İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

YARGITAY ÜYESİ NAMUSLU AYDINLARIMIZ, CUMHURİYET’İN KAZANIMLARINA VE LAİK HUKUKA SAHİP ÇIKIYOR

Mayıs 26, 2008 - Genel

TAYYİPGİLLER ÜLKEMİZİ ORTAÇAĞIN KARANLIĞINA GÖTÜRMEK İSTİYOR YARGITAY ÜYESİ NAMUSLU AYDINLARIMIZ, CUMHURİYET’İN KAZANIMLARINA VE LAİK HUKUKA SAHİP ÇIKIYOR  Sample Image

       Yargıtay Başkanlar Kurulu, 21 Mayıs 2008 tarihinde bir basın bildirisi yayınlayarak, Cumhuriyetin temel kazanımlarına, Laik Hukuka ve Yargı Bağımsızlığı’na sahip çıktığını göstermiştir.Ne demişti Yargıtay bu bildirisinde:Dilediği her şeyi yapabilme yetkisini halktan aldığı” gibi şaşırtıcı bir inançla, Yargıyı ve mensuplarını halka şikayet ederek, hedef göstererek, hatta yabancı kişi ve kuruluşların yardım ve katkılarını sağlayarak, Türk yargısını etkileme niyet ve gayretine girmek suretiyle, açılan kapatma davasında lehe sonuç alma heves ve yöntemleri sıklıkla denenir olmuştur…, …Sorgulamak gerekmektedir ki; Tüm bu gelişmeler, ısrarlı bir biçimde ve sistemli olarak yargı erkinin bağımsızlığının hazmedilemediğini, tarafsızlığı sağlama adı ve aldatmasıyla yürütmeye yandaş, onu koruyup kollayan ve onun tarafından denetlenen bir yargının oluşturulmasının amaçlandığını belgelemeye yetmektedir. Hedeflenen budur!”

    Aynı bildiride Yargıtay, “Yargı Reformu Strateji Taslağı” adlı belgeyi, Türkiye’de hiçbir yargı kurumuyla görüşmeden AB Emperyalizminin temsilcilerine sunan AKP’yi, adı geçen belge ile kendi ülkesinin yargısını yabancılara şikâyet etmekle de suçluyordu haklı olarak.

    Esasen, AKP’nin yargı ile kavgasında dönüm noktası, Yargıtay’ın 28.09.2007 tarihli bir başka bildirisiyle, Tayipgiller’in gerici Anayasa taslağı üzerine yayınladığı bildirisiyle oluşmuştur.Sample Image

     Bu bildirisinde de Yargıtay:“Anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez hükümleri korunur gibi görünse bile başka maddelerde yapılacak değişikliklerle Cumhuriyetin temel ilkelerinin zaafa uğratılmasının benimsenemeyeceği,…Cumhuriyetin vazgeçilmez temel dayanağını oluşturan ve Yüksek Mahkeme kararları ile çerçevesi isabetle çizilmiş olan laiklik ilkesinin doğrudan veya dolaylı yeni düzenlemelerle zayıflatılmasının kesinlikle kabul edilemez olduğu”nu vurguluyordu.

    Cumhuriyetin Laiklik ilkesini böylesine savunan bir yargının bu kadarcık “bağımsız”lığından bile rahatsız oluyordu Laiklik, Cumhuriyet ve Mustafa Kemal düşmanı Tayyipgiller.

    Onlar, siyasi geçmişlerinde Laikliğe ve Cumhuriyete şöyle küfür ediyorlardı Abdullah GÜL’ün ağzından:

   Moral değerleri açısından yine Türkiye’nin bütünlüğünü tehdit eden, en ziyade tahribatı vermiş olan, sistemin ilkelerinin birisi de LAİKLİK İLKESİDİR, LAİKLİK OLAYIDIR…, …Şimdi bir taraftan bu halkın, Türk milletinin bu coğrafyada yaşayan insanların bütün inanç değerleri, bütün moral değerlerinin ana kaynağı din olacak, İSLAM olacak, ondan sonra da siz, bunu teyakkuz altında potansiyel bir tehlike olarak göreceksiniz ve bunu da uygulamalarda ortaya koyacaksınız. Maalesef Türkiye bunun örnekleriyle doludur.” (aktaran Ali ÖZOĞUL, Şifre Çözüldü).

