Dolmabahçe konuşması (1) - Mehmet Ali Kışlalı
Mayıs 28, 2008 - M.ALİ KIŞLALI
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın Başbakan Erdoğan ile geçen yıl Dolmabahçe Sarayı’nda yaptığı konuşma hakkında daha önce yazdığım için şimdi Fikri Sağlar açıklaması üzerine bir daha dönmeyecektim. Ama konunun Genelkurmay ve Başbakanlık yalanlamalarına karşılık kimi çevrede değişik yaklaşımlara yol açtığını gördüğümden düşündüklerimi daha geniş çerçevede belirtme gereği hissettim.
Sağlar, mevcudiyeti pek fark edilmeyen bir gazetede Dolmabahçe konuşmasında, Yaşar Paşa’nın önüne konan bir belgeden dolayı AKP iktidarına karşı tavrını değiştirdiğini yazmış. Bu haberi Vatan gazetesi, yalanlama yapılmadı diye sayfasına taşıyınca olay büyümüştü.
Böyle sansasyonel haberlerin doğrulatılmadan büyük tirajlı bir gazete tarafından kullanılmasıyla ilgili mesleki sorunu bir yana bırakıyorum. Yalanlanan haberin Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilgili tartışma yaratan boyutları üzerinde durmak istiyorum. Çünkü medyaya yansıtılmamış olsa da, Büyükanıt vasıtasıyla TSK’nın AKP iktidarıyla
ilgili yaklaşımının değiştiği öne sürülerek kamuoyu üzerinde soru işaretleri oluşturuluyor.
Dolmabahçe konuşması sonrası olup bitenleri oldukça yakından ve dikkatle izlemeye çalıştım.
Yarım asra yakın bir süreçte tanımaya gayret ettiğim TSK hakkındaki bulgularımda doğruluk payı varsa bu TSK’nın kırmızı çizgilerinin iktidardaki siyasi partinin ismiyle değil anayasal rejime bağlılığı ile oluşuyla ilgilidir.
Bunun için Yaşar Paşa’nın Erdoğan’a görüşmede bu gerçeğe uyulması halinde ülkede ciddi sorun çıkmayacağını anlatmış olduğunu düşünmüşümdür.
Büyükanıt-Erdoğan konuşmasından sonra ilk dikkatimi çeken husus, Genelkurmay’ın ağır eleştiri yüklü elektronik mesajındaki şikâyetlerinin kaynağı hakkında, Milli Eğitim Bakanı’nın Başbakan tarafından ‘durumu izah etmek üzere’ Genelkurmay’a gönderilmesi olmuştur.
Bir başka önemli gelişme ise Erdoğan’ın milletvekili aday listesinde yaptığı büyük değişiklik idi.
Sayıları 100’den fazla milletvekilini, yapılacak seçimlerde aday göstermemesi AKP’ye anayasal rejimle daha barışık bir görünüm verme arzusunun işareti olarak kabul edilmişti.
Dahası, Genelkurmay’ın cumhurbaşkanı seçimiyle ilgili görüşü bilindiğinden, büyük tepki yaratan Gül’ün adaylığının dayatılması yerine, Erdoğan’ın uzlaşmacı görünmesiyle
ilgili olarak ortaya çıkmıştı.
Başbakan’ın muhalefetle anlaşarak onların kabul edeceği bir aday bulunmasına çalışacağını belirtmesi de Dolmabahçe görüşmesi sonrasında gelmişti. Bu tavrı seçimi açık farkla kazandığını öğrendiği 22 Temmuz gecesinde de, Gül ile yan yana yaptığı konuşmada sergilemişti.
Ama AKP’nin artan oylarının kendisi için verildiğini düşünen Gül adaylıktan vazgeçmedi. Erdoğan’ın ‘Kararı sen ver’ tarzındaki yaklaşımını, adaylığında ısrar ederek karşıladı. Bu, Erdoğan’ın elini zayıf görerek takındığı tavırda MHP lideri Bahçeli’nin siyasi yaşamındaki ‘akla ziyan’ ikinci önemli kararının da rolü oldu. Çünkü Bahçeli “Biz aday kim olursa olsun TBMM’nin seçim toplantısına katılacağız” diyerek AKP’nin uzlaşmayla aday aramasına gerek olmadığını göstermiş oluyordu.
Gül’ün Erdoğan’ın tüm vaatlerine karşın ısrarıyla cumhurbaşkanı seçilmesi ve daha sonra takındığı tavır, sadece TSK’yı, vasıflarını uygun bulmadığı bir başkomutan ile karşı karşıya bırakmış olmuyordu. Aynı zamanda, Çankaya’daki yaklaşımlarıyla Erdoğan’ın AKP içindeki liderliğinin de göreceli rekabete açılacağının işaretlerini veriyordu.
Gül’ün Çankaya’ya seçilmesi sadece Erdoğan’ın değil, Yaşar Paşa’nın da hesaplarını bozmuş olmalıydı.
Ama seçim TSK’nın ‘Cumhurbaşkanında bulunması gereken vasıflar’ konusundaki görüşlerini değiştirmemişti. Nitekim bir gazeteci sorunca, “TSK’nın görüşleri değişmez” deyip, bugün Dolmabahçe’de değiştiği kimilerince öne sürülen B planını uygulamaya başladı.
Mehmet Ali Kışlalı
Radikal


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.