Darbe - Mümtaz Soysal
Mayıs 12, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
ADAMLAR, “Bütün koşullar yerine getirilse bile tam üyelik olmaz” diyorlar. Bir kısmı da “Tam üyelik olsa da, Türkiye için özel sınırlamalar konacaktır” demekte. Sanki bütün bunlar söylenmemiş gibi, ne istenirse istensin, bizimkiler “Emriniz olur” deyip hemen yapıveriyorlar. Nitekim, geçen hafta AB Troika’sıyla gelen malum “komiser” Olli Rehn, “Parti kapatma sizin nenize gerek, önce yargı reformu yapın” anlamına gelen bir şeyler söyledi ya, AKP’li Adalet Bakanı yememiş içmemiş, “Yargı Reformu Strateji Taslağı” adlı bir belgeyi hemen ona “sunmuş”.
Yargı mensupları elbet tepki gösterdiler. Türkiye Barolar Birliği ve YARSAV’dan sonra, Yargıtay Başkanvekili de “yüksek mahkemelerle başka üst organ ve kuruluşların görüşü alınmadan” böyle bir şey yapılmasını “şaşırtıcı” bulduklarını açıkladı.
Bakan, bunun “bir ham çalışma” olduğunu söyleyerek kendini savunmak isterken baltayı taşa vurdu. Şimdi, “Tam tersine, bunun önce ülkedeki yargı mensuplarıyla konuşulup sonra dışa verilmesi gerekmez miydi” diye sorulmaz mı? Önce yabancılar beğenecek ve ondan sonra o beğeni üzerine mi çalışılacak?
Kendi insanlarını aşağılamak ancak bu kadar olur. Oysa, AKP’lilerin çoğunun “Milli Görüş”ten geldiğini sanıyorduk biz.
eşitli vesilelerle ve en son da Kapatma Davası dolayısıyla Türk yargısının dış baskı altında tutulması ülke bağımsızlığını zedeleyen iç densizliklerin ve dış küstahlıkların başında geliyor.
Özellikle de “Adalet mülkün, yani devlet ülkesinin temelidir“ denen bir Türkiye’de. Yargı kararlarının uygulanmayışına, bütün suç duyurularına karşın özelleştirme talanına ilişkin yürütmeyi ya da yürürlüğü durdurma kararlarının savsaklanışının üstüne tüy diken bir durum söz konusu.
Gelen giden yabancılar herhalde bilir, İngilizcede buna “Yaraya hakaret eklemek” derler.
Alnının akıyla görevini tamamlamakta olan Danıştay Başkanı Sumru Çörtoğlu, geçen günkü törende bütün bunların yargı bağımsızlığına “ciddi darbe” indirmekte olduğunu vurguladı. Oysa, Amerika’nın düşünce kuruluşlarına bile sızmış uzaktaki “Fethullahçı”larla, AB’li politikacılardan içteki cumhuriyet karşıtı yazarlara varıncaya kadar birtakım insanlar, yasal görevini yapan Yargıtay Başsavcısı’nın kapatma davası açmasına “yargı darbesi” adını vermişlerdi.
Kavramlar tersine çevrildiğine göre, yeni anlamdaki asıl darbecileri, cuntalarda ve gizli örgütlerde değil de, yerleşik yanlış düzenlerin savunucusu, hizmetkârı ve yalakası olup da doğruluğa, dürüstlüğe ve özveriye darbe vurmaya soyunmuş olan cibilliyetsizlerde mi aramak gerekiyor acaba?
Mümtaz Soysal
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.