    “İslam’ın yalnız ahireti değil, dünyevi düzeni de içerdiği bir gerçektir. Ben bir Müslüman olarak buna inanıyorum,… Türkiye’de geçerli kanunlar arasında, İslam’a aykırı olan da var, olmayan da. Aykırı olanlar baskıdır. Baskı kalkacak. Bu hakkı kullanacağım. Halka bu imkanı vereceğim,… Düzen Türkiye’de İslam’ı caminin içine hapsetti. Biz İslam’ı hayat tarzı olarak görmek istiyoruz” (Abdullah GÜL, aktaran Milliyet, 10 Aralık 1995).

   Ve buna benzer daha onlarca açıklamaları var bu Ortaçağcı yobazlar takımının.

   Göstermelik “sandık demokrasisi” aldatmacasından aldığı hızla, Yasama ve Yürütme organlarını ele geçirerek toplumun tüm sosyal-ekonomik alanlarını talan eden AKP, “şeklî” hukuk oyunlarıyla Yargı’yı da tümden ele geçirmek derdindedir.

    Özellikle kapatma davasına karşı takındığı tutumla nasıl hak-hukuk tanımadığını gösteren Tayyipgiller, İlmiye Sınıfımızın gösterdiği karşı ataktan öylesine korkmaktadırlar ki, adeta yargıya savaş açmışlardır. Olmadık hakaretlerle namuslu, Laik yargıçlarımızın toplum nezdinde prestij kaybına uğramasına çalışmakta, hatta hedef göstermektedirler. Bu pervasız girişimlerini, Laikliği korumak yönünde cesur bir karar veren Danıştay hâkimlerinden Mustafa Yücel ÖZBİLGİN‘in öldürülmesine azmettirmelerinde de görmüştük. Hatırlarsak, o zamanlar Tayyipgiller’in başı Tayyip, Laikliği savunan yargıçlarımıza, “Efendi, sen bu işten ne anlarsın? Hangi bilginle sen bu konuda karar verirsin? diyerek Mustafa Yücel Özbilgin ve Daire arkadaşlarını açıkça hedef göstermişti. 

   Laiklik, Kuvvetler Ayrılığı, Bağımsız Yargı, İnsanlık Tarihinin Kazanımlarıdır.

    Ortaçağın Feodal düzeninin Avrupa toplumsal-siyasal devrimleriyle yıkılmalarına paralel olarak, özellikle de 1789 Fransız Devrimi’nin etkileriyle, burjuva hukukunun gelişimi sürecine kazandırılan ilerici ilkelerden şüphesiz en önemlileri “Kuvvetler Ayrılığı” ve “Laik Hukuk” ilkeleriydi. İktidardaki despot Krallıkların mutlakıyetçi ve teokratik rejimlerine karşı, aydınlanma devrimi denen burjuva devrimlerinin hak ve özgürlükler alanına yansıyan doğal sonuçlarıydı bu ilkelerin hayat bulması. Böylece bir yandan siyasal iktidarların hem kiliseden (dinden) ayrıştırılması ve meşruiyetini görünüşte millet bütününde, gerçeklikte ise mevcut egemen sınıftan alması kuralı geliştirilmiş, diğer yandan siyasal iktidarın Parlamentolar ve Yüksek Yargı organlarıyla kısmen de olsa denetlenmesi-sınırlanması sağlanabilmiştir. Nitekim bazı laik ve namuslu hâkim ve savcılarımız bu kadarcık da olsa bağımsız davranabiliyorlarsa, Burjuva Cumhuriyet Devriminin henüz ortadan kaldırılamamış kazanımlarına sahip çıkabiliyorlarsa ve AKP gibi bir iktidar partisinin kapatılmasını isteyebiliyorlarsa, bunu; milyonların kanı-canı pahasına kalkışılan ilerici devrim ve hareketlere, Fransız Devrimi ve onu Türkiye’ye uyarlamaya çalışan Mustafa Kemal ile Birinci Kurtuluş Savaşımızın şehitlerine borçluyuz.

