İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Demokratik Hıristiyan? - Şükran Soner

Mayıs 13, 2008 - ŞÜKRAN SONER

Başlığa söz konusu kavramı soru işareti ile birlikte koydum. Çünkü bilebildiğim kadarı ile dünyada, hele de AB ülkelerinde “demokratik Hıristiyan cumhuriyeti”olarak tanımlanan bir ülke yok. AB ülkelerinin ünlü siyasileri, bürokratları, medya üyeleri bu gerçeği elbette biliyorlardır. Nasıl oluyor, ya da hangi hakla Türkiye rejimine ilişkin durmadan yeni sıfatlar, kavramlar üretip duruyorlar?AKP’nin de besbelli çok sevdiği “ılımlı İslam” az geldi, son günlerde AKP’ye açılan davaya, Türkiye bir sömürge ülkesi imişçesine müdahalelerini açıklamaya yönelik “demokratik laik” kavramını yarattılar. Yetmedi, şimdilerde Türkiye’den, rejimi ve adından söz ederken “Demokratik Müslüman Cumhuriyeti” demeye başladılar.

Hani insan haklarının, demokrasilerin olmazsa olmaz ölçekleri, evrensel hukuk ilkeleri, insan hakları evrensel bildirgesi çerçevesi, laik düzendi? Laiklikten anlaşılan da devletin dini kimliğinin olmamasıydı. Hıristiyanların çoğunlukta oldukları ülkelerde doğal olarak “demokratik Hıristiyan cumhuriyeti” anlamına gelen bir kimlik söz konusu değildi. Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ardından, Atatürk devrimleri sayesinde geçerlilik kazanan laik Türkiye Cumhuriyeti’nin de ne adında ne de yorumlanmasında, önünde, arkasında Müslüman tanımlaması elbette yoktu.

Din tanımlaması, ancak anayasal hukuk düzeninde evrensel hukuk ilkeleri, insan hakları çerçevesinin değil, şeriatın geçerli olduğu ülkeler düzenlerinde söz konusu olabilir. Yani şeriat yorumları farklı olsa da, anayasal hukuk düzenlerine dini kuralların bulaştığı ülkeler için, “Müslüman, Hıristiyan.. “tanımlamaları eklenebilir. Tabii ki şeriat hukukunun, ne kadar demokratikleştirilirse demkratikleştirilsin, gerçek demokratik hukukla bir ilişkisi olamayacağı içindir ki, rejim tanımlamasında “Müslüman” kaydı olan ülkeler için, bu türden bir algılama da söz konusu değildi.

***

“Demokratik Müslüman, laik, ılımlı İslam..” kavramları, emperyalizmin, yeni dünya sömürü düzeni çarklarının işletilmesinin yeni kavram araçları olarak icat edilip gündeme getirildiler. Tabii gerçek demokrasi ilkeleri, kavramları üzerinde oynanan oyunlarla, kafa karıştırmaya yönelik olarak…

ABD’nin 11 Eylül’ü, kuralsız düzenin kuralsız savaşları, yeni emperyalizmin yeni stratejileri, işgal yöntemlerinin en cici sözcükleri “demokrasi ihracı” olunca; her oyun ve tuzak kavram, sözcüklerin önüne bir “demokratik, ılımlı” sıfatları eklenir oldu. Kendi yarattıkları, sonradan başlarına da kimi yerlerde bela olmaya başlayan radikal İslam karşısına ılımlı İslam projeleriyle, tarikatlarla, hocaefendilerle çıkarlarken, modernitenin de tanımı anlamında “ılımlı” sıfatı çok sıcak ve sevimli geldi.

Elbette tek başına yetmeyip, anlam taşımadığı içindir ki, askeri güçle, en vahşi ölçeklerde, emperyal işgallere, öncelikle petrol bölgelerinin denetimi stratejili girişilirken “demokrasi ihracı” kavramı önemli oldu. Radikal İslami terör örgütlerini yuvalarında dağıtma gerekçeli bu işgaller sonrası rejimlerin adlarının önüne de elbette “demokratik” sıfatı yakışırdı. Afganistan’da, Irak’ta şeriattan vazgeçilemediği içindir ki, anayasal hukuk düzeni şeriat hukuku ile beslenirken, yine dinler, ırklar, mezhepler üzerinden kurulan partiler, yapılan siyasetle seçime, sandığa gidilirken rejimin adına “demokratik” tanımlamasının eklenmesi yeterli sayıldı

.
Türkiye 85 yıldır bağımsız, yerleşik rejimi olan bir ülke değilmiş gibi, yeni sömürge ülkelerinde kendilerine tanıdıkları haklar, şımarıklık, densizlik içinde, laik Türkiye Cumuhuriyeti, anayasal hukuk düzeni yokmuşçasına; “ılmlı, demokratik İslam, demokratik rejimin ilk kez Türkiye’de denenebileceğinden, İslamla demokrasinin bağdaşıklığının sınanacağından..” söz açabilecek kadar pervasızlar.

Bir kez değil, bin kez daha altını çizmekte, gerçeği yüzlerine vurmakta yarar var; Kurtuluş Savaşı destanının yazılmasının ardından, Atatürk devrimlerinin yol göstericiliğinde kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti yıkılmış değil. Arada bir, onların açık ya da gizli destekledikleri askeri darbelerle, en çok sendikal, sosyal, insan hakları, demokratik ayaklarının kimileri yara almış olsa da, rejimin özü dimdik ayakta. Ilımlı İslamdan yana siyaset iktidara gelmiş olsa da, rejime yönelik bir darbe yaşanmış değil. Laik Türkiye Cumhuriyeti üzerinden, besbelli çıkarlarına çok uygun gördükleri “ılımlı, demokratik İslam ya da laik” adı her ne halt ise rejim modelini bu ülkede deneyemezler.

Türkiye, “stratejik ortak”, “siyasi iktidar ittifakları” içinde çok fazla yönlendirilebiliyor olsa da, işgal alanları, sömürge toprakları içinde değil. İslamla demokrasiyi bağdaştırma denemelerini, başlarının belada, rejimlerinden doğrudan sorumlu oldukları ülkelerde; Irak, Afganistan, Pakistan ve Suudilerde gündeme getirebilseler, hiç değilse şeriatın radikal yorumlarından, kanlı mezhep çatışmalarından halkları kurtarma gibi hayırlı katkıları olabilir.

Şükran Soner

Cumhuriyet

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS