Bir ‘Türk Watergate’i Olabilir mi? - Ali Sirmen
Mayıs 29, 2008 - ALİ SİRMEN
Anayasa Mahkemesi Başkan Yardımcısı Osman Paksüt’ün izlenmesi ve dinlenmesinin ardından CHP Genel Sekreteri Önder Sav’ın odasının dinlendiği iddiaları, bir “Türk Watergate”ini gündeme getirdi.
Bütün sonuçlarıyla Türk Watergate’i olabilir mi konusunu tartışmadan önce, bu çok karmaşık ve bizde birçok yönü bilinmeyen olayı, çok kısaca, ana çizgileriyle anımsamaya çalışalım.
14 Haziran 1972 günü, Washington’da, içinde Demokrat Parti’nin ofislerinin de bulunduğu Watergate binalarında tesisatçı kılığına girmiş beş hırsız yakalanır, bunların Demokratlar’ın ofislerine dinleme aleti yerleştirdikleri ortaya çıkar, skandal dallanır budaklanır, gizli servisler araya girer, Washington Post’un iki genç gazetecisi, Bob Woodword ile Carl Benstein olayın üstüne giderler, gizli servislerin birinden (onu “derin gırtlak” olarak adlandırıyorlar) aldıkları bilgilerin de yardımıyla işin Başbakan Nixon’a kadar uzandığını ortaya koyarlar.
Uzatmayalım, olaylar Başkan Nixon’ın 8 Ağustos 1974 günü istifasını açıklamasıyla sona erer.
***
Birkaç satırda özetlemeye çalıştığım bu çok karmaşık olay, Amerikan demokrasisinin perde arkasının pislikleri kadar, iyi yönlerini de ortaya koyar.
Şantajlar, gizli izlemeler bu sistemde her zaman vardır. Ama bir pislik belirmeye başlayıp, hele hele medyaya da intikal ettikten sonra, en güçlü kişi bile mekanizmanın işlemesini engelleyemez.
Watergate skandalı üzerine birden fazla film yapıldı, Türkiye’de oynadı. Ama Türk halkı yine de skandalı bütün boyutlarıyla bilmiyor.
Örneğin Başkan Nixon’ın, konuyu araştırmak üzere Adalet Bakanı Elliot Richardson’ı görevlendirmesi pas geçiliyor. Oysa bu konu önemlidir; başkan, ucu kendine dokunacak bir olayda dahi adli bir araştırma istemek zorunda kalıyor.
Elliot Richardson ise savcı Archibald Cox’u, olayı soruşturmakla görevlendiriyor. Cox, Başkan Nixon’ın Beyaz Saray’daki bütün konuşmaları banda aldırdığını öğrenince, bu bantların kendisine teslim edilmesini istiyor. Başkan Nixon bu talebi kesinlikle reddettiği gibi, Cox’un görevinden alınmasını istiyor; Adalet Bakanı Richardson bu isteği yerine getirmeyince de Nixon tarafından görevinden uzaklaştırılıyor.
Ne var ki başkanın bu çabaları fayda etmeyecek; Amerikan Yüksek Mahkemesi, Nixon’ı, bantları vermeye zorlayacaktır.
Sonunda Başkan Nixon görevinden istifa edecektir. Bir dinleme skandalıyla başlayan olayların istifaya kadar uzanmasının nedeni de, bizatihi tek başına gizli dinlemenin kendisi değil, ama aynı zamanda başkanın seçim kampanyasının finansmanı sırasında, “Süt Üreticileri” lobisi ile ITT’den aldığı mali desteği beyan etmemiş olduğunun da ortaya çıkmış ve artık yerini koruyamayacak kadar itibar kaybetmiş olmasıdır.
***
Şimdi bakalım Türkiye’de böyle bir şey olabilir mi?
Her şeyden önce yürütmenin başında olan ve halkın seçtiği kişinin velev ki kendi bakanının atadığı bir savcı tarafından soruşturulması “milli iradeye tecavüz olarak” algılanır. Savcının Beyaz Saray’daki bantları istemesi, atanmış bir kişinin, seçilmiş, milli iradeyi temsil eden başkanın tasarruflarını denetlemeye kalkması katiyen kabul edilmez. Yürütmenin başının, savcının azlini istemesi, derhal azledilmesine yeter.
Hele hele, yüksek mahkemenin, başkanı bantları vermeye zorlaması hiç düşünülemez, “Yargı nasıl olur da milli iradeyi temsil eden kişiden böyle bir talepte bulunup haddini aşar, başkan kimseye hesap vermez, o ancak halka hesap verir” diye argümanlar ileri sürülmesine neden olur.
Oysa demokrasilerde, belirli durumlarda yargının denetimi, kimsenin karşı çıkamayacağı bir husustur.
Nihayet ABD gibi, kapitalizmin kalesi bir para imparatorluğunda bile, siyasetin finansmanının denetimi doğal karşılanır, herkes kimden ne kadar para aldığını açıklamak zorundadır.
Türkiye’de ise “Adam mali olarak desteklemişse desteklemiş, alan razı veren razı, size ne oluyor ki” diyerek mali denetim de milli iradeye bırakılır.
Görüyorsunuz, Türkiye’de Watergate benzeri skandallar, hatta daha beterleri de olabilir ve oluyor da; ama Watergate ve benzeri skandalların ortaya çıkması üzerine ABD’de ortaya çıkan sonuçlar burada ortaya çıkmaz.
Neden mi?
Türkiye çok kendine özgü, lümpen liberal demokrasinin yürürlükte olduğu bir ülkedir de ondan.
asirmen@cumhuriyet.com.tr
Ali Sirmen
Cumhjuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.