Denizin Zulaları… - Hikmet Çetinkaya
Mayıs 18, 2008 - HİKMET ÇETİNKAYA
Denizin mavisiyle buluşur gözlerin. Çocuksu bakışların dalgalı yüzün gelir aklıma.
Denizin zulalarında yükselen toprak Aime Cesaire’nin gizler gözlerini…
Bazen fırtına, bazen ırmak demek istiyorum…
Kasırga, yaprak, ağaç!..
Yağmurlarla ıslanmak… Bütün çiğlerle nemlenmek…
Sonra alabildiğine bağırmak:
“sarhoş toprak,
güneşe doğru dikilen büyük döl yatağı toprak,
Tanrı’nın büyük coşkunluğu toprak,
ağzında bir tutam kekropla denizin zulalarından yükselen toprak,
insanların yüzleri yerine, gizlere kör gözlerini gösterebilmeyi
arzuladığım deli ve bakir ormanda yalnızca dalgalı yüzünü
karşılaştırabildiğim toprak,
bana senin sütünden bir yudum yeter yeniden keşfetmem için her zaman bir ılgımla aynı uzaklıkta - ve bin kere daha anavatanım olan, hiçbir prizmadan geçmemiş bir güneşle yaldızlı bir toprağı, her şeyin özgür ve kardeşçe olduğu toprağımı.”
Nergis Kasırgası’nın vurduğu Birmanya’yı düşünürüm yıldızların doğduğu saatlerde…
Paris’te de olsam, Brüksel’de de, İzmir’de de İstanbul’da ya da bir kıyı kasabasında çocuğunu emziren o kadın hep karşımdadır…
35 bin insan öldü, 2 milyon insan evsiz kaldı…
Askeri hükümet yaşananlara seyirci…
***
Denizin mavisiyle buluşurken gözlerin, anıların hep beyazlar giydiriyor sana…
Zeynep Oral’ın Leyla Gencer’i anlatan yazı dizisi, boğazın mavi derinliğinde yaşayan “La Diva Turca”ya alçakça saldıran yobaz takımı…
Benim ülkemin yetiştirdiği bir sanatçıya sahip çıkmayan Kültür ve Turizm Bakanı….
Ruhlarını, ideallerini bir koltuğa satan; utanmadan, sıkılmadan “Ben solcuyum” diyebilen dönek takımı…
Leyla Gencer devlet sanatçısıydı unuttunuz mu? Türkiye’yi onuruyla temsil etti unuttunuz mu?
Zeynep Oral çok güzel anlatıyor Leyla Gencer’i…
Şu bizim din bezirgânları, softalar bir okusalar, anlasalar Leyla Gencer’in kim olduğunu…
Aşağılık yaratıklar “dört koldan” Leyla Gencer’e saldırıyorlar; bir Cumhuriyet kadınını aşağılıyorlar…
Leyla Gencer’in aldığı ödüllerin kaç tane olduğunu bilirler mi?
Denizin zulalarından yükselen toprak bir yaşam perisi olup götürdü…
O şimdi denizlerin derinliğinden çıkıp gökyüzünde yıldızlarla buluşacak…
Leyla Gencer inandığı gibi yaşadı…
Ruhu yaşıyor Gencer’in…
Bedeni maviliğin sonsuzluğunda…
Leyla Gencer’i sevenlerin yüreğinde…
Bu yazı elbet bir şiirle bitmeli…
İtalyan şair Maro Luzi’nin “Yolculuk” şiiriyle…
“Camların değil, Akheron’un ardından
bakıyor gözleriniz, şehirler,
alnınızda yorgun yüzlerden aynalar
kurşini kurumda dönüp duruyorlar.
Hıçkırığınız benim sizin, boğazınıza düğümlü,
o sızıltı biçim size karışan,
ben, bir an için, ben sonra gelen:
hüzün giydirecek sonra diğer biçimleri.
Yaşamak ve güneş belleksiz
iç içe gökle, uzak hasret artığına sürgün;
yaşamak bize kalandır hâlâ
parmaklarımız çoktan buza tutuklu.”
***
Denizin zulalarında yaşamın gölgesindeyim…
Rose Tremain’in “Renk” romanını aldım elime…
(Can Yayınları)
Renk, 19. yüzyılın ikinci yarısında altın avcılarının, sarı madene verdikleri ad.
Okumaya başladım…
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr
Faks numaramız: 02126 343 72 69
Hikmet Çetinkaya
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.