Şerif Mardin Ne Dedi? - Emre Kongar
Mayıs 29, 2008 - EMRE KONGAR
24 Mayıs 2008 tarihli Hürriyet’te, Prof. Şerif Mardin’in son konuşması ile ilgili olarak şu sözler aktarıldı:
“Bu kompleks bir alan. Alanda yalnız mahalle yok. Cami var, imamı var. İmamın okuduğu kitaplar var. Tekke var. Külliyeler var. Esnaf var. Mahalle, bütün bunların bir sektör olarak çalışmış olmasıdır.
“Bu yapının karşısında öğretmen, okul, öğrenci, öğrencinin kitabı ve Cumhuriyetin öğretmenle birlikte getirdiği bir inşa var. Bu inşa mahalle yapısına rakip bir inşa. Uzun vadede bu iki inşanın birbiriyle rekabetinde öğretmen kaybetti. Burada Cumhuriyetin küçük bir eksiği var, ama aslında büyük bir eksik. Cumhuriyette ‘iyi, doğru ve güzel’ hakkında çok derine giden bir düşünce yok. Bizim Cumhuriyet öğretimizde iyi, doğru ve güzeli derinliğine araştırma yok. Fakat şunu unutmamak lazım öğretmenin dünya görüşünde iyi, doğru ve güzel olmayınca orada olmayan diğer elemanlar devreye giriyor. Mahallenin kendisine baktığınız zaman iyi, doğru ve güzel hakkında bir düşünce var. Nedir o? İslami düşünce tarzı.
Mahalle baskısının iç dinamiklerine tam olarak vâkıf olamadım. Biz Türkiye’yi çok iyi tanımıyoruz. En önemli saydığım ‘iyi, doğru ve güzel’ hakkında Kemalizmin bir zaafı var. Batı’da laiklerin tartıştıkları ve binlerce sayfalık tartışma yaptıkları ‘iyi, doğru ve güzel’ anlatısı hakkında bugün Türkiye’de liseden mezun olanların bilgisi sıfır seviyesindedir. Kemalizmin zaafının bu olduğunu anlamak lazım. İslamın zayıf ve boş bir alanı doldurduğunu görüyoruz. Uzun süre Kemalizm çalıştığınız zaman kuru bir yanı olduğunu anlıyorsunuz. Yurtta sulh, cihanda sulh çok derin bir ifade değildir. Başbakan Erdoğan’ın laikliği tartışma talebine hak veriyorum. Türkiye’de herhangi bir konuyu sonuna kadar tartışma geleneği yoktur. Ve bu bilhassa çok tabu olan Kemalizm için yapılmamıştır. Başbakan laikliği tartışmadık dediği zaman, onun dediği seviyede doğru bir şey olduğunu sanı-yorum. Bu bir kabahat değildir. Ama bize bir kabahat olarak anlatıldığı için korkuyoruz. Laikliği tartışırsanız günlerinizi hapiste geçirebilirsiniz.”
***
Mardin bütün çalışmalarında esas olarak klasik toplumbilimsel terim ve kavramları, davranış bilimlerinin yeni terim ve kavramlarıyla tanımlar ve çözümlemelerinde böyle paradigmalar kullanır.
Ne dediğini iyi anlamak için, önce kullandığı kavram ve terimleri klasik sosyoloji terminolojisine tercüme etmek gerekir.
“Kompleks bir alan” dediği “mahalle” tanımını irdelediğimiz zaman, bireyi oluşturan bir “toplumsal olgu” ile karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.
Durkheim’in “toplumsal olgu” veya davranış bilimlerinin “toplumsal kurum” dediği bu “ortam”, yine Durkheim’in “toplumsal bilinç” veya “toplumsal vicdan” dediği, “bireye belli davranışlarda bulunması için dıştan baskı yapan toplumsal bir gücü” temsil eder.
Mardin kısaca, Cumhuriyet Türkiyesi’nin, bireyi biçimlendiren “toplumsal vicdanı” veya “toplumsal bilinci” belirleyemediğini, daha doğrusu değiştiremediğini söylüyor.
Nitekim “Cumhuriyette ‘iyi, doğru ve güzel’ hakkında çok derine giden bir düşünce yok” derken yine sosyolojinin ve sosyal psikolojinin “sosyalizas-yon” veya “toplumsallaştırma” dediğimiz sürecine işaret ediyor:
Bilindiği gibi, toplumsallaştırma veya sosyalizasyon denilen süreç, bireye toplumsal değer ve kuralların aktarılması, kısaca, “iyi, doğru ve güzelin öğretilmesi” olarak tanımlanır.
Bireyi toplumla bütünleştiren toplumsallaştırma sürecinin kurumları en temel olarak aile ve okuldur. Bunlara ilave olarak, arkadaş grupları, medya ve işye-ri de toplumsallaştırmaya, yani toplumun değer ve kurallarının bireye aktarılmasına yardımcı olur.
Mardin bu kurumların, yeni bir toplum, yeni bir özgür birey yaratmakta, İslami değerlere dayalı eski toplum ve İslami cemaat üyesi birey karşısında yenilgiye uğradığını söylüyor.
Daha somut olarak, Cumhuriyet döneminde eğitimin başarısız olduğunu belirtiyor.
Nitekim “ğretmene” gönderme yapması da bu yüzden.
Ayrıca Mardin, “Cumhuriyette ‘iyi, doğru ve güzel’ hakkında çok derine giden bir düşünce yok” sözleriyle, Cumhuriyetin dayandığı tüm bir Aydınlanmacı pozitivist felsefenin temellerini yok sayıyor.
Çünkü, Cumhuriyet kendi öğretisini aktarmakta başarısız oldu demekle yetinmiyor, “Çok derine giden bir düşünce yoktu” diye ekliyor.
İşte sözlerinin sosyolojik anlamları bunlar.
Haklı olup olmadığına ya da bugünkü Türkiye’nin görünümünden kimlerin, neden sorumlu olduğuna siz karar verin.
ekongar@cumhuriyet.com.tr; www.kongar.org
Emre Kongar
Cumhuriyet


Sayın Kongar, Şerif Mardin’in prof etiketine saygı gösterip bilimsel bir eleştiri yapmış. Buna gerek var mıydı? Ama Mardin’in hezeyanlarına ınanacak bir kesimin varlığı düşünülünce, belki de gerekliydi…
Mardin, ‘iyi, doğru ve güzel’ den bahsederken, bu soyut ve göreceli kavramların karşıtlarını kullanmaktan özellikle kaçınıyor. Bunun sebebi olsa olsa şu olabilir. Karşıtlarıyla birlikte kullanıldığında, herkes tarafından kolaylıkla deşifre edilebilecektir. Yani ‘iyi - kötü, doğru - yanlış, güzel - çirkin’ deseydi, her Türk vatandaşı bunun ailede, okulda, ve toplumda öğretildiğini görecekti.
Bir de Mardin’in şu soruyu yanıtlaması gerek: Eğer Cumhuriyet ve Kemalizm gerçekten onun düşündüğü gibi ‘kof’ olsaydı, kendisi gibi ‘aydınların’(!) içeriden, AB ve ABD’nin dışarıdan bunca yıkma çabalarına rağmen ayakta kalmayı başarabilirler miydi?
Şerif Mardin’in son konuşması hakkında bilimsel eleştiri yapan değerli hocam Emre Kongar’a ve insanlarımıza, rahmetli şeyhülmuharririn gazeteci yazar Burhan Felek’in; İstanbul Üniversitesi (Darülfünunu) Hukuk Fakültesinde okurken “arazi” dersine giren Ebul Ula Mardin hakkında tahtaya yazdığı şu cümle ile ışık tutmak istiyorum.
“VAKFIN GALLESİ İRADINA KAFİ DEĞİLDİR,
ARAZİ GAYRİ MÜNBİT İMİŞ..!”
Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.