Demokrasi - Kakokrasi - Öztin Akgüç
Mayıs 11, 2008 - ÖZTİN AKGÜÇ
Kakokrasi sözcüğünü, kavramı ilk kez, 1950’li yıllarda anayasa hukuku hocamız rahmetli Prof. Dr. Bülent Nuri Esen’den duymuştum. Demokrasi etiketi altında, tek adam yönetimine, isteğince (keyfi) yönetime, baskıcı bir yönetime, hukuk devletinden uzaklaşmaya karşı hocamız tepkisini “kakokrasi” sözcüğü ile dile getirmişti. Kakokrasi bir kötüye sapmayı, sapıncı (dalaleti), bir kötü kullanımı, kötü uygulamaları, yönetimde pis kokuları, yozlaşmayı demokrasi etiketi altında gizlemeyi, saklamayı ifade ediyordu. Türkiye’nin siyasal düzeni demokrasi değil kokokrasi idi.
Hocamız bugünleri görse, günümüz düzenini nasıl nitelendirirdi? “Kakokrasi” sözcüğü bile hafif kalabilir. Demokrasiden bu denli çok söz edildiği bir ülkede, yarım yüzyılı aşkın bir sürede niçin, en hafif deyişle kokokrasiden demokrasiye geçilemiyor?
Gerçek demokrasi, bağımsızlığın, özgürce düşünmenin, özgür davranışın yerleşmiş olduğu toplumlarda yeşerebilir, yaşayabilir. Bağımlı, özgürce düşünemeyen, özgürce davranamayan toplumlarda “demokrasi” kimine göre bir özlem, kimine göre de bir alalama (kamuflaj) ya da kandırmaca olarak kalır.
Bizim gibi özgürce düşünemeyen, özgürce davranamayan, kendini mahalle baskısı dahil çeşitli baskılar altında hisseden, özgüveni eksik, ayartıya (iğvaya) çabuk kapılan, kolay yönlendirilebilen toplumlarda, ne yazık ki demokrasi, bir kabuk olarak kalıyor, lafta kalan göstermelik bir demokrasi olmaktan ileri gidemiyor.
Türkiye’de dinsel baskılar, tarikat cemaat ilişkileri, eğitim yetersizliği, ekonomik bağımlılık, insanımızın özgürce düşünmesini ve davranmasını engelliyor, dini baskıların ağır, dinsel egemenliğin hüküm sürdüğü toplumlarda, demokrasi olmaz. Laiklik, özgür düşünmenin, özgür davranışın, baskılara karşı tepki göstermenin temel taşıdır. Demokrasi, ancak laiklik temeli üstüne kurulabilir. Dincilerin niçin laikliğe karşıt olduğunu iyi anlamak gerekir. Laik toplumlarda dinciler kendilerine toplumda üstünlük sağlamalarına, baskı kurmalarına olanak veren tüm araçlarını yitirirler.
***
Dünyada gerçek anlamda demokrasi, demokrat ülke var mı? Sık sık bu köşede de yinelendiği gibi, günümüzde demokrasi, kapitalist düzeni siyasal açıdan meşrulaştırmanın alalamasıdır. Günümüzde, demokratik ülkeler olarak nitelendirilen ABD ve AB ülkelerinde, kapitalizme karşı siyasal partiler kurulsa bile, bu tür partilerin iktidara gelme olasılığı, olanağı yoktur. Halk desteği olsa bile yoktur. Bunlar baskıcı partiler olarak nitelendirilerek, gereği, bir şekilde yerine getirilerek yok edilirler. Örtülü faşizm, sermayenin egemenliği, demokrasi sözcüğünün ardına gizlenmektedir.
Günümüzde piyasa yerine planlamaya, özelleştirme yerine kamulaştırmaya, devleti küçültmek yerine, kamu harcamalarını arttırmaya öncelik veren, gerekirse bütçe açıklarının GSMH’ye oranını en azından yüzde 3.0’ün üstüne çıkarmayı hedefleyen bir ekonomik programı olan bir partinin iktidara gelmesine AB’de de izin verilmez. Böyle bir ekonomik programı olan parti, AB’nin ekonomik ilkelerine, kriterlerine aykırı bulunur. AB ülkeleri, normları, öngördüğü siyasal ve ekonomik düzen, ülke halklarının oyları ile de kabul edilmiş değildir. AB’nin anayasal düzenine ilişkin, Fransa ve Hollanda’da yapılan halkoylamanın sonuçları dikkate alınmamış, diğer ülkelerde halkoylamasına bile sunulmamıştır. Ülkemizde halkımızın büyük bölümünün AB yanlısı olduğu söylenir; ancak AB konusunda halkoylaması yapılmamıştır.
AB ülkelerinde sosyal demokrat partiler kuruluyor, zaman zaman iktidara da geliyorlar. Ancak sosyal demokrat partiler, kapitalist düzene karşıt değillerdir. Kapitalist düzene insancıl, toplumsal amaçlar, öğeler katmayı amaçlamaktadırlar. Ancak günümüzde sosyal demokrat partilerin, neoliberal partilerden ayrıldıkları noktalar giderek azalmakta, ekonomik uygulamalar birbirine benzemekte, sermayenin egemenliği korunmakta ve sürmektedir.
ABD sözde demokrat bir ülke; aslında katı bir kast düzenine dayanan, katmanları olan, insanlarının can güvenliğinin dahi olmadığı, faşist bir ülkedir. Sermayenin mutlak egemen olduğu bir düzeni, demokratik olarak nitelendirmek, bir kandırmaca, bir alalamadır.
Sermayenin egemen olduğu; dış güçlerin yön verdiği, dinci baskıların etkili olduğu, tarikat, cemaat bağlantılarının siyasal tercihlerde rol oynadığı, ekonomik açıdan bağımlı bir ülkede, demokrasi sözde, kâğıt üstünde kalır. Bu kurulu düzeni, kakokrasi sözcüğü ile betimleme de yetersiz kalır.
Öztin Akgüç
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.