Anne Yüreğinin Gözü… - Hikmet Çetinkaya
Mayıs 11, 2008 - HİKMET ÇETİNKAYA
Gecenin denizinde bir şeyler kopuyor…
Bir Brüksel gecesinin içinde yalnızlığın çanları çalarken aynı saatlerde bir uçak Midilli’ye iniyor…
Gözlerimin karasında kaybolan hüzün belki…
Paul Celan’ın o ölümsüz güneşini düşünüyorum, Mario Lozi’nin son gölgedeki mayıs sabahını…
Bir not düşüyorum, o beyaz duvarın üzerine:
“İlkyazın hışırtısında, ölünün güneşleri batıyor; donuk bakışlarda mutluluğun hançeri kaldırılıyor…”
Dalıp dalıp gidiyorum, Gökova kıyılarında dolaşıyorum, İda Dağı eteklerinde çocukluk günlerimin resmini çiziyorum…
Balzac’ın o sözlerini hem Brüksel hem de Midilli akşamlarında düşündüm, hem İda Dağı eteklerinde:
“İki aşk vardır: Hükmeden aşk, köleleştirici aşk…”
Bir de Jerome-Antonie Rony’un yazdıkları. Yıllar önce yazdığım “Gülün Ölüm Yüzyılında” (Günizi Yayıncılık) kitabımdan küçük bir alıntı size:
“Aşk kişiler arası bir ilişkidir. Yani sahiplenmede aradığımız şey, sahiplenen kişinin kendini beğenmesi, karşısındaki kişiyi esir alma içgüdüsünü dizginleyememesidir. Esir almak isteyen kişi ise karşısındaki kişinin içgüdüsünü anlayamaz…”
Aşk gözlerle konuşma sanatıdır…
Ben bu pazar yine okurun kafasını karıştırmak için yazıyorum.
İstanbul’dan uzak bir yerdeyim…
Bugün Anneler Günü…
Maviş maviş bakan bir kadının çocuklarına olan ilgisi, Karadeniz’in soluğunu getiren Havva Ana’nın öyküsü, yitirdiğim annemin yaşamla olan mücadelesi…
***
6 Mayıs Deniz’in, Hüseyin’in, Yusuf’un ölüm yıldönümleriydi…
Oral’a sormuştum dört gün önce:
“Deniz, Turgut Uyar’ı mı, Cemal Süreya’yı mı, Edip Cansever’i mi severdi?”
İkimiz de hangi şairi çok sevdiğinde karar verememiştik…
Deniz’in Selda Bağcan’ın türkülerini çok sevdiğinin tanığıyım…
12 Mart’lar, 12 Eylül’ler..
Genç kuşak, 68 kuşağına karşı yeniden ilgi duymaya başladı…
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan…
6 Mayıs 1972’de idam edildiler…
Ben onların itibarlarının 36 yıl sonra geri verilmesini istiyorum…
Yine Deniz, Yusuf ve Hüseyin için, içimdeki hüznü “günaydın sevgili” diyerek dağıtmak istiyorum… Ataol Behramoğlu’nun dizelerinde tüm anneleri kucaklıyorum:
“Unuttum, nasıldı annemin yüzü / Unuttum, sesi nasıldı annemin. / Gece bir örtü olsun anılardan / Kara yüreğime gömeyim
Unuttum, nasıldı annemin gülüşü / Unuttum, nasıldı ağlarken annem. / Yaşam sallasın kollarında beni / Küçücük oğluyum onun ben.
Unuttum, elleri nasıldı annemin
Unuttum, gözleri nasıldı bakarken. / Kuru ot kokusu getirsin rüzgâr / Yağmur usulcacık yağarken.”
Deniz, Hüseyin ve Yusuf…
Mustafa Balbay, Halit Ağabey’le konuşup (Çelenk) o uzun öyküyü anlattı…
Bir hukuk cinayetinin canlı tanığıdır 68 kuşağı…
Şimdi darmadağın oldu o kuşak…
Bir insan yüreğine, güzelliğine, çocukluğuna, cesaretine, olanaklılığına inanmalı!..
Öyle değil mi, Sevgili Ataol Behramoğlu, Metin Demirtaş, benim devrimci arkadaşlarım? Öyle değil mi Deniz Kavukçuoğlu? Yoksa çok mu geç kaldık sosyalizmin bayrağını göndere çekmekte?
Bakın yine karıştırdım kafanızı sevgili okur…
Nereden nereye geldim!..
Hayatın sayfalarından bir hüzün mü topladım yoksa…
***
Ataol ne diyordu 1977’de?
“Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:/ Yaşadın mı yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi/ Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten/ Sen bitkin kalmalısın koklamaktan çiçeği”
Günaydın sevgili, günaydın dağların yamaçlarında açan papatyam, menekşem, lalem!..
Merhaba özgürlük ve yaşam!..
Merhaba Akdeniz’in devrimci yüreği Metin Demirtaş…
“Yürürsek bulur muyuz o havaları/ Alkol almış, az üzgün/ Bir sevdanın ilk günlerinde/ Ürkütülmüş yalnızlığıyla güvercinlerin/ Dağılan akşamın serinliğine”
Bugün pazar…
İçim çalkantılı bir deniz gibi.
Annemi özlüyorum, ya siz?
hikmet.cetinkaya@cumhuriyet.com.tr
Faks numaramız: 02126 343 72 69
Hikmet Çetinkaya
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.