Deniz Gezmiş’lerden Kalan… - Server Tanilli
Mayıs 16, 2008 - SERVER TANİLLİ
Geçen haftaki yazımda, mayıs ayını gözden geçirirken “6 Mayıs”ı unutmuş olamazdım; “Darağacında Üç Fidan”, yani Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan, gençlik anılarımızda başköşede bir yer tutmuştur. Ayrı bir önem taşıdıkları için bugün onları ele alıyoruz.Hulki Cevizoğlu’nun yeni çıkan “Kod Adı: 68-68′lilerin Dünü Bugünü” adlı önemli eserini (Ceviz Kabuğu Yayınları) yarıladığımız bir sırada, gazetemizde Mustafa Balbay’ın, Halit Çelenk Deniz’leri Anlatıyor adlı yazı dizisi yayımlandı (6-12 Mayıs). Söz konusu röportajın önemi şurada idi ki, ünlü avukat ve düşünür Halit Çelenk, Deniz Gezmiş’leri savunmuştu ve üç fidanı darağacında da görmüştü. Yazı dizisini okurken, önemli noktaları hatırladık ve o sarsıcı sahneyi de gördük, bir kez daha sarsıldık…
*
Deniz’lerin yaşadığı dönemde, özellikle 60′ların sonu ile 70′lerin başı, nasıl bir Türkiye vardı?
Deniz’lerin de savunmalarında dile getirdikleri gibi, “1946-1971 Türkiye’si, Amerikan emperyalizminin denetimi altında yarı bağımlı bir ülkedir”.
Ve “işbirlikçi” bir sınıf doğmuştur.
Bir de, ABD ile yapılan askeri, ekonomik ve siyasal “ikili anlaşmalar”: Türkiye’yi öylesine bağlıyorlar ki, Genelkurmay Başkanı üslere giremiyordu.
Bu arada 27 Mayıs Devrimi olmuştur. Başta demokratik bir anayasa olduğu gibi, yenilikler vardır: Türkiye İşçi Partisi kurulmuş ve 1965 seçimlerinde 15 üyesini parlamentoya sokmuştur. 1967′de de Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurulmuştur.
Dışarıda dünya sosyalizmi ve özellikle Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde bağımsızlıkçı hareketler; üstelik, bizim milli kurtuluş hareketimiz büyük bir örnektir.
Özetle, ülkede ciddi bir sosyal uyanış yaşanır.
Çok geçmeden, gençlik başı çeker: Gençler önce üniversitede eğitim sorunlarından yola çıkarlar; daha sonra, doğal olarak bu sorunların kapitalizmden kaynaklandığını görürler ve kendi sorunları ile ülke sorunlarını birleştirerek mücadelelerini sürdürürler: Boykot hareketleri; İstanbul’da ve İzmir’de Amerikan 6. Filosu erlerini denize atmak gibi, Amerikan emperyalizmini protesto; kimi köylü hareketlerine arka çıkmak; 15-16 Haziran olayları dahil, birçok işçi grev ve eylemine katılmak; NATO’ya hayır demek…
Özetle, tam bir bağımsızlık ve emekten yana bir iktidar ve demokrasi mücadelesi.
Deniz’lerin kavgasının özü bu!
Bu mücadeleyi özünde ne denli haklı görürseniz görünüz, karşılığı darağacına çıkmak oldu. Ancak söylemeli de: Toplumda gerçekten bir anarşi ve bunalım vardı, ama bunun kaynağı egemen sınıfların içine düştükleri ekonomik ve siyasal ortamdı. Ayrıca o sınıflar, ceza biçerken de dürüst olmadılar: Her şey anayasa ihlali sayıldı; yargılama -baştan aşağıya- hukuka aykırıydı ve burjuvazi de faşizme sapmıştı.
Deniz’ler ise bir uyanışın örneği idiler.
Unutulmadı, unutulmayacak…
*
Ya bugün? Gençlik dünyaya nasıl bakıyor?
12 Mart’ın, 12 Eylül’ün ardından, gençliğin önü kesildi ve ufku başka hedeflere çevrildi: Politika dışı durma, kendi çıkarına bakma, ülke sorunları yerine kendi sorunları ile ilgilenme yaygın.
Ama her şeye karşın yurtseverlik ölmedi.
Deniz’ler de, kuşaktan kuşağa geçen bir bayrak gibi. Bu yıl onlar daha yaygın ve daha heyecanlı olarak anıldı.
Bu uyanış önemli.
Ancak şu nokta da önemli: Gençler, hedefleri seçerken gerçekçi olmalı. Serbest piyasa ekonomisinin iflasa gittiği bir dünyada, Türkiye “bağımsız, laik, demokratik ve sosyal devlet”i amaç edinmeli. Demokrasi de bir “sandık demokrasisi” içinde soysuzlaşmamalı.
Gençlerin, “gitgide genişleyen bir demokrasi”nin gerçekleşmesine katkısı büyük olacaktır.
Sosyalizm de doğacaksa böyle doğacaktır…
Server Tanilli
Cumhuriyet


sayın tanıllının 6 mayısı unutmadığını bılıyordum değerlı yazarımızın yazısını severek okudum duşuncelerıne katıliyorum umarım gençler değerlı aydınımızın yazılarından yararlanırlar
Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.