Bağımsız Yargı Demokrasinin Şartı - Ali Sirmen
Mayıs 22, 2008 - ALİ SİRMEN
5 Mayıs günü, Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin tarafından AB Genişlemeden Sorumlu Komisyon üyesi Olli Rehn’e sunulan, 2008-13 yıllarını kapsayan ve bu dönem için planlanan reformların yol haritası olduğu belirtilen “Yargı Reformu Yol Stratejisi” belgesinin Antalya’da baroları ve Barolar Birliği’ni dışarıda bırakarak tartışılmasının arifesinde, yargıya müdahalelerin doruğuna vardığı bir sırada, Yargıtay Başkanlar Kurulu sert bir bildiri yayımladı.
Yargıtay Başkanlar Kurulu bildirisinde, “tüm gelişmeleri izleyip değerlendiren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın anayasanın ve yasaların kendisine yüklediği sorumluluğun gereği olarak yasal yöntemle topladığı kanıtlara dayanmak suretiyle bir siyasi parti hakkında iddianame düzenleyerek yargılama ve müeyyide talebinde bulunmuş” olduğu belirtildikten sonra adı verilmese de AKP “iddianamenin kurumsal olduğunu göz ardı ederek akla mantığa ve hukuka aykırı tavır, söylem ve yazılarla ve hatta çoğu suç teşkil eden davranışlarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nı toplumun tepki ve husumetine muhatap kılmaya yönelmişlerdir” diyerek eleştirmektedir.
Yargıtay Başkanlar Kurulu, AKP’ye uyarı niteliği taşıyan sert bildirisinde iktidar partisini, yargı bağımsızlığını içine sindirememek, AKP yandaşı bir yargı peşinde olmak ve yargıyı AB’ye şikâyet etmenin yanı sıra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nı toplumun husumetine muhatap kılmakla suçluyor.
***
İktidarın yargıya saldırılarının yoğunlaştığı bu dönemde ileri sürülen suçlamaların hepsi doğrudur.
Anayasa Mahkemesi’nde dava açılmanın ertesinde, AKP eğer laikliğe karşı faaliyetlerin odağı olmadığına inanıyorsa, iddianameye karşı yanıtlarını hazırlar, mahkemeye iletir, gönül rahatlığı içinde, kararı beklerdi.
Ne var ki, suçluların telaşı içinde olan AKP, laikliğin odağı haline geldiğini pekâlâ bilmekte ve onun için AB ile Türkiye’deki yandaşlarının da yardımıyla yargıyı etki altına almaya hatta sindirmeye çalışmakta, bir yandan da anayasa değişikliğiyle, yolunun önündeki anayasal engelleri kaldırmaya çalışmaktadır.
AKP’nin yargı bağımsızlığını içine sindiremediği, kimsenin yadsıyamayacağı bir gerçek.
Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu da (HSYK), Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın yargı bağımsızlığıyla bağdaşmadığı herkesçe bu arada AB ilgilileri tarafından da ileri sürülmesine karşın AKP’nin yürütmenin yargıya bu müdahalesini yalnız önlememekle kalmamakta, aynı zamanda bu durumu savunmaktadır.
Hâkim ve savcı stajyerlerinin, bakanlık bürokratlarının yaptıkları mülakatlarla saptanması da yandaş yargı yaratma girişimlerinin bir parçasıdır.
***
Ergun Özbudun’un, AKP için hazırladığı anayasa taslağında ise yandaş yargı yaratmanın çabalarını görmek mümkündür. 109. maddeye bakıldığı zaman, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay gibi yüksek yargı kurumlarının seçimlerinde, çeşitli yöntemlerle çoğunluk partilerinin etkilerinin nasıl arttırılmaya çalışıldığı kolayca görülmektedir.
AKP’liler saptırılmış bir milli irade kavramıyla gerçekte, iktidara bağımlı bir yargı yaratmaya çalışmaktadırlar.
Yarın Antalya’da baroların ve Barolar Birliği’nin dışlanmasıyla toplanacak strateji belgesiyle ilgili oturumlarda ileri sürülecek olan görüşleri çok dikkatle ve yakından izlememiz gerekiyor. HSYK bu toplantıya katılmayacağını belirtmiştir.
22 Temmuz seçimlerinin hemen ertesinden başlayarak AKP’nin bu yönde yoğunlaşan çabalarına bu sütunda çok dikkat çekildi.
Ta Montesquieu’dan beri ileri sürülmüş iktidar erkinin kötüye kullanılmasına karşı çare olan kuvvetler ayrılığı sistemi demokrasilerin temelini oluşturuyor.
AKP bir yandan, demokrasinin onsuz olmazı laiklik ilkesini ortadan kaldırmak ya da hiç değilse işlemez hale getirme girişimlerini arttırırken öte yandan dördüncü güç medyayı tümüyle güdümüne almak, son olarak da, bağımsız olmayan yandaş yargı yaratmaya çalışarak demokrasinin köküne kibrit suyu ekecek,sivil darbe yolunda hızla ilerliyor.
asirmen@cumhuriyet.com.tr
Ali Sirmen
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.