Batı Trakya bölgesinin ekonomik geri kalmışlığının giderilmesi için acil önlemlerin alınması gerektiğini de vurgulayan rapor Batı Trakya Türklerinin ekonomik hayata daha etkin bir şekilde katılabilmesi için siyasi koşulların ve özellikle eğitim şartlarının iyileştirilmesi gerektiğini belirtiyor.
Yayınlanan raporun Avrupa’daki ilgili kurum ve kuruluşlara da gönderileceği ve özellikle Avrupa Birliği yardımlarının bölgede eşit dağıtılmaması konusunda Avrupa Birliği’nden inisiyatif almasının talep edilebileceği de belirtildi”.
Aynı siteden bir diğer haber;
“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), isminde geçen ‘Türk’ kelimesi nedeni ile kapatılan İskeçe Türk Birliği ve kurulmasına izin verilmeyen Rodop Türk Kadınları Kültür Derneği’nin 2005 yılında Yunanistan aleyhine açtığı davada Yunanistan’ı mahkûm etti. Ekim 2007’de AİHM’in ‘Evros İli Azınlık Gençliği Derneği’ ile ilgili ‘Yunanistan’ın örgütlenme ve dernek kurma hakkıyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 11. maddesini ihlal ettiği’ kararının ardından Batı Trakya Türkleri, 27 Mart 2008’de AİHM’de ikinci kez zafer kazandı. Böylelikle Yunanistan’da ‘Türk’ ismini yasaklayarak dernekleri kapatılan Batı Trakya Türkleri, Batı Trakya’daki Türk kimliğinin Yunanistan tarafından kabul edilmesi yolunda büyük bir kazanım elde etti.
AİHM, ‘Derneğin kamu düzeni açısından tehlikeli olduğuna ilişkin gerekçelerin, gerçek ve hedefin, Yunanistan’da bir etnik azınlığın var olduğu fikrini savunmak olması halinde bile, bunun kendi başına demokratik bir toplum için tehdit oluşturmayacağını’ ifade etti. ‘Bir ülkede farklı azınlıkların ve kültürlerin varlığı demokratik bir toplumun uluslararası hukukun kurallarına göre hoşgörülü davranmasını hatta korumasını ve desteklemesini zorunlu kılan tarihi bir gerçektir’ ifadesi ile Mahkeme, Azınlık’ın yıllardır süren kimlik sorununa böylelikle son noktayı koydu. ‘Dernek kurma özgürlüğünün herkes için, hukuki zeminde, etnik kimlikleri ile inançlarını ifade etme özgürlüğünü kapsadığını’ belirten Mahkeme, ‘yetkililerce şok edici ve kabul edilemez görüşlerin ya da sözcüklerin kullanılmasının kendiliğinden devlet politikasına ya da bir ülkenin toprak bütünlüğüne tehdit olarak kabul edilmemesi’ gerektiği yönünde görüş bildirdi. AİHM’in aldığı kararın, hiçbir dönemde ayrılıkçı bir siyaset benimsememiş ve ülkesi Yunanistan’a sadık kalmış Batı Trakya Türk Azınlığı için büyük bir öneme sahip olduğunu belirten Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu Başkanı Halit Habipoğlu, Yunanistan’ın Batı Trakya’daki Türk kimliğini reddetmeye devam etmesinin artık mümkün olmadığını ifade etti. Habipoğlu, ‘Yunanistan’da Batı Trakya Türk Azınlığı tarafından kurulan ve mahkemelerce kapatılan derneklerin açtığı davalarda Yunanistan’ın ikinci kez AİHM tarafından mahkûm edilmesi ile Yunanistan, ülkedeki tüm etnik azınlıklara ilişkin yaklaşım ve politikalarını artık tümüyle değiştirmek zorundadır’ dedi. Habipoğlu, ‘Azınlık’ın yıllardır sürdürdüğü haklı mücadelesi AİHM’in kararı ile güçlenmiştir. Batı Trakya Türk Azınlığı artık daha güçlü bir şekilde yoluna devam edecektir’ diye ekledi”.