    Sample Image

İşte Tayyipgiller, Ortaçağ’ın ümmet düzeni özlemiyle; özelde emekçiler-devrimciler lehine, genelde bütün olarak insanlık lehine olan kazanımları ortadan kaldırarak, hâkim oldukları çağa-Ortaçağın karanlığına dönmeyi düşlemektedirler. Bunların en tepedeki temsilcileri olan Tayyip, zimmet, ihaleye fesat karıştırma, görevi kötüye kullanma gibi, hemen hepsi de yüz kızartıcı suçlar kapsamına giren 7 tane davadan yargılanmaktadır. Bu yüzden 3 Kasım 2002 seçimleri öncesinde defalarca millet önünde söz vermesine rağmen, iktidara gelince “milletvekili dokunulmazlığı”nın kaldırılmasına, “biz mahkemelere güvenmiyoruz” diyerek yanaşmamaktadır. Bu nedenle gerek talanlarını örtbas edecek, kendilerini yargılamayacak-cezalandırmayacak; gerekse de Laiklik ilkesinin ve Laik hukuk düzenlemelerinin lağvedilmesi amacında yer alacak “Ilımlı İslam”dan yana bir hâkim-savcı kadrosu oluşturmak üzere, Hâkimler ve Savcılar Yasasında Değişiklik Yapan 5720 Sayılı Yasayı meclisten geçirmişlerdi 2007’nin sonlarında. Değişiklik, sözde “tarafsız” Cumhurbaşkanı, gerçekte Tayyipgiller’in en has adamlarından olan A.Gül tarafından da onaylanarak yasalaşmıştı. Biz 2002’den beri defalarca söyledik ve yazdık. Türkiye’de hukuk gerçekten işliyor olabilse, Tayyip ve şürekâsının bırakalım başbakan, bakan, milletvekili olmasını, yukarıda andığımız adi yolsuzluklarından dolayı onlarca yıllık ağır cezalara mahkûm olmuş olmaları gerekirdi. Tayyip’in milletvekili, başbakan olma süreci ise zaten başlı başına bir hukuk faciasıdır. Tayyipgiller işte bu durumlarını bildikleri için sürekli yargısal değişiklikler yaparak Yargıyı bütünüyle kendilerine bağlamayı hâkim ve savcıların tamamını da Ferhat Sarıkaya’laştırmayı amaçlamaktadırlar. Böylece bu türden yolsuzluklarından paçalarını kurtarmayı amaçlamaktadırlar. Ne yazık ki, bu işte gün be gün yol da almaktadırlar. Fethullah’ın eski sağ kolu Nurettin Veren’in de çok açık belgelerle ortaya koyduğu gibi, Yargıyı, üniversiteleri ve eğitimin bütününü ve Orduyu kerte kerte kuşatmaktadırlar. Neyse bunları hemen herkes bildiği için geçelim…

    Bugün AKP iktidarının cibilliyet-i iktizası Laiklik ilkesine ve Cumhuriyet’e nasıl saldırdığını, “bakıp da kör olmayan” İlmiye sınıfımız duruca görerek, Tayyipgiller’in bu gerici ataklarına karşı en net-kesin-kararlı tavrı alan kesim olmuştur, biz gerçek devrimcilerle birlikte…

     Laik ve namuslu yargıçlarımızın haklı isyanının yanında yer alarak soruyoruz: “Ben meclisim, gerekirse Anayasa Mahkemesini bile kapatırım”, “yargı seçilmiş hükümete karışmasın” diyerek Yargı yetkisini ve kuvvetler ayrılığını hiçe saymak, mahkeme kararlarını tanımamak, hukuk tanımamak, Ortaçağ’ın Mutlakıyetçiliği ya da Şerri hukukun despotluğu değil de nedir?

    AB-D’nin doğrudan güdümündeki AKP iktidarı, tek tük de olsa halk lehine yapılmış olan hukuki düzenlemeleri yok edecek meclis çoğunluğuna ulaşıncaya kadar “demokrasi” postuna büründü. Tıpkı ağababası ABD’nin sahte demokratlığı gibi… Şimdiyse “iktidar benim, canımın (AB-D’nin Ilımlı İslam Projesinin) istediğini yaparım” diyor. Oysa unutmasınlar ki, meşruiyet temeline yaslanmayan hukuksal düzenlemeler, anayasalar, kanunlar “ölü kanun” olmaya mahkûmdurlar. O meşruiyet, toplumun-halkın vicdanıdır. Tarih önünde son hükmü devrimci ideolojiyle bilinçlenmiş, dostunu düşmanından ayırmasını öğrenmiş, örgütlü, kendi çıkarlarını savunan gerçek devrimci partisi etrafında ordulaşmış halkımız verecektir ve halkın vereceği hükmün temyizi olmayacaktır. Gün gelecek devran dönecek, AB-D uşağı Tayyipgiller halka hesap vermekten kurtulamayacaktır. 23.05.2008

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

GENEL MERKEZİ

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS