Venedik Kriteri ile AKP Gondolu Batar-NEVAL KAVCAR
Mayıs 12, 2008 - Genel
Daha önce AKP’nin kapatılması için hazırlanan iddianameyi mutlaka okumak gerekir demiştim. Şimdi de iktidarın savunmasını mutlaka okuyunuz diyorum. Onun bunun şunun dediğine değil, okuduğunuz satırların ne mana ifade ettiğini kendiniz görünüz. İddianameyi siyasi ve hayalci bulan iktidar, tamamen hamasete dayalı hayali bir savunma hazırlamış. Satır satır okuyup koskoca iktidar partisinin Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere bu milleti nasıl olup da hala kandırmaya çalıştığına şahit olunuz.
Sanki beş yıllık dönem gözlerimizin önünde yaşanmamış gibi iddianameye giren suçlamaları, yanlış anlaşıldık, gizli gündemimiz yok demişler. Başsavcının siyaseten bu davayı açtığının kanıtı olarak AK parti yerine AKP demesini öne sürmüşler. “Ak Parti” reklâmına, kapatılırken de devam etmek ne işlerine yarayacak anlayamadım. Partinin adının kısaltması yerine tam adının kullanılmasının neresi siyasi keşke onu da açıklasalardı.
Çok uzağa gitmeyelim, örneği yakın tarihten verelim. Biliyorsunuz “Başörtüsü mutabakatı” yapılmış, fakat AKP bu işi yarıda bırakmıştı. YÖK 17. Maddede gerekli değişikliği yapmayarak, bugün laiklik karşıtı fiillerin odaklığını teşkil etmenin örneğini oluşturmuştur. Ne olurdu canım her yerde başörtüsü serbest olsaydı, kime ne zararı vardı diyenler var. AKP İktidarı göstermiştir ki bu iş başörtüsünde bitmeyecekti. Şeriat uyguluyoruz diyen aktörlerin keyfiyetine bağlı bir macera nerede biterdi dersiniz.
Ortada ne hukuk kalırdı ne çokça sözü edilen demokrasi. Erdoğan veya Washington tandanslı cemaatin kontrolünde görünen, fakat işin başında başkalarının olduğu su götürmez gerçek, “Ilımlı İslâm Devleti.”
Davanın siyasi sebeplerle açıldığının örneği olarak Başbakan Erdoğan’ın 12 Şubat 2008 tarihinde ki grup toplantısında ki sözlerinin alınmasını gösteriyorlar.
“İdam sehpasının yolunu gösteriyor. Biz bu yola çıkarken daha önce de demokrasiye inanmış insanların söylediğini söylüyoruz. Biz o beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık. Biz bu konuda bedel ödemeye hazırız. Bu konuda rahatız.” ( İddianame)
İddianame de bu söylem hedeflerini gerçekleştirmek için ölümü göze almak olarak değerlendirilmiş, savunmada ise başbakanın millî irade ve demokrasi için ölümü göze aldığı ifade edilmektedir. Oysa çok iyi hatırlıyoruz ki Baykal’ın başörtüsü konusunda ki muhalefeti ve Erdoğan’ın etrafını umursamaz tutumu ile “Anayasa” değişikliğinden bahsettiği günlerdi. Baykal’ın idam sehpalı hatırlatmasına, “Biz o beyaz çarşafla yola çıktık, bedelini ödemeye hazırız” karşılığını vermişti. Şimdi ne alakası var o tartışma sonrasında, millî irade ve demokrasi için ölürüm diyordu masalına.
Bırakın millî irade için ölmeyi, kapatılma davası açıldığında “yanımızda MHP de vardı” küçüklüğü ve korkaklığına kaçan başbakan mı demokrasi şehidi olacaktır?
Kapatılma davasının açılmasını “Türkiye Yargıçlar Devleti” tezine bağlayarak, yargının muhalefetin yerini aldığı söyleniyor savunmada. Anayasa’da partilerin kurulması ve uymakla yükümlü olduğu hususlar ortadadır. Siyasi bir parti nasıl kapatılır o da bellidir. Şu an Türkiye’de cereyan eden süreç yasaları hiçe sayan her partinin başına gelebilecek bir durumdur. Yargıtay Başsavcısı Ocak 2008′de uyarısını yaptığında “herkes işine baksın diyerek terleyen Erdoğan, başsavcı işini yapınca kızmaya hakkı kalmış mıdır?
Birçok devlet adamının cemaat okullarına gittiği örneklenerek, Abdullah Gül’ü bu işten sıyırmaya çalıştıkları anlaşılmaktadır. Gül’ün resmi emri ile okul ziyaretine bir kez gitmiş olmak ayni mahiyette gösterilmek istenmektedir. Buradan çıkacak en önemli ders, hakkında şüphe duyulan ve ABD’nin öncü karakolu olduğu söylenen bu okullara bir kere gidersek ne olurun cevabı, “kullanılma” dır. Sadece okullarına değil, Abant Platformlarına, yurt içi ve dışında yaptıkları faaliyetlere konu mankeni olarak katılıp, turistik gezi yapmayı kâr görenler resmen “kara para aklayıcısı ” olmaktadırlar. Günün birinde önlerine konan şeyin ne olacağını önceden dost uyarısı olarak sürdüreceğimiz bilinmelidir.
Savunmada yine bir başka konu 1960′dan beri Türkiye’de 24 siyasi partinin kapatılma yalanıdır. 24 değil 26 siyasi parti kapatılmıştır. Bu bilgi ile Anayasa Mahkemesini aldatmayı planlamadıkları besbelli. Hala tirubünlere oynuyorlar. 24 partinin 16 âdeti kongresini zamanında yapmamış ya da hülle partileridir. Tüm kapanan partileri AKP aleyhine açılmış dava ile özdeşleştirmeye çalışmaları, kapandan nasıl olurda çıkarızdan çok demokrasi havariliğine devam etme cambazlığından ibarettir.
Savunmaya “Venedik Kriterlerini” koymalarına bakarak içlerinde hukukçu yok mu şüphesini uyandırıyor insanda. Madde madde Venedik komisyonun ilkelerini yazmakla ellerine ne geçecek acaba?
Venedik komisyonu AİHM’nin bir organı. Venedik kriterlerinin hazırlanış sebebinin laiklikle yakından uzaktan ilgisi yok. Venedik kriterlerini örnek olarak gösteren AKP bilmiyor mu, bu kriterlerin hazırlanmasından 3 yıl sonra AİHM i refah kararını vermiştir.
Avrupa’nın şartlarında oluşturulmuş ve laiklikle yakından uzaktan ilgisi olmayan Venedik kriterine sığınmış AKP. Altlarında AKP gondolu, tehlikeli sularda seyretmekten vazgeçmediler. Savunmayı ya hukukçular hazırlamamış, ya da bir an önce kapansın da kurtulalım diyorlar.
Venedik kriterleriyle AKP gondolu batar mı, batar.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.