Başka bir haber;
“Büyük Derbent Köyü’nde Okul Müdürü Görevden Alındı. Büyük Derbent köyünde Yunanlı öğretmen(daskala) Hara Nikolopulu ile başlayan olayların ardından Yunan Devletinin bu olaylardan sonra öğretmeni başka okula atanacağı beklenirken, okulun müdürü Ali Abdurahman görevden alındı. Ali Abdurrahman’ın yerine okul öğretmenlerinden Mehmet Şerif getirildi. Daskala sorunu Batı Trakya’da Dedeağaç iline bağlı ve Türklerin yaşadığı Büyük Derbent köyündeki Türk Azınlık okulunda görev yapan Yunanlı öğretmen Hara Nikopoulou’nun bölgedeki Türk Azınlığa karşı düşmanca tavırları nedeniyle ortaya çıkmıştı. Nikopoulou’nun Yunan televizyon kanalları ve gazetelerine verdiği demeçlerde ırkçı ifadeler kullanması Batı Trakya Türk Azınlığı’nın tepkisine neden olmuştu. Nikopoulou açıklamalarında Türk Azınlık okullarındaki eğitimin tamamen Yunanca olması gerektiğini söylerken bu şekilde Batı Trakya’daki Azınlığın ana dilinin de Yunanca olacağını belirtmekle Batı Trakya Türk Azınlığı’na yönelik ırkçı bir yaklaşım sergilemiştir. Büyük Derbent köyünde yaşayan Osman Kasayka ile öğretmen Hara Nikopoulou arasında sözlü bir tartışma yaşanmış ardından Nikopoulou sahte doktor raporu alarak saldırı iddiasıyla şikayette bulunmuştu. Dedeağaç Mahkemesi ise olayı incelemeden çok kısa sürede karar vererek Türk Azınlık mensubu Osman Kasayka’yı 10 ay hapis cezasına çarptırmıştı. Olayın ardından Nikopoulou’nun fiziki bir saldırıya uğramadığı anlaşılmış ancak Nikopoulou’yu haklı bulan Mahkeme davayı yeniden görüşmeyi reddederek Türk Azınlık’a karşı bir tutum izlemiştir. Hara Nikopoulou hakkında herhangi bir işlem yapılmazken Büyük Derbent köyündeki Türklerin yoğun şikâyetlerine rağmen okuldaki görevine devam etmektedir. Yetkililerin Yunanlı öğretmen hakkında soruşturma açmak yerine okul müdürü Ali Abdurrahman’ın görevden alınması Türk Azınlık’ın görüşlerinin dikkate alınmadığını açıkça göstermektedir”.
Bu böyle sürüp gidiyor..Meraklısı http://www.abttf.org’ u ziyaret ederek daha neler öğrenebilir neler..
Bu siteyi bilhassa KKTC ahalisine tavsiye ediyorum..
Şu 2004’te Annan Planı kabul edilseydi nakaratıyla İspanya’da şatolar vaat edilen, şimdi de Zerinhou görüşmeleri ile tekrar Annan Plânı’ndaki “kurucu devletler”in gündeme sokulmasıyla gözleri boyanmaya çalışılan KKTC ahalisine..
Tıklasınlar bu siteyi de 27 yıldır “Yunanlının yamacında AB vatandaşı olan Türklerin” durumunu bir görsünler.
Annan ve Zerinhou planları ile başa gelecek olan, bundan başka bir şey değildir çünkü..
Batı Trakya Türklerine reva görülen muamele, Kıbrıs Türklerine reva görüleceklerin teminatıdır.
Bakın son günlerde “Kıbrıs’ta” eş zamanlı ve koordineli olarak yürütülen tezgâhlardan biri de ne?
“Sayın Sivil Toplum Örgütü,
Kıbrıs Sivil Toplumunu Güçlendirme Programı kapsamında siz, değerli Sivil Toplum Örgütlerine danışmanlık hizmeti sunmaya devam ediyoruz. Aşağıda size sağlayabileceğimiz danışmanlık hizmetlerinin listesini bulabilirsiniz. Tek yapmanız gereken ihtiyaç duyduğunuz hizmeti, ekte size gönderdiğim başvuru formuna yazıp bize geri göndermektir. Not: Danışmanlık Hizmetlerimiz ücretsiz olarak sunulmaktadır ve Haziran 2008′de sona erecektir. Danışmanlık verilebilecek konular; *Örgütünüz için Stratejik Planlama Çalışması *Websayfası Tasarlama ve Oluşturma* Örgüt içi ve dışı *İletişim Planı Hazırlama*Proje Tasarlama ve Planlama*Proje Yazma Teknikleri*Muhasebe Hizmetleri* Yönetim Stratejileri ve Teknikleri*Finansal Rapor Hazırlama* STÖ Aktiviteleri için Duyuru Yapma İmkanı*Tüzük Yazma ve Sivil Toplum Örgütü Kayıt Etme*Üye sayısı artırma ve işe alma prosedürleri* Yönetim Kuruluna İşlevi ve İşleyişi*Fon ve Sponsor Bulma Yöntemleri*Örgütsel Gelişiminiz için danışman desteği sağlama*İnsan Kaynakları Yönetimi ve Halkla İlişkiler*Odak grup çalışması düzenleme ve mülakat düzenleme teknikleri*Ortak Bulabilme Desteği*Paydaşlarla Çalışma*Stratejik Düşünme Teknikleri*Örgütün İç İşleyişi Personel El Kitapçığı Hazırlama ve Şartname Yazma..
Saygılarımla,
İMZA: Filan..”
Nasıl “örgütsel çalışma” ama?
Mektupta geçen “Kıbrıs Sivil Toplumu” ibaresine dikkat lütfen.. Türk ve Rum yok.. Ortak vatan, ortak “örgüt”..
Ve; “Danışmanlık hizmetlerimiz –ücretsizdir-”.Yâni kaynağı belirsiz.. Aslında gayetle belli..
Şu anda bazıları KKTC’de bu sıcak yaz geceleri “Rumun paçasına yapışarak” rüyaları görüyor ya..
Allah’tan Rauf Bey; Zerinhou’da da geçen “kurucu devlet” teriminin, Annan Plânından da bilerek ve isteyerek “devlet” diye tercüme edildiğini, aslında kastedilenin “eyalet” olduğunu söylüyor.
Söylüyor da rüyadan uyandırmaya çalışıyor.
Ve yine Allah’tan, aç gözlü Rumlar da “Biz devletimizden vaz geçmiş değiliz.. İki kurucu devlet filan yok.. Bir bizim temsil ettiğimiz Kıbrıs Cumhuriyeti, iki Kıbrıs Türk tarafı var” diyerek Rauf Bey’e “yardımcı” oluyorlar..
Haravgi’nin 24 Mayıs 2008 tarihli haberine göre; “Talat, Hristofyas′ın -çözümden sonra Kıbrıs Cumhuriyeti devam edecek- açıklamasına itiraz etmedi, susmak suretiyle Hristofyas′ın söylediklerini benimsedi. ABD Dışişleri Bakanlığı: Talat ile Hristofyas′ı kutluyoruz. Her ikisi de Kıbrıs′ın yeniden birleştirilmesi yönünde yapacaklarına dair verdikleri sözlere uygun olarak hareket ediyorlar. YDP Genel Sekreteri Zagorirtis: Yunanistan olarak Kıbrıs′ın yeniden birleşmesi yönünde istikrarlı olarak çalışıyoruz. Talat-Hristofyas görüşmesinde de Kıbrıs′ın yeniden birleşmesinin başarılması hedefi onaylandı”.
Öte yandan Avrupa Parlamento Başkanları toplantısı çalışmalarına katılmak üzere Strazburg′da bulunun DİKO ve Rum Meclis Başkanı Marios Karoyan, toplantıda yaptığı konuşmada, Kıbrıs sorununa da değiniyor. Haberi; “Karoyan: Kıbrıs′ın Yeniden Birleşmesine Yönelik Taahhüt İstikrarlı” başlığıyla veren FİLELEFTHEROS, Karoyan′ın toplantıda yaptığı konuşmada, “Rum kesiminin; Kıbrıs′ın ve halkının yeniden birleşmesine ilişkin tezinin istikrarlı olduğunu” yinelediğini bildiriyor. Habere göre Karoyan açıklamasında, Rum tarafının; üzerinde karşılıklı olarak mutabık kalınmış bir çözüme sevk edecek müzakerelere ilişkin zeminin hazırlanması amacıyla, yenilenmiş sürece ivme katmak için elinden gelen her türlü çabayı göstermek için sahip olduğu istikrarlı taahhüt ve iyi niyeti dile getirdi. Karoyan söz konusu taahhüdün; “üzerinde mutabık kalınmış iki kesimli, iki toplumlu bir Kıbrıs yaratılması çerçevesinden sapma çabalarına müsamaha gösterildiği” şeklinde yanlış olarak yorumlanmaması gerektiğini de ifade etti. Gazete, üzerinde görüşbirliğine varılmış çerçeveden sapmalara müsamaha gösterilmeyeceğini aktardı.
Ve bütün bunlar olurken; yâni hem Zerinhou görüşmeleri liderler ve komiteler düzeyinde devam ederken, hem “Kıprıslı STÖ’lere” “örgütlenme dersleri” verilirken;
Limasol’da camiye saldırılıyor.
