Yapım, Söküm ve Ölüm - Mümtaz Soysal
Mayıs 24, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
TUZLA tersanelerinde ölümler birbirini izlerken Aliağa’daki söküm yerlerinden iyi haberler gelmemiş olsa, gemilerle ilgili bir genel uğursuzluktan söz edebilirdik.
Ama öyle bir lanetleniş söz konusu değil. Nedenler ortada: ülkenin bütün dertlerinde olduğu gibi, örgütleniş bozukluğu, plansızlık, disiplinsizlik.
Aliağa’da ölümler yok denecek kadar az da Tuzla’da niçin çok? Konuya biraz eğildiniz mi hemen görüyorsunuz ki, Aliağa’daki gemi söküm yerlerinin işletmecileri bir araya gelip örgütlenmişler, işlerine çekidüzen verip çalışma koşullarını hep birlikte düzeltmenin çarelerini bulmuşlar.
Oysa Tuzla’da yıllardır sürüp giden bir kargaşa var: Yer sıkışıklığı, birbiri içine girmiş ve her çeşit işi rasgele almış bir yığın tersane, korkunç bir taşeronlaşma, denetimsizlik. Sipariş yükü altında ezilen yapımcılar, yüklenimlerini zamanında bitirebilmenin telaşıyla ortak sorunlar üzerinde düşünmeye ve çözüm aramaya vakit bulamamışlar.
Sorumlu aramak gerekiyorsa, o ufacık koya ve daracık araziye bunca tersanenin sıkışmasına izin verenlerden başlamak gerekecek. Yat ve küçük liman araçlarının yapımı başkadır, büyük şileplerin ve tankerlerin yapımı başka.
Bazı ince işler kapalı ve sakin atölye ister, bazı büyük işler de koca vinçler ve ağır ve hacimli parça taşıyıcı tertipler gerektirir.
Güney Kore’nin ve Japonya’nın gemi yapım yerleri, ağır makineden lüks arabaya kadar her çeşit sanayi ürünü de imal etmek üzere planlanmış muazzam sanayi yerleridir. Türkiye, onlara benzer yerleri Marmara’nın başka köşelerinde, Erdemir’in ve İsdemir’in yakınlarında çoktan kurmuş olmalıydı. Tuzla, bir an önce yat ve küçük tekne yapımcılığının uzmanlaşacağı bir alana dönüşmelidir.
Gemi yapımcılığı, otomotiv sanayii gibi, hatta ondan çok daha geniş ölçüde çeşitli yan sanayi kollarını gerektiren bir iş. Ama bu özellik, montajda ve son ürünü ortaya çıkarmada şimdiki türden neredeyse en uca kadar uzanan bir taşeronlaşmayı gerektirmez. Gemi bir bütündür, yapımı da bütünlük ister. Aşırı taşeronlaşma, gözetim ve denetimin bulanıklaşması, sorumluluğun dağılması ve ipin ucunun kaçırılması demektir. Tuzla’daki ölüm rakamlarının kabarıklığı da bunu gösteriyor galiba.
Ama asıl bir başka nokta var ki, o hepsinden önemli: İşveren ve işçi kesimlerinin örgütlenmesindeki boşluklar. Yapımcılar birliği ve tersane işçileri sendikaları gibi kuruluşların yeterli ağırlık oluşturamamış olması, rasyonel çalışma düzeni ve iş güvenliği gibi konuların devlet kurumlarına bırakılmasına yol açmış, sermaye ve emek sahipleri gereken ölçüde sorumluluk yüklenmemiş.
Tuzla ölümlerinde bunun hiç payı olmadığı söylenebilir mi?
Mümtaz Soysal
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.