İnatlaşmak - Ataol Behramoğlu
Mayıs 24, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU
21 Mayıs tarihli Cumhuriyet’te, ayrı sayfalarda, ilk bakışta birbirinden bağımsız iki haber dikkatimi çekti.
İlki birinci sayfada yer alıyor.
Günümüz cumhurbaşkanı ve başbakanı eşlerinin bir arada ve zorlama olup olmadığı belirsiz birer gülücükle kameralara poz verdikleri fotoğrafın altında şöyle yazılı:
“Küskün ikili, çayda buluştu”…
İç sayfalarda yer alan öteki haberde ise Leyla Zana’nın İngiltere Parlamentosu’nda “Türkiye, Kürtler ve Avrupa Birliği” konulu Kürtçe bir konuşma yaptığını öğreniyoruz. İlk bakışta birbirinden bağımsız bu iki haber arasında, denebilirse eğer, bir içsel bağıntı olduğunu duyumsadım ve bu bağıntının “inatlaşmak” sözüyle karşılanabileceğini düşündüm…
Cumhurbaşkanı ve başbakan eşleri (aralarındaki küslükten hiç değilse görünüşte vazgeçmişlerse de) türban takmak konusundaki inatlarından vazgeçecek gibi görünmüyorlar…
Tıpkı Leyla Zana’nın önce Türkiye Parlamentosu’nda, sonra birçok yerde, son olarak da İngiltere Parlamentosu’nda Kürtçe konuşma inadı gibi…
***
Şimdi bu iki inatlaşma olgusunu, türban inadından başlayarak daha yakından irdeleyelim.
Herkes kendisine en çok yakıştığını düşündüğü giyim kuşamı taşımakta kuşkusuz ki özgürdür.
Dinsel inançların bu alandaki yansımalarına da kimsenin bir diyeceği olamaz.
Fakat özel yaşamın sınırları içinde kalmak koşuluyla…
Bu sınırlar içinde insanlar kendilerini -söz konusu hanımefendileri dışında tutarak söyleyelim- diledikleri gibi gülünçleştirme, çirkinleştirme, bayağılaştırma hakkına da sahiptirler…
Bütün bunlara kimsenin bir diyeceği olamaz.
En fazla gülüp geçilir, tuhaf karşılanır, küçümsenir vb…
Fakat kamusal alanın kuşkusuz ki kuralları vardır…
Türkiye’de yasalar, Cumhuriyetin temel felsefesi, kamu alanında dinsel simgelerin şu ya da bu biçimde taşınmasına izin vermiyor.
Bu aslında uygar insan olmanın da başlıca bir koşuludur.
Gelgelelim, milyon kez yinelenen bu gerçekler, türban inadı karşısında işe yaramıyor.
İlgili parti hakkında kapatma davası açılmış olması bile türbancıları inatlarından vazgeçirmiyor.
Cumhuriyetin değerlerine, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerine karşı, akıldışı, yasadışı inatlaşma sürüyor…
***
Kürtçe konuşma konusuna gelince…
Hiç kimseye herhangi bir dil zorla konuşturulamayacağı gibi herhangi bir dili konuşmanın yasaklanamayacağı da açık bir gerçektir.
Fakat bunun da belli kuralları, yeri, zamanı, ortamı olsa gerek…
Sayın Zana, İngiliz Parlamentosu’nda, Kürtçe değil de sözgelimi İngilizce konuşmuş olsa bence daha etkili olabilirdi…
Tıpkı, milletvekili olarak girdiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde de, Kürtçe değil de Türkçe konuşmayı yeğlese, sonrasındaki bütün sorunlara yol açılmamış olacağı gibi…
Fakat ne yazık ki o da, tıpkı türbancıların türban inadı gibi, resmi platformlarda Kürtçe konuşmakta inat ediyor.
Türbancılar nasıl, kimi kez açık kimi kez üstü örtülü, Türkiye Cumhuriyeti ve yasaları bizim umurumuzda değil demektelerse, dil konusundaki inatlaşma da bu meydan okumanın bir başka biçimini oluşturuyor…
***
Birbirinden ayrı alanlarda gibi görünen, aslında ise Cumhuriyetin değerlerine, temel ilkelerine meydan okumada buluşup birleşen bu iki inatlaşma arasında bir başka benzerlik daha var:
Gerilik, biçimcilik, slogancılık…
Birinde, yeri geldiğinde saygın ya da gerekli bir giyinme öğesi olabilen başörtüsü; ötekinde, her dil gibi saygıdeğer Kürtçe, biçimsel bir simgeye, slogana dönüşüyor…
Sadece bizim ülkemizin değil dünya uygarlaşma tarihinin en yüksek aşamalarından birini oluşturan Türkiye Cumhuriyeti, demokrasi ve özgürlük değerlerini zedelemeksizin, bu türden gerici, slogancı, ilkel inatlaşmaları aşabilecek mi?
Aşmak zorunda…
Faks: (0212) 343 72 64
Ataol Behramoğlu
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.