“Yüksek Komiserler”- Ali Kemal- Memleket Gazetesi ve Hamdullah Suphi- Kehribar Ali’nin Öfkesi… - Taylan Sorgun
Mayıs 12, 2008 - Genel, TAYLAN SORGUN
Mustafa Kemal Paşa, henüz Anadolu’yu geçmemişti. İstanbul’a 13 Kasım 1918 günü gelmişti, önce zamanın ünlü oteli Pera Palas’a inmişti. Annesi Akaretler’de oturuyordu. Ancak, Mustafa Kemal Paşa işgalcilerin neler yapabileceğini hesapladığı için şimdilik öylesini tercih etmişti. Sonra Şişli’deki evde oturacaktı, ama asıl gizli görüşmelerini yaptığı ev Beyoğlu Havva Sokak’ta Suriye’den arkadaşı olan Salih Fransa’nın eviydi. O evdeki çalışma odasını görmüştüm.
SALİH FRANSA…
Mustafa Kemal, Suriye’deki ordumuzda genç kurmaylığı sırasında görev yapmıştı. O tarihlerde savaşın getirdiği sıkıntılar vardı. Salih Fransa Suriye’deki çiftliğinden orduya, karşılık almadan yiyecek taşıyor, yardım ediyordu. Aslında, zamanın insanlarının çoğu artık o toprakların elden çıkacağını çok erken anlamışlardı. Çünkü, artık Arap şeyhleri ve İngiliz ittifakı başlamış ve gelişiyordu. Ama, Ordu destan yaza yaza vuruşmak kararında idi. Öyle de olmuştu.
TÜRK DÜNYASI… Birinci Dünya Savaşı başlamadan önceydi. İttihat ve Terakki’nin şefi Talat Bey, Merkez-i Umumi’yi İstanbul’daki binasında toplamıştı. O bina Cumhuriyet Gazetesi’nin Cağaloğlu’ndaki tarihi binası idi. Babam ve Amcam da o tarihlerde o binanın kapısından çok girip çıkmışlardı. Talat Paşa işte o Merkez-i Umumi toplantısında arkadaşlarına şöyle demişti: “…Araplar bizden kopacaklardır. Tarih böyle olduğunu gösterecek. O halde bizim Balkan’lardaki ve doğumuzdaki Türk dünyası ile ittifak yapmamız ve yeni bir dünyanın ortaya çıkışını temin etmemiz icab etmektedir…” SONRA TURAN…
İşte bu milli hareketin adı daha sonra “…Turan…” olacaktır. Mustafa Kemal o tarihlerde “o dünyanın gerekliliğini” Kongrelerde savunmuştu, ama Enver ile arasındaki görüş ayrılığı işin siyasi stratejisi yönünden çıkmıştı. neyse tarih bunları kaydetmiştir… Zaman geçip gitmiştir. Anlatması uzundur. O kongrelerde bulunanlarla da konuşmuştum… ATEŞ VE İHANET… Zaman geçti. Sayısız cephelerde vuruşuldu. Ama talih ve tarih önümüze işte o 30 Ekim 1918 tarihli Mondros ve onu takip eden Sevr’i getirip koymuştu. Zamanın emeperyalizmi, ve işbilmez, güya siyaseti çok iyi bildikleri hala övülenlerin tarih yanlışları ile bir koca imparatorluğu dağıtmıştı… Ve o dağılma ile Mütareke Dönemi başlamıştı.Daha doğrusu teslimiyet… Teslimiyet zamanında bir yanda “Ateş” öteyanda “ihanet” vardı. KEHRİBAR ALİ… Geçen hafta Kehribar Ali, İstanbul bıçkını yeni Kuvvacı Kehribar Ali’nin “ihanetçilerden Ali Kemal’i” Serkldoryan Kulübü önünde öteki dünyaya götürmek için Doktor Fahri’den işaret beklediğini, ancak, Mustafa Kemal Paşa’nın, Küçük Doktor takma adını verdiği Doktor Fahri‘nin “olmaz işareti” ile elini belinden, Trablus Kuşağı içindeki silahtan çektiğini anlatmıştım ya, işte onun devamı da var…
Mustafa Kemal Paşa Anadolu’da Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’ni başlamıştı. İstanbul’a gelir gelmez de sonra “…İstanbul Kuvvası adını alacak olan…” teşkilatı kurmuştu. İşte Anadolu’ya geçişi ondan sonradır. ASMALI MESCİT… Doktor Fahri, Ali Kemal’i Kehribar Ali’nin namlusundan kurtarmış, sonra da onu alıp Asmalı Mescit’teki bir lokantaya götürmüştü. Kuvvacılar da oraya giderlerdi. Dededen kalma kehribar tesbihi elinden düşürmediği için “…Kehribar Ali…” diye anılan İstanbul bışkını, yeni Kuvvacı Ali, Doktor Fahri Bey’e sordu: “…Elimizi neden tutmuşsunuzdur..?” Doktor Fahri cevapladı: “…Mustafa Kemal Paşa’nın Kuvva merkezine verdiği emir odur. Takip edilecek faaliyetlerine bakılacak. Başkaca mesele şu, halk kimlerin Avrupalı işgalcilerle işbirliği içinde olduğunu anlamalı…” TRABLUS KUŞAĞI… O zamanki İstanbul bıçkınları Trablus kuşağı denen kuşak sararlardı. İçinde bir kama bir tabanca olurdu.
