İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Ayakları Kırık - Şükran Soner

Mayıs 27, 2008 - ŞÜKRAN SONER

İki ayağı kırık, üç ayaklı masa ayakta durabilir mi? Bir ayağı kırık olsa bile duramaz. Son seçimden ve Cumhurbaşkanlığı AKP tarafından fethedilmeden önce; yasamanın, yürütmenin emrinde, biat etmiş kararlarının anayasal düzen ve hukuka uygunluğu hiç değilse Cumhurbaşkanlığının denetiminden geçiyordu. Yargıya müdahaleler bu densiz boyutlara vardırılamamıştı. Yani masa çatlak ayaklarla sallanıp dursa da, yere devrilmemişti.

Emperyal çıkarlarına öyle uygun düşüyor diye, demokrasi adına ABDden, AB’den verilen fetvaların, talimatların, Türkiye’nin demokratik düzeni açısından bir noktadan sonra ne anlamı ne de hesabı olabilir. Türkiye, seçmenin emanet oyunu çoğunluk diktatörlüğü için vize sayan, demokrasi algılaması kıt siyasetin acı bedellerini ödüyor. AKP iktidarı bu gidişle DP iktidarını mumla aratacak.

Siyasetin dünya ve ülkemiz ölçeğinde çok daha fazla kirlendiği, demokratik algılamalarının iyice çarpıtıldığı bir süreci yaşıyoruz. İdeolojilerin rafa kaldırıldığı, bilimsel teknolojik devrimin olanaklarını ele geçirmiş piyasa düzeni, yeni emperyalizmin algılamalar, kavramlar yabancılaştırmasında, ırkçılık ve dincilik üzerinden siyaset yapılanmasında demokrasinin çarkları dönemiyor. Bizde küresel saldırıya ek olarak 12 Mart, 12 Eylül’ün katkıları var.

İlişkilendirilmiş, emperyal tekellerin ideolojik güdümünde medya, tekellerin kuklası olmuş, giderek kalite erozyonu yaşayan başta siyasi partiler, demokratik örgütlenmeler sayesinde, insan hakları, demokrasi, sosyal devlet, sendikal haklarımızın tümünden kaybettiklerimizin, yitirilen değerlerimizin algılamasında bile değiliz. İç ve dış odaklı emperyal çıkarlar, piyasa düzeni öylesini öngörüyor diye liderin biri gidiyor, arzulanan vitrine göre bir diğeri pazarlanıyor. Şöyle bir 15-20 yıl geriye doğru baktığımızda bile giderek daha kalitesiz, kimliksiz, içeriksiz bir siyasi iktidar erki ile, kuklalar düzeni eliyle yönetildiğimiz gerçeğini görmek, hem içimizi acıtıyor hem de çaresizlik duygusunu besliyor.

***

Başbakan Erdoğan, iç ve dış odakların yargı bağımsızlığına, birbirinden ağır baskılarına karşı yargıdan gelen uyarı açıklamalarına yine esip gürlemiş. Sandıktan iktidarlarına verilmiş 16 milyon oyla devletin sahibi oldukları havalarını basıyorlar. Kapatma davasının suçlamalarına konu olan iktidar icraatının, anayasal hukuk düzeni, Cumhuriyet rejimi, laiklikle uygun düşüp düşmediğinin hesabını vermek yerine, yargı bağımsızlığına meydan okuyorlar.

Yasama, yürütme yargı bağımsızlığında, üç ayaklı olarak ancak ayakta kalabilecek demokratik düzen masasının tek ayaklı olarak ayakta tutulabileceği gibi akıl dışı bir savla, sandıktan çıkmış çoğunluk oyu ile iktidar erkinin tek ayağı ile istediklerini yapabileceklerini varsayıyorlar. Başbakan Erdoğan’ın besbelli zorda kalınırsa kendi iktidar grubu tarafından da feda edilebileceğinin sayısız siyasi örneği karşısında canı sıkkın. (Ne de olsa haklı ya da haksız, en son kendileri Erbakanın ve Refah Partisinin siyaseten kendi ekipleri tarafından terk edilmesi gerçeğini yaşamış konumdalar.) Şimdiden Anayasa Mahkemesinin verebileceği cezalarla bağlantılı üretilebilecek siyasi alternafitleri medya tartışıp durmakta. Günümüzde kirli çıkar düzeni, siyaset örgütlenmesine yönelik olarak giderek daha acımasız değiştirkuralını işletiyor.

AKP, Erdoğan’ın siyasi liderlikleri birkaç ay içinde iç ve dış odaklı olarak yaratılmamış mıydı? Başbakan’ın kendisine, kimi parti kadrolarına yönelik bu büyük tehdit karşısında gerilimde olması, savunma refleksi ile çözüm arayışları tabii ki şaşırtıcı değil. Demokrasinin olmazlarını, ilkelerini ayaklar altına almasa, bildiği, görerek, yüzlerce değil binlerce olayla tanıklık edildiği üzere, demokrasi algılamalarında büyük bir çarpıklık, sandık diktatörlüğü eğilimleri söz konusu olmasa.

İktidarlarının balayı aylarında, en parlak günlerinde bile, en küçük bir hak istemine, eleştiriye karşı üslupları, öfkeleri, hakarete dönüşen tepkileri, saldırganlıkları ortada. Geçmiş iktidarları mumla aratan partizan kadrolaşmaları, ben yaptım, istedim oldu, olacakuygulamaları çok daha can yakıcı yine ortada.

Özellikle 12 Eylül düzeni sonrasında lider diktatörlüğünün önü alabildiğine açılıp, şımarıklığın dozu sınır tanımaz olunca, halkın milletvekilinin seçilmesi olasılığı kalmamıştı. Yine de bu boyutlarda pervasız diktatörce iktidar yönetimi yaşanmış, Meclis kararlarına yansımış değildi. Hele ikinci seçim ve iktidarlarının ardından, hükümet icraatları ve Meclis kararlarının onay makamı gibi çalıştırılan Cumhurbaşkanlığı olgusundan sonra işin çivisi çıktı. Yasamayı ele geçirmiş yürütme, yargıdan gelebilecek en küçük bir bağımsız sese tahammülsüz. Ne anayasal düzen, cumhuriyet, laiklik ne de yasama, yürütme, yargı bağımsızlığı, demokrasinin olmazsa olmaz ilkeleri. Devlet biziz, biz kralız, biz her şeyiz, biz istersek rejimi değiştirir, kendi düzenimizi, iktidarımızı kurarızhaykırışı bu.

soner@cumhuriyet.com.tr

Şükran Soner

Cumhuriyet

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS