Bayram Değil… - Şükran Soner
Mayıs 15, 2008 - ŞÜKRAN SONER
Prens’in gelmesi yetmedi, Kraliçe her yıl ziyaret ettiği iki ülkeden birisi olarak Türkiye’yi seçti. İngiltere, iç hukuku ile, kendi halkı için dünyanın en eski, en yerleşik demokratik ülkelerinden biri olduğu halde, krallıktan vazgeçmemiştir. İngilizler kendi vergilerinden anlamlı bir pay ayırarak saltanatın sürdürülmesine izin verirler. Dışarıdan görüldüğü gibi, geleneklerine bağlılıktan değil. Tamamen duygusal (!)nedenler işin içine girer…
İngiltere’nin zengin Kuzey dünyası içindeki ilişkilerinde merkez siyasi iktidar, liderleridir. Kraliyet ailesi, İngiliz imparatorluğunun (emperyal çıkarların) simgesel devamında rol oynar. İmparatorluğa bağlı ülkeler, sömürgeler ilişkilerinin odağında rol alırlar. İngiliz iç siyasetinde yeri ve rolü olmayan kraliyet ailesinin, çok ince hesaplanmış, ayarlanmış dış gezileri, emperyal çıkarların, duygusal bağlarının korunmasında önemli katkıları olduğu bilinir. Dahası, imparatorluğa bağlı ülkeler ölçeğinde, protokolde en üstte görünen kraliyet ailesi, gerçekte İngiltere’nin dış politikadaki çıkarlarının sürdürülmesi, kollanması adına, seçimle gelen İngiliz hükümetlerinin belirledikleri çerçeveler içinde görev yaparlar.
Yeni emperyal düzen, Afganistan, Irak işgallerinde güç ABD’de, siyaset, deneyimlerin, geleneğin taşınması anlamında İngiltere’nin elinde yürütülüyor. İngiltere AB üyeliği bir yana, hep ABD’nin yanında uygulayıcı başrollerde görülüyor.. Her neyse, bizi güncel olarak ilgilendiren konuya, İngiltere’nin kraliyet ölçeğinde Türkiye’ye bu büyük ilgisinin sorgulanmasına dönersek; vitrinde AKP iktidarı, Erdoğan hükümetinin protokol boyutunda desteklenmesinde, AB bürokratları ölçeğinden İngiliz kraliyet düzeyine çıkıldığını görmüş oluyoruz.
Tabii AB bürokratlarının AB kriterlerini ayaklar altına alan, insan hakları, demokrasi, hukuk düzeni, yargı bağımsızlığı, Türkiye’nin bağımsızlığı, laiklikle uzaktan yakından ilişkisi olmayan militan dille savunuculuk üsluplarının yerine, kraliyet protokolüne yakışan bir ağırbaşlılık gelmiş bulunuyor. Bu ağırbaşlılık, dışişleri bakanlarının ortak basın toplantısında da gözlemleniyor. Sonuçta yine de çıkar savaşlarının açık emperyal işgallerde silahla yapılması yanında en çok medya, imaj savaşları olarak yürütüldüğü bir çağda, İngiltere’nin tam takım AKP iktidarı yanında olduğu gibi bir görüntü yaratılmış oluyor.
***
İngiltere’nin üniversiteleri bile kullanılarak yakın bir geçmişte, Fethullah Gülen Hoca ekolüne verdiği büyük medyatik desteği anımsamakta yarar var galiba. Her ne kadar kasada ağırlık ABD’de olsa da, stratejisi İngiltere’den en yakın ama en batık müttefik Pakistan’daki son girişimleri de unutmayalım. Bir ayağı İngiltere’de radikal İslami akımlar, medreseleri ile Pakistan’dan dünyayı, şimdilerde kuralsız düzenin kuralsız savaşlarının tarafı olarak emperyal odakları tehdit etme boyutunda güçlendiklerinden, acil önlem projeleri arka arkaya geliyor.
En son New York Times’tan öğrenmiştik. Pakistan’da radikal İslama odak medreselerin karşısına Fethullah Gülen okulları ile çıkma projesi yere göğe konulamamıştı değil mi? Kraliçenin, imparatorluğun simgesi şıklığı, zarafeti ile Bayan Gül’ün ılımlı İslamın simgesi modernize edilmiş türbanı görüntü olarak ne kadar uyum içindelerdi, sorgulanabilir. Ya da İslamcıların alerjisine karşın smokin giymeyi göze alan Cumhurbaşkanı ile, giymemekte direnen Başbakanlı AKP denge oyunlarında, iki taraflı kraliyet ziyaretleri için çok önemli sayılan protokol kurallarının çiğnendiği fotoğraf kareleri nasıl bir yeni ittifak çizgisini simgeliyorlar? Kültürler çatışmasından sonra moda olan kültürler, dinler diyaloğu, dinler üzerinden siyasetin, yeni emepryalizmin çıkar ittifak arayışlarında yeni stratejilerin geçerliliğinde işe yarayacaklar mı?
Bu önemli ziyaretin gerçek ayrıntılarını, perde arkasını hiç bilemediğimiz için, sağlıklı bir sonuca varma şansımız da yok. Ancak dikkatimi çeken bir gerçeğin de altını çizmeden edemeyeceğim; ABD, İngiltere ve AB ülkelerinden AKP iktidarına yönelik, insan hakları, demokrasi, laiklik, hukuk düzeni, bağımsız yargı, en önemlisi de bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’ne saygısızlık boyutundaki siyasal destek bütünü ile medyatik çerçevede yürütülüyor. ABD, AB siyasi liderlikleri, resmi organları, Türkiye’nin rejimini, kimliğini yok sayan bir boyut ve üslupta AKP’ye tam destek verirlerken, bunu bütünü ile vitrinde, kendilerini siyaseten bağlamayacak bir çerçevede yürütüyorlar. Yani Türkiye’nin iç dengelerinde işler terse dönerse onları açıkta bırakacak resmi hiçbir falso ortada yok. Tüm çıkış ve açıklamalar ya resmi kimliği olmayan AB bürokratları, bağlayıcılığı olmayan organlar eliyle yapılıyor. En üstten son destek de öyle, prens, kraliçe ziyaretleri ile verilmiş vitrindeki büyük destek de siyaseten İngiltere’yi, hükümetlerini bağlamıyor.
Şükran Soner
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.