İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Lagendijk -Mondros Zihniyeti Dönüşü ve Tarih- Yap- İşlet- Devretçilik- Zihniyet Şımarıklığı… - Taylan Sorgun

Mayıs 13, 2008 - Genel, TAYLAN SORGUN

“İyi bir şeyler olsa da yazsak” dediğimiz zamanlar olmaktadır. Ama, ara ki bulasın. Yok ise nasıl bulacaksınız?

Siyasi iktidarın “hazırlattığı anayasa taslağı” ilk önce ABD de üniversitelerde tartışmaya açılmıştı. “Gülencilerin katkıları” da o konferansta görülmüştü. Taslak o arada Brüksel’e de gönderilmişti. Şimdiki yeni tartışma, “Yargı reformu” adı verilen taslağın, Türk yargı kurumlarından önce Avrupa Birliği’ne sunulmasıdır. Tabii geçen günlerin öteki önemli gelişmesi Kemal Derviş’in “itirafları” idi. Ama, kimi medyada bu itiraflar mümkün olduğunca küçültülmüştü. Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren o itiraflar “Globalleşme” adı verilen yeni modelin aslında yeni “müstemlekecilik” yolunu açtığı idi. 1- LAGENDİJK’E TEPKİ “İMİŞ”… “İyi bir şey olsa da yazsak” Yok ki Lagendijk yıllardır tam bir geçmişteki “Komiser” edası ile Türkiye’ye, Türkiye’nin kurumlarına verip veriştirmektedir. Şahsen ben burada gerekenleri kendi üslubumla hiç bıkmadan yerine getirmişimdir. Eh nihayet siyasetten de bir ses çıkmıştır. Zaman zaman “komiser” davranışlarını eleştiren deneyimli diplomat CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen ve beraberindekiler TBMM Başkanı Köksal Toptan’ı ziyaret ederek, Türkiye- AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Lagendijk’e TBMM olarak tepki gösterilmesini istemişlerdir.

2- “DÜŞÜNELİM BAKALIM”… TBMM Başkanı Köksal Toptan’da, bu teklife karşı şöyle demiştir. “…Bu açıklamalar benim de hiç hoşuma gitmiyor, önerinizi düşünüp değerlendireyim…” Düşünülecek ve değerlendirilecektir? Ama ne zaman? Nasıl? Peki, Lagendijk’in marifetleri yeni midir? Kaç zamandır sürmektedir. İşte “Cevapsız bırakılmak” Lagendijk’in son açıklamalarına kadar işi getirmiştir. Ooo ama halâ düşünülecektir. 3- “İSTENMEYEN KİŞİ”… Lafı uzatmaya gerek yoktur. Acaba şu yapılabiliyor mu? Lagendijk diplomasi tabiri ile “İstenmeyen kişi” ilan edilebilecek midir? İşte asıl düşünülmesi ve yapılması gereken odur. Şimdi “Düşünülüp o düşünülen”yapılsa bile yine diplomasi dili ile “Nazik cümlelerle” dolu bir mektuptan başka birşey ortaya çıkmayacaktır.

4- TARİHE BAKALIM: 1919… 30 Ekim 1918 günü Birinci Dünya Savaşı bitmiş, Osmanlı İmparatorluğu’na Mondros Teslimiyet Anlaşması imzalattırılmıştı. Sonraki zamanda da gelip devletler, zamanın “Düvel-i Muazzaması” denilen emperyalist devletler Paris’te Sulh Konferansı toplamışlardı. O Konferansa zamanın işbirlikçi Sadrazamı Damat Ferit bir heyetle katılmıştı. Ama, o sırada Mustafa Kemal Paşa emperyalist, işgalci Düvel-i Muazzama’ya karşı Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’ni başlatmıştı. Paris’teki Sulh Konferansı masasında, Anadolu’nun parçalanması vardı.

5- KİMLERDİ ONLAR? O Konferans (On’lar Meclisi) adını taşıyordu. (Conseil Dix) Sonra da “Dörtler Meclisi” adını almıştı. Peki kimler vardı orada? ABD den Wilson. ABD Başkanı. Lloydo George, İngiltere Başbakanı. Clamenceau, Fransa Başbakanı. İtalyan temsilci Orlando. Bugün ABD dışındaki öte ki devletlerin temsilcileri şimdi AB’nin önde gelen devlerlerinin temsilcilerinin o zamanki benzerleri idiler.

