Mayıs 26, 2008 - HÜSEYİN MÜMTAZ, İLK KURŞUN
Bayraklar yükseliyor, yükseldiği gibi de iniyor.. Kimsenin bayrak filan taktığı yok.. Resulzade’nin ünlü sözü havada kalıyor. Şehitler ölüyor, vatan bölünüyor. Bayraklar da bal gibi iniyor. Küreselleşmenin, dünyaya açılmanın gereği bu. Ama nedense sonuçta onlar hep üniter devlet oluyor, ulusallaşıyorlar; bize de “ulus devletlerin sonu” nakaratı kalıyor. Tıpkı, “Sana sevdanın yolları, bana kurşunlar” gibi.. 50 yıldır, önce AET’ye, sonra AT’ye, sonra da AB’ye girdik, giriyoruz, gireceğiz diyoruz, bir türlü giremiyoruz ama AB bize giriyor.. Çarşıda, pazarda, sokakta, caddede, dükkânda, okulda, resmi dairede, esnaf kuruluşlarında, köyde, kentte her yerde rengârenk “AB Proje” afişleri.. Çıldır’da, Ardahan’da, Giresun’da, Lefkoşa’da, Magosa’da…. AB, “Proje bazında” her yere girmiş durumda.. Şu anda vizyonda olan oyundaki senaryo zamanlamasına dikkat lütfen.. Önce Olli Rehn bir çay kaşığı bal çaldı ağzımıza.. AB’nin genişlemeden sorumlu üyesi Olli Rehn, Avrupa Parlamentosu’nda Türkiye raporu görüşülmeden önce, NTV’nin sorularını yanıtladı. Önce AB havucu.. “Artık 2008 yılına ilişkin bulutlar biraz daha temizlendi, Avrupa semalarında. Sakin bir döneme girdik. İlerlemek için bütün ön koşullar hazır. Artık iş Türkiye’ye kalmış durumda. Kendi siyasi krizlerini çözmesi gerekiyor Türk hükümetinin ve tabii ki TBMM’nin taahhüdünü yenilemesi gerekiyor. AB’ye katılım konusundaki taahhüdü yinelemesi, gerekli koşulların yerine getirileceğini göstermesi gerekiyor. Ancak bu şekilde ileriye gidilebilir”. Sonra “kızılcık sopası”.. “Şu anda gerçek bir şansımız var; Kıbrıs konusunda. Tabii ki siyasi irade gerekiyor. Ben de şuna güveniyorum, hem adadaki iki toplum içinde, hem de Türkiye’de ve diğer taraflarda bu siyasi irade mevcut. Bunun üzerinde çalışmamız gerekiyor. Çünkü Avrupa toprakları üzerindeki bu anlaşmazlık çok uzun süredir devam ediyor”. “Avrupa toprakları” vurgusuna dikkat ettiniz mi? Kıbrıs artık Avrupa’dır ve Türkiye’nin karşısında Yunanistan ve Rumlar değil, bütün bir Avrupa vardır.. Sarkozy’si ile, Merkel’i ile. Arkadan senaryoya uygun olarak “Başmüzakereci” sahne alıyor. Kıbrıs Rum kesiminde yayınlanan Fileleftheros’a demeç veren Babacan asker konusunun Kıbrıs sorununda çözümün bir parçası olduğunu, parçalı anlaşmalar olduğunu, parçalı anlaşmalar yapmanın ve kısmî çözüm bulmanın çok zor olduğunu ifade ederek; “Kıbrıslı Rumlar Annan Plânını kabul etmiş olsalardı askerlerin sayısı azalmış olacaktı” dedi. Yâni “parçalı” değil, “toptan” ihale.. Asker konusu Rum-Yunanlıların en fazla üzerinde durduğu konudur. Ve bu niteliği ile “ihale”nin külliyen en kritik noktasıdır. Talât-Hristofiyas görüşmesinin tam öncesinde “Başmüzakereci”nin bu demeci, “Avrupa toprağı” olan Rum tarafına uzatılmış bir zeytin dalıdır. Zeytin dalının yaprakları arasında, Rum tarafının ısrarla reddettiği, “masada yoktur” dediği ama Türk tarafının “masada değilse bile laptoplardadır” dediği Annan Plânı vardır. Şu devleti lâğveden, halkı kendi yurdunda göçmen ve Rum’a yama eden Annan Plânı.. Sahne sırası MGK’dadır. MGK rutin toplantılarının sonuncusunda (ve yine Talât-Hristofiyas buluşması öncesinde) Kıbrıs’la ilgili şu açıklamayı yapar; (24 Nisan 2008) “C. Kıbrıs’ta 21 Mart 2008 tarihinde başlayan yeni süreç ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Bu çerçevede, Türkiye’nin Kıbrıs’ta adil ve kalıcı bir çözüme ulaşılması çabalarını içtenlikle desteklediği, çözümün ada’daki gerçekler temelinde iki ayrı halkın ve iki demokrasinin varlığına dayanacağı, iki kesimliliğin, iki tarafın siyasi eşitliğinin, iki kurucu devletin eşit statüsünün ve yeni ortaklık devleti parametrelerinin korunmasının esas olduğu, garanti ve ittifak antlaşmaları’nın yürürlükte kalacağı vurgulanmıştır”. Bunu da alın yazın bir kenara.. Şimdi sahnede Talât ve Hristofiyas’ın MGK’nın yukarıdaki toplantısından tam bir ay sonra; 23 Mayıs 2008 tarihli toplantısı vardır. Rum tarafındaki CNA (Cyprus News Agency) aynı gün toplantıdan iki saat sonra abonelerine şu haberi geçer: “Liderler, siyasi eşitlik temelinde federasyona bağlılıklarını teyit etti. Cumhurbaşkanı Demetris Christofias ve Kıbrıs Türk toplumu lideri Mehmet Ali Talat, siyasi eşitlik temelinde iki kesimli ve iki bölgeli federasyona bağlılıklarını teyit etti. Cumhurbaşkanı Christofias ve Kıbrıs Türk toplumu lideri Talat, bugün BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Taye-Brook Zerihoun’un Lefkoşa’da ara bölgedeki ikametgâhında bir araya geldi. İki liderin görüşmesinin ardından Zerihoun tarafından okunan ortak basın açıklamasında, -iki lider bugün içten ve verimli görüşmelerde bulundu ve 21 Mart mutabakatına uygun olarak elde edilen sonuçlar değerlendirdi- denildi. Açıklamada, -iki lider, BM Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararları tarafından belirlenen siyasi eşitlik zemininde iki kesimli, iki toplumlu bir federasyona bağlılıklarını teyit etti. Bu ortaklık, tek uluslararası kimliği bulunan ve ayrıca eşit statüleri bulunan Kıbrıs Türk kurucu devleti ve Kıbrıs Rum kurucu devletten oluşacak bir federal bir hükümete sahip olacak- ifadesi yer aldı. Açıklamada ayrıca, -iki liderin temsilcilerine 15 gün içinde teknik komitelerin sonuçlarını incelemeleri için talimat verdiği- kaydedildi. —Temsilciler sivil ve askeri güven artırıcı önlemleri ele alacak. Limnidis/Yeşilırmak geçiş noktasının ve diğer geçiş noktalarının açılması için çaba gösterecek- denilen açıklamada, son olarak -liderlerin yeni bir değerlendirme yapmak üzere haziran ayının ikinci yarısında bir araya gelmeye karar verdiği- belirtildi”. MGK ve Zerihoun buluşmalarında açıklanan kararların altı çizili bölümlerini bir defa daha okuduğunda kıymetli okuyucu, temel noktaların şöyle sıralandığını göreceksin; a. İki ayrı halk(MGK)-iki toplum (Zerihoun) b. İki demokrasi (MGK) c. İki kesimlilik (MGK ve Zerihoun) d. Siyasi eşitlik (MGK ve Zerihoun) e.Eşit statüde iki kurucu Devlet (MGK ve Zerihoun) f. Yeni ortaklık devleti (MGK)- Federal Hükümet (Zerihoun) “KURUCU DEVLET” kavramı reddedilmiş sayılan Annan Plânında yer alan kavramdır. Demek ki Hristofiyas’ın burada bir geri adımı söz konusudur. Aynı zamanda “federal hükümet” kavramı da Türk tarafının tezi olduğu söylenilen “Bâkir doğum”a yaklaşılmış olduğunu göstermektedir. Zeriohun açıklamasındaki “iki toplum” sözcüğü de, Türk tarafının MGK bildirisinde yer alan “iki halk”tan geri adım attığının işaretidir. Zeriohun açıklamasından sonra Türkiye’de bazı basın organları “KKTC’nin BİTİŞİ-FEDERAL DEVLET” yorumu yaptılar. Asıl BİTİŞ’in aslında MGK Bildirisinde yer aldığının da bu vesileyle farkına varmış olmamız bizim geç kalmış eksikliğimizdir. MGK’da ne deniyor; “Yeni ortaklık devleti”.. Zeriohun da bu “yeni ortaklık devletinin” adını koyuyor; “Federal Hükümet”.. Demek ki KKTC’den, MGK’da vaz geçmişiz de haberimiz olmamış. Nitekim Zeriohun açıklamasından beş saat sonra gece 22.33’de AA’ya Dışişleri Bakanlığı’nın şu açıklaması düştü: “ANKARA - Bakanlık tarafından yapılan yazılı açıklamada, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’ın, BM Kıbrıs Özel Temsilcisi’nin ev sahipliğinde görüşmesinin memnuniyetle karşılandığı belirtilerek, şöyle denildi: -Türkiye, Ada’da 21 Mart 2008 tarihinde başlayan hazırlık sürecini desteklemekte ve Kıbrıs’ta yerleşmiş BM parametreleri olan iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve iki Kurucu Devletin eşit statüsüne dayanan yeni bir Ortaklık Devleti kurulması amacıyla kapsamlı ve adil bir çözüme ulaşılması için iki liderin BM Genel Sekreteri’nin İyi Niyet Misyonu çerçevesinde en kısa zamanda doğrudan müzakerelere başlamasını beklemektedir.-” “Ortaklık Devleti” adı altında KKTC’den vaz geçiş, “memnuniyetle” karşılanmaktadır. Çünkü Zeriohun, Federal Hükümet’in “tek uluslar arası kimlik”e sahip olacağını açıklamıştır. Bu görüşmeden “bir gün önce”, KKTC Dışişleri Bakanı “son bir teknik çalışma için” Ankara’da değil miydi? MGK bildirisinde yer alıp da Zeriohun da yer almayan tek konu; “garanti ve ittifak anlaşmalarının yürürlükte kalacağı” bölümüdür. Demek ki o da Hristofiyas’ın batılılara söylediği “Ben Yoldaşımla anlaşırım, siz Türkiye’yi halledin” bağlamında ve şimdiye kadar olduğu gibi yine “masa başında” halledilecektir. Ama nasıl olacaktır bu? Türkiye’nin masada olmadığı bir görüşmede, kim, hangi heyet, hangi yetkiyle; Türkiye’nin uluslar arası anlaşmalardan doğan garantörlük ve ittifak haklarını, nasıl konuşacaktır? Bu soruların sorulması lâzım. Sorulması ve cevaplanması lâzım.. Çünkü; “Biz sussak, tarih susmayacak.. /Tarih sussa, hakikat susmayacak”. Öte yandan.. Zeriohun açıklamasında yer alan “Federal Hükümet” kavramı, KKTC’nin ilan edildiği 15 Kasım 1983’te ortadan kalkmamış mıydı? Şubat 1975-Kasım 1983 arasında vâr olan ve bu maksatla kurulduğu için adında “Federe” kelimesi bulunan KTFD zamanında bu teklifin yapılmış olması gerekmiyor muydu? Federasyon, federe devletler arasında kurulur.. Bağımsız devletler arasında-birlikteliği ile kurulacak devletin adı KONFEDERASYON olmaz mı? Olmamalı mı? Başka ne deniyor Zerinhou açıklamasında; “Limnidis/Yeşilırmak geçiş noktasının ve diğer geçiş noktalarının açılması için çaba” gösterilecekmiş. Şu anda açık olan kapıların sayısı 10’a yaklaşmıştır. “Sınır” elek gibidir. “Sorma-Gir Hanı”dır konfrantasyon hattı. Devlet varsa sınırı olur, devlet sınırını korur, gelen geçenden pasaport sorar, mühürünü vurur. Yoksa yapılması istenilen şey zaten “sınırların olmadığı ortak bir vatan” mı? Ne karşılığında? Ama hem “Lokmacı, 10 tane ERCAN’a bedel” deyip hem de Türkiye’nin dört bir yanındaki bilboardlara “Kuzey KIBRIS-Gerçek Akdeniz” ilanları asmak ne demek? “Kuzey Kıbrıs” diye bir yer var mı? Beni nereden, Larnaka havaalanından mı çağırıyorsunuz? Hani KKTC? Siz devletten zaten vaz geçmişsiniz? Öte yandan Zerinhou açıklaması Rum tarafında da bir takım çevreleri “kızdırmış” görünüyor. Bir önceki Başkan Papadopulos; “Şimdiye kadar Türkiye Cumhuriyeti ile görüşüyordunuz, şimdi olmayan KKTC’yi muhatap alıyorsunuz” diyor. Bunun “tanıma” yolunda bir adım olduğunu ileri sürüyor. “Ortaklık, hükümet ve devletler arasındadır” diyen Papadopulos, bunu Rumlar için hoş olmayan geriye doğru bir adım olarak göründüğünü söylüyor. Hristofiyas’ın cevabı ilginçtir ve “ortaklıktan” ne anladığını açığa çıkarması bakımından son derece önemlidir. Hristofiyas 33’üncü Uluslar arası Kıbrıs Fuarı’nın açılışında, Papadopulos’a cevap verirken “Bazıları kabul etmeyi hiç istemese de, ki bu ülkeye çok büyük zarar vermiştir, ortaklık 1960’tan beri var olan bir şeydir” ifadesini kullanıyor. (Tercümenin yine varsa sevabı ve günahı; aynı ifadeyi kelime kelime kullanan NTVMSNBC.com ((24 Mayıs, saat 20.22)) ve CNNTurk.com’a ((24 Mayıs, saat 21.02)) ‘ye aittir). Neymiş efendim “bu ülkeye çok büyük zarar veren” şey? “1960’tan beri var olan ortaklık”.. 1960’da ne olmuştu? 1959-60 Londra ve Zürih Garanti ve İttifak Anlaşmaları ile, Türk ve Rumların ortak olduğu “Kıbrıs Cumhuriyeti” kurulmuştu. Demek bu “ortaklık” “bu ülkeye çok büyük zarar vermiş”. Peki o zaman neden “yeni bir ortaklık devleti” kurmaya çalışıyorsunuz? Yoksa aklınızda başka bir şey, gizlediğiniz başka bir amaç, “gizli ajandanız” mı var? Sizin var da, bu tarafta bunu çözen yok mu? Yoksa onlar da mı biliyor? “Biz sussak, tarih susmayacak.. /Tarih sussa, hakikat susmayacak” diyor Karakoç. Ve böylece Resulzade’nin, geçen yüzyılın başında söylediği “Bir kere yükselen bayrak, bir daha inmez” sözü havada kalıyor..
Tarih sahnesinden bir “ay-yıldızlı bayrak” daha, ne yazık ki yok oluyor.
26 Mayıs 2008“57’İNCİ ALAY HERYERDE..HEPİMİZ 57’İNCİ ALAY’IN NEFERİYİZ.”
Bu Yazıyı Paylaşın
Benzer Yazılar
Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.