İşkembeden Atmak… - Şükran Soner
Mayıs 24, 2008 - ŞÜKRAN SONER
Tuzla tersanelerinde ölümlerde kırılan rekorlar nedeniyle kaçınılmaz iş kazaları üzerinden yapılan tartışmalara, verilen fetvalara baktıkça içim kararı- yor. Geçmişi, bugünü ile çok iyi bildiğim bir konuda yazı yazmak, bu gerçekdışı, densiz tartışmalar karşısında bir işe yaramayacağını çok iyi bildiğim için içimden gelmiyor. En sorumlu, en suçlular, en arsız, gerçeği saptıran şantaj, tehdit içerikli açıklamalarla öne çıkıyorlar…
İşkembeden atanların gerçekle ilişkisi olmayan söyledikleri hiç değilse, akıl erdirememekten, cehalettendir. Kirli çıkarlar adına gerçekler bu kadar ağır çarpıtıldığında toplumsal olarak ödenen bedeller ne yazık ki katlanıyor… Tersanelerdeki arkası kesilemeyen iş cinayetleri, ne yazık ki buzdağının görünen, saklanamayan yüzü…
İnanılacak gibi değil ama Tuzla’da dünya rekorlarının kırıldığı iş cinayetleri karşısında, sorumlu ama elini taşın altına sokarak çözüm üretecek önlemleri almaktan kaçınan AKP iktidarı, bedel ödemek istemeyen işverenler, iç ve dış mihrakların sabotajından söz etmeye başladılar; gemi tersaneciliğinde Türkiye’nin ulaştığı başarıyı kıskananlar kiralık katiller tutarak sabotaj yapıp işçilerin ölümlerine yol açı-yorlarmış…
Türkiye’de tersanecilik kamu elinde iken de dünya piyasalarında yeri, birikimi olan bir üretim kapasitesine sahipti. Çok da doğal; üç tarafı denizle çevrili, gemi sanayiinde geçmişi, geleneği, mühendislik eğitimi, insan birikimi, pazarlama kapasitesi olan bir ülkeyiz. Kamu tersaneciliğinde işçiler böyle zebilane ölçeklerde ölmüyorlardı; çünkü kapatılan, peşkeş çekilen kamu tersanelerinde, sendikalı, ücretleri yüksek, kalifiye, tersane işçiliğinin güvenliği bilgisi verilmiş, kıdemli işçiler ağırlıklı üretim yapılıyordu. Gemi üretim ka-pasitesi ile tersane alanı arasında uyum söz konusuydu. Elbette kâğıt üstünde hep geçerli, var olan işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerine ilişkin yasal düzenlemeler işyeri komiteleri aracılığı ile göreceli denetleniyor, gereken asgari önlemlere uyulmaya çalışılıyordu.
Sonra ne mi oldu? 12 Eylül hukuku, düzeninde, sendikasız, uzman olmayan işçilerin çalıştırılmasının düşünülemeyeceği bu alandaki üretim, özel tersanecilik, Tuzla’ya taşınma, mafya düzeni patronaj ilişkilerinde.. Erdoğan Hükümeti sözcüleri ile iş-verenlerin ağızlarından düşürmedikleri ihracata da-yalı, yüksek kapasiteli modern üretim, o lüks ve şık gemiler, gelişen bir işkolu, kârlı yatırımcılık; kölelik düzeninde, en ilkel ağır koşullarda ucuz işçi çalıştırmanın ürünü. Dünya rekorları kırılan işçilerin sadece ölümleri üzerinden değil, her anlamda insan, işçilik, sendikal haklarının gaspedilmesi sayesinde…
***
Özalizme karşı ünlü “Bahar Eylemleri” ile direnen kamu işçilerinde başı tersane işçilerinin çektiğini bilir misiniz? Tuzla’da özel tersanecilik, mafya patronajı düzeninde, taşeronlar elinde yerleşip büyürken, ülkemiz ve dünyada işçilik, sendikacılık geleneği en köklü olan bu işkolunun işçileri, örgütlerini ayakta tutmak için çok direndiler, çok da ağır bedeller ödedi-ler. Önce eski sendikalı olanlar, sonra sendikaya üye olmaya kalkışanlar bir bir işten atıldılar. Tabii kölelik düzeninde ücretlerle birlikte, çalışma koşullarını aşağı çekmenin durduğu bir nokta olamadı. Şimdi işverenler, sorumlu bakanlar arsız arsız konuşuyor; işçilerin alın teri, kanı üzerinden kazanılan paralar, üretilen gemiler, çalıştırılan işçi sayısından çarpıcı rakamlar veriyorlar. On binlerce işçiyi aç kalmak, işsiz kalmakla tehdit ediyorlar…
Türkiye’de bu mafya, kölelik, taşeronluk düzeni içinde sosyal dampingde tek örnek elbette tersaneler değil. Ama siz, kamuoyu, alınmayan işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri yüzünden yavaş yavaş zehirlenerek, meslek hastalıklarından ölenleri bilmi-yorsunuz ki… Yavaş zehirlenmelerden hastalananların, ölenlerin kayıtları tutulmuyor. Bir ünlü kurşunla çalışan fabrikamızın, bütününe yakın işçilerinin kurşunla zehirlendiğinin ortaya çıkması, 1977 olayı dün gibi belleğimde. Tabii fabrika da kapanmak zorunda kalmıştı…
Ne oldu biliyor musunuz? Birkaç uyduruk, görünen işçi sağlığı, iş güvenliği önlemi ile kapanan fabrika yeniden açıldı. İşsiz kalan işçi de kaderine razı olup, yavaş zehirlenmeyi kader kabul etti. Sonra meslek hastalıkları hastahaneleri kapatılıp meslek hastalıklarının kaydının yapılmaması, müfettişlerle iş cinayetlerinin saptanmaması düzenine geçildi. Tuzla’daki fark, çok olumsuz koşullardaki üretimde ölen işçilerin saklanamaz olması. Geçici toplumsal duyarlılık. AKP, mafyalaşmış patronaj bu duyarlılığı unutturabilirlerse, yine iş kazaları ile ölüm rekorları kırılan örneğin inşaat setörüne benzer bir durum yaratılacak. Bu düzen böyle devam edecek.
Türkiye iş kazalarına bağlı meslek hastalıklarında dünya rekorunu olumsuzdan hep kıran, kayda geçi-rilmeyen meslek hastalıklarında ise dünyada en iyi durumdaymış gibi görünerek bir diğer rekora koşması ile, vahim durumunu bu çelişkiyle kanıtlamış bir ülke.
Kimin umurunda?..
Şükran Soner
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.