BRT’nin haberine göre 25 Mayıs 2008 gecesi “Güney’deki Limasol Büyük Cami’nin yanındaki bardan çıkan iki kişi 30 kişilik Müslüman cemaatin yatsı namazını kıldığı sırada camiye saldırdı. Büyük Cami’nin camlarını kıran saldırganlar, cemaate korkulu anlar yaşattı. Limasol’da Müslüman cemaatin ibadet merkezi olan Büyük Cami ve yatsı namazı için toplanan cemaat önceki gece iki kişinin saldırısına uğradı. Saldırganlar, yatsı namazı için camide bulunan 30 kişiye korkulu dakikalar yaşatırken, Cami’nin camlarını kırarak zarara neden oldular”. BRT’nin haberine göre, “Limasol Müslüman cemaatinden bir kişi, olayın Limasol Büyük Cami’nin bitişiğinde bulunan vakıflara ait bir binanın bar olarak kullanılmasından kaynaklandığını belirtti”.
Yâni,
Farketmiyor kıymetli okuyucu.. Bir şey değişmiyor..
Gümülcine’de de olsa, Limasol’da da olsa Rum Rumluğunu yapıyor.
Ama Girne, Magosa, Lefkoşa, Lefke ve Güzelyurt “ahalisine” artık bir karar vermek düşüyor.
“İslâmlâştırılan yerliler” mi yahut kendilerinin “Türk olduğunu düşünen Çingeneler” mi olduklarına karar vermek….
Dikkat buyurun, lâfım “ahaliye”..
Mücahit “Kıbrıs Türklerine” sözüm yok..
Ama onlar da yaşamakta olduklarına dair bir ses versinler artık..
Deyip yazıya son noktayı koymuştuk ki bilgisayardan, yeni bir posta geldiğini belirten o bildik ses çıktı.
“24 Mayıs 2008 Cumartesi günü Gümülcine’de Pontuslular tarafından düzenlenen “Üç Soykırım, Tek Strateji“ adlı toplantıda Batı Trakya Türk Azınlığı basın mensuplarından Rodop Rüzgârı dergisinden İbrahim Baltalı, Gündem gazetesinden Cemil Kabza ve Olay gazetesinden Ahmet Davut sözlü saldırıya uğradılar. Sözlü tacizde bulunularak hedef gösterilen Azınlık basın mensuplarından Birlik gazetesi yazarı İlhan Tahsin ölümle tehdit edildi. Olayın ardından Azınlık basın mensupları açık bir kınama mektubu hazırlayarak, “Azınlık gazetecilerine yapılan bu saldırının bölgemizde yaşayan farklı toplumlar arasında barış ortamını zedeleyeceğini ve derin uçurumlar yaratacağı kaygısını taşımaktayız.“ açıklamasında bulundular. „Demokrasinin beşiği olduğunu iddia eden ülkemiz Yunanistan’da bu tür olayların meydana gelmesi gazetecilerin can güvenliklerinin olmadığını ve Azınlık insanımızın haber alma özgürlüğünün kısıtlandığını göstermektedir.“ ifadelerinin yer verildiği kınama mektubuyla olay Azınlık’ın tepkisi ile karşılanmış, tüm Batı Trakya Türk Azınlığı bu saldırıyı kınamıştır.
Pontusluların sözde Pontus soykırımı konusunda Batı Trakya’da son yıllara artan şekilde faaliyet gösterdiği bilinmektedir. Batı Trakya’da Yunan Devleti ve hükümetinin desteği ile „sözde Pontus soykırımı“ iddiaları gündeme getirilerek Türk Azınlık’ın yoğunluklu yaşadığı Batı Trakya’da azınlık ile çoğunluk arasında çatışma ihtimali ortaya çıkarılmak istenmektedir. Daha önce Gümülcine’deki bir lisenin tiyatro salonunda „sözde Pontus soykırımı“ hakkında yapılan gösteriye, aralarında çok sayıda siyasetçi ve bürokratın da bulunduğu 120 davetli katılmış, 353 bin Pontus’un katledildiğini iddia edilmiştir. Gecede 16 dakikalık sözde soykırım belgeseli ve ’’Tamama’’ isimli tiyatro gösterisi sahnelenmiş, bir gazetecinin Birlik gazetesi yazarı İlhan Tahsin’in salonda olmasından şikâyet etmesi üzerine oyunun yazarı ve yönetmeni Georgios Andreadis, oyunu yarıda keserek kamera ve fotoğraf makinelerinin derhal kapatılmasını ve gerekirse şahısların dışarıya çıkmasını istemişti”.
Nasıl, iyi mi?
Bu da sakız almaya bile bir koşu “güneye” geçmeye pek meraklı “kıprıslıtürk” basın mensubu arkadaşlarımıza kapak olsun..
“57’İNCİ ALAY HERYERDE..
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.”


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.