6- AYNI ZİHNİYET… Paris Sulh Konferansı’nda aslında Osmanlı Devleti yargılanmıştır. Peki şimdi ne olmaktadır? Washington’dan tutunuz da Avrupa Birliği’nin Lagendijk gibi “Komiserleri” sanki aynı zihniyet içindedirler: 1- Siyasi partilerin siyasetlerine 2- Türkiye Cumhuriyet’i Devleti’nin Anayasası’na, 3- Türkiye’nin yargısına, 4- Türkiye’nin iktisadiyatına, 5- Türkiye’nin milli devlet, ulus devlet, üniter yapısına, 6- Sosyal olaylarına, 7- Milletin kutsal din duygularının kategorize edilmesine, 8- Türk Ordusu’nun Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’nden gelen, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi içindeki görevlerine kadar, herşeye karışmaktadırlar. Bu zihniyetleri, Paris Sulh Konferansı, ondan önceki zaman ve ondan sonraki zamanla aynıdır. 7- ŞIMARTIRSANIZ… O zihniyeti, “siyasi, tarihsel hatalarla şımartırsanız” olacağı da buydu. Oysa biz o zihniyeti Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali ve onu takip eden Lozan ile tarihe gömmüştük. Hem de ne gömüş. Ama, sanki o eski “müstemlekeci zihniyet” şimdi yeniden karşımızdadır. Siyasi partiler birbirleri ile siyasi mücadele yapabilirler. Doğaldır. Ama, işte böylesine zihniyete karşı “Beraberce, durun bakalım siz kimsiniz” demek neden olmamaktadır? Aaa ama tabii Avrupa Birliği meselesi vardır ya.

AB siyasetinin şurasını burasını beğenirsiniz, ya da beğenmezsiniz. AB’ye tam üye olmak denir ya da isteyen demez. Yasak mı var? E yakında AB’ye karşı çıkmak yasak olmalı “diyeceklere de” rastlayabilirsiniz. Ama işlerimize burunlarını bu kadar çok sokmaları da mı tabii dir? öf ki ne öf. 8- KIBRIS- PATRİKHANE… Bakınız: Kıbrıs ve Patrikhane meselesi o Paris Sulh Konferansı sırasında da vardı. Hatta Ermenistan meselesi. Orada, 1- “Kıbrıs’tan vazgeçtiğinizi bir defa daha ilan edeceksiniz” demişlerdi. Zaten Kıbrıs Yıldız Sarayı’ndaki gizli toplantıda savaştan önce İngiltere’ye kiraya verilmiş. İngiltere’de Kıbrıs’ı İlhak ettiğini savaş sırasında açıklamıştı. 2- Patrikhane meselesi de vardı. Mondros Sonrası Patrikhane istediğini almıştı. Şimdi de “Ben ekümenik’im” demektedir. AB ve Washington da öyle istemektedirler. Tabii şimdi AB var ya. İsterleeeer… 9- KÖYLÜ VE ENDÜSTRİ… Hiç bıkmam Türk Köylüsünün tarımcısının sorunlarından söz etmekten.

Ama şimdi, Avrupa Birliği’nin “tarım nüfusunu azaltın”, “Tarım destek şu şartlar içinde olsun” taleplerinden sonra, tarihsel hatalı siyasetler işte bugünleri de getirmiştir. Türk tarımının giderek eridiği, yerini yabancı tarım ürünlerinin aldığı bir zaman yaşanmaktadır. Peki endüstride ne olmaktadır? Tam bir yabancılaşma. 10- YAP-İŞLET- DEVRET… Şimdi TBMM de “Yap- işlet- devret” modelinin yeni alacağı şekilde tartışılmaktadır. Peki medyanın içinde bu tartışmalarıdan tek satır var mıdır? Yoktur. bütün kaynaklar “zaten ne kalmıştır ki?” tam bir yabancılaşmaya girecektir. Bunun adı, “Yap- işlet- Devret”tir ama, aslında tam bir “örtülü satış” tır. Çünkü, siz adama 40, 50 senelik “Yap-işet- devreti” vermişsiniz. Kim öle kim kala. Mal artık onundur. Aaa, bakın işin bir de başka yanı vardır: Onların zarar etmemeleri için devlet kesesinden imkan sağlanacaktır. 11- STRATEJİK ÖZELLİK…

Bu “Yap-işlet- devret”çilik de “stratejik özelliğe” falanda bakılmamaktadır. TBMM’deki müzakerelerde bundan da söz edilmiştir. E, ama milletin haberi var mıdır? TBMM televizyonundan verilmektedir, ama kaç kişi bunu izleyebilecektir ki? Ya da izlemektedir? Öf ki ne öf… Peki o Yap- işlet- devret’çilik adı altında yapılması gereken stratejik özellikteki işletmeleri “Devlet neden yapmasın?” Aaa ama bakın o zaman da “Devletlerarası Yüksek Sermaye” ayağa kalkacaktır. Neden ayağa kalkacaktır? Çünkü bu imkanlar kaçırılır mı canım… 12- YAYGARACILIK… Tabii onun arkasından, kimileri, “Yine devletçi mi olduk?” diye basacaklardır “yaygarayı”. Eh olmayı verin, verin, verin gitsin. Tarihi hataları yapın verin gitsin. Cumhuriyet’in kurduğu “Milli endüstri”den elde ne kalmıştır? Kimilerinin yerine apartmanlar dikilmiştir. Kimileri yok olup gitmiştir. Maliye Bakanı Unakıtan ne demişti? 1- Sümerbank’ın adını da tarihten siliyoruz demişti. 2- Tiko paraya ne varsa satarım demişti. E canım, “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler”. Öf ki ne öf…

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS