4 + 2 = 6 - Cüneyt Arcayürek
Mayıs 15, 2008 - CÜNEYT ARCAYÜREK
İktidar partisi genel başkanının ana muhalefete “mutat olay” diye söz edilecek düzeye inen saldırıları, ana muhalefetin iktidar genel başkanına karşılık verme çabaları, artık halkın, kamuoyunun fazla dikkatini ve ilgisini çekmiyor.
TV haber bültenleri zoraki bir çabayla karşılıklı sert demeçleri yayımlıyor. -Cumhuriyet dışında- gazeteler iktidar-ana muhalefet arasındaki kavgaya arka sayfalarda yer veriyor.
Nedeni açık: Toplum, bu kavgayı umursamıyor. Koyun can, kasap et derdinde, hesabı giderek ağırlaşan yaşam sıkıntıları ile boğuşuyor.
Oysa Başbakan’ın açıklamaları Türkiye’nin geleceği açısından önem taşıyor. Ana muhalefet kimi yolsuzlukları, ulusal sorunlardaki geri adımları gündeme getirerek AKP iktidarının ak diye anılamayacağını ortaya koyuyor.
Örneğin son Avrupa Birliği üzerinden başlayıp süregelen tartışma, bir iki yaşamsal sorunu gündeme getirdi.
Yetkili ağızlar Olli’lerin, Barroso’ların, Lagendijk’lerin AB’nin temel kuralı budur diyerek Türkiye’nin içişlerine hadlerini aşarak, üstelik Türkiye’yi aşağılayarak müdahale etmesini, AKP iktidarının başı RTE, sindirmiş görünüyor.
Son grup toplantısında AB’nin hakaret dolu, uyarıyı çok aşan söylemlerini doğal karşılıyor.
Brüksel’deki efendiler gibi, “Elbette” diyor. “AB’nin Türkiye’deki olaylara kayıtsız kalması beklenemez!”
Eleştiriye evet, yanlış olanın düzeltilmesini istemeye, uyarıya evet… Ama Türkiye’ye, ana muhalefete hakaret etmek cüretine elbette hayır!
Ancak uydu olmayı, her dayatmaya şapka çıkarmayı benimsemiş olanlar; ne yazık ki, “Bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet’i yönetiyorlar.
***
Aşamadıklarını, adını silemeyeceklerini anladıklarından da değil; dünyanın dehasını saygıyla andığı “modern Türkiye’yi yaratan” Atatürk’ten her konuşmalarında yer vermek zorunda kaldılar.
Bu tutuma karşın; bir kraliçe, II. Elizabeth, uçaktan iner inmez resmi ziyaretinin ilk adımında Anıtkabir’i ziyaret ediyor. 80’ini aşan yaşına karşın mozoleye kısa yoldan gelmiyor.
Bizimkilerin kerhen yürüdükleri uzun Arslanlı Yol’da yürüyor.
Anıtkabir özel defterini kısa, fakat anlamlı bir yazıyla imzalıyor:
“…Birleşik Krallık’ın büyük değer verdiği bir dosta ve modern tarihin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Mustafa Kemal Atatürk’e saygılarımı sunmak, benim için büyük bir onurdur…”
Yüzyılların imparatorluğunun son temsilcisi Kraliçe Elizbeth; bir imparatorluğu deviren Mustafa Kemal Atatürk için bu satırları yazıyor.
***
Yemek öncesi ilk kez smokinli Çankaya’daki AKP’li konuşmasını yaparken Kraliçe Elizabeth, dikkatli gözlerle çevresini inceliyordu.
Gördüğü manzarayı nasıl yorumladı, elbette bilinmez ama; yemeğe katılan hanımların başları da türbanlı değildi. Baştan aşağıya “kapanmamışlardı”.
Buna karşın, biri Hayrünnisa Hanım diğeri de Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın eşi başları örtülü, topuklarına kadar örtülü iki kadın.. topluluk içinde sırıtıyor. Çağdaşlığa soyunan Türkiye’ye ters düşen iki gericilik simgesi gibi…
Sofrada kraliçenin sağında oturan RTE ise yine kalın dudaklarını sarkıtmış, gözlerinin rengi daha da koyulaşmış, Çankaya’daki AKP’li “kardeşinin” yazılı metinden okuduğu konuşmayı dinlemiyordu.
Herhalde son tavsiyesini yemekte bulunan hanımefendilerin nasıl algıladığını düşünüyordu.
Kadını eve bağlamak, sosyal yaşama katkıdan uzak tutmak için uydurduğu öneriye göre, her ailede üç çocuğu bile az buluyor.
Grupta yine coştu: “Dört çocuğum olmasından memnunum. Keşke 5-6 olsaydı” dedi.
Recep Bey, Recep Bey: Modern tıp yaşa başa bakmıyor. Nimetlerinden yararlanabilirsiniz. 4 çocuğa iki daha ekleyebilirsiniz.
Üstelik bir ülke yöneticisinin halkına örnek olması gerekmez mi? Yaşınız ve Emine Hanım’ın yaşı da, kısa sürede kavuştuğunuz trilyonlar da elverişli.
Elinizi tutan mı var? Dört + iki = 6… Ha gayret!
Cüneyt Arcayürek
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.