İşte o gece Asmalı Mescit’te de Kehribar Ali’nin Trablus kuşağında onlar vardı. Elini kuşağına götürdü koca tabancanın kabzesini öfke ile sıktı. “…Ah beyim elimizi tutmasaydın o dürzü herif şimdi yoktu… Ama ne yapalım emir öyle ise, Mustafa Kemal Paşamız öyle istemiş ise doğrusu odur… Lakin görelim mevla neyler…” ÖYLE BİR TOKAT Kİ… Doktor Fahri ile Kehribar Ali lokantadan çıktılar. Birden iki kişilik İngiliz devriyesi bitiverdi. Elleri ile dur işareti yaptılar. O zaman Padişah ve Sadrazam işbirlikçi Damat Ferit Türklere silah taşınmasını yasaklamışlardı. Çünkü işgalciler öyle istemişlerdi. İngiliz devriyesi üzerlerine geliyordu. Doktor, Kehribar Ali’ye uslu dur dedi. Çatışmaya temkinli girmek lazımdı… İki İngiliz askeri tam önlerine gelmişti ki, Kehribar Ali’nin ünlü tokatları heriflerin suratlarında patladı… Ağız burun kan… LAZIM OLUR… İki İngiliz devriyesi yerlerde idi. Kehribar Ali İngilizlerin silahlarını kaptı.
Hem de kurşunlukları ile birlikte. Doktor Fahri Kehribar Ali’ye emir verdi: “…Silahlar Çengelköy Merkezi’ne gidecek…”O sırada bir İtalyan devriyesi görüldü. Doktor Fahri ile Kehribar Ali devriyenin üzerine ateşe başladılar… İtalyan deveriyesi yere yattı… Ve onlar karanlık sokaklarda kayboldular… “BASALIM ŞURAYI!… Beyoğlu Serkaldoryan Kulübü, işbirlikçiler ile işgalci devletlerin “…Yüksek Komiserleri’nin…” buluştukları, gece poker oynadıkları, masaların etrafında ticaret pazarlıkları yaptıkları yerdi. İşbirlikçiler dışardan mal getiriyor satılıyor, işgal devletleri ” Yüksek Komiserleri”nin paylarını da yine kulüpte veriyorlardı. İstanbul’un bir yanında Kuvvacılar öteki yanında, çamur çirkef içindeki işbirlikçiler vardı. Kasımpaşa Kuvvacıları birgün orayı basmaya karar vermişlerdi. Lakin, Merkez’den gelen emir şuydu: “…Oradaki konuşmalar, pazarlıklar takip edilmeli, merkeze bildirilmeli…” “YANGIN YERİ”… “Yangın yerine döndürmek”… O zamanki tabirlerden. Hakikaten öyle de olurdu. “Yangın yerine döndürmek” eski İttahatçıların tabiri idi. Kuvvacılar o tabiri kullanmaya devam ettiler. Yani bir yerin üzerine gidildi mi orası öyle bir hale gelirdi ki sanki “Yangın yeri” O Kuvva zamanında işgalcilerin çok yerleri yangın yerine döndürülmüş, çok sokaklar vuruşmalarda yine yangın yeri gibi oluvermişti.
MEMLEKET GAZETESİ… İstanbul Kuvvacıları
harap matbaalarda işgale karşı Anadolu yanlısı gazeteleri gizlice basıyorlar, İstanbul’un cin gibi akıllı çocukları, çıplak ayakları ile onları gizlice dağıtıyorlardı. Bunların içinde “Memleket Gazetesi” vardı ki sayınız ki ateş gibi. İsmail Hakkı Bey (Danişmend), Hamdullah Suphi Bey (Tanrıöver)’in ateş gibi yazıları herkesin dilindeydi. ALİ KEMAL VE ONLAR… Halk şöyle diyordu, “…Bir yanda düşmanla beraber Ali Kemal, bir tarafta bu Vatan insanları…” Hele hele Hamdullah Suphi Bey’in yazıları yok mu? Milleti ayağa kaldıran yazılardı. Saray ve çevresi ile işbirlikçiler, Hamdullah Suphi Bey için “…Avrupa ile aramızı bozuyor… Maceracı Kuvvacı…” demekteydiler. Ali Kemal ise o işbirlikçilerin başlarının tacıydı. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin baş tacı üyesi idi. ANKARA VE SERKLDORYAN… Ali Kemal esir İstanbul’da Serkldoryan Kulübü’nde işgal devletleri Yüksek Komiserlerine yazılarını okurken, Hamdullah Suphi Bey Ankara’da Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali Merkezi Ankara’da Mustafa Kemal Paşa’nın yanında Milli Eğitim Bakanı olarak, gümüşi renkli kalpağı, seferi avcı ceketi ve tozlu koca çizmeleri ile oturuyordu. Ve de ateş ve ihanet günleri geçip gidiyordu. Sonunda tarih kararını verdi…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.