Roller ve İnsanlar-MÜMTAZ SOYSAL
Mayıs 10, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
OYUNCULUK eğitiminde “Stanislavski metodu” denen yöntem, çok başarılı ama öğretilmesi ve öğrenilmesi zor bir yetişme tarzıdır. Sahneye çıkacak oyuncunun, üstlendiği rolün gereklerinden öteye, yerine göre kendi belleğinde ve benliğinde kalmış duyguları da devreye sokmasını, onlardan yararlanmasını gerektirir. Başarırsa, seyredenler bir tiyatro oyununu değil, sanki gerçek bir yaşam kesitini seyreder gibi olacaklardır.Kapatma davasının açılışından beri Sayın Başbakan’ın tutumlarını ve davranışlarını izlerken Rus tiyatrosunun o ünlü aktörünü, yönetmen ve öğreticisini anımsamadan olmuyor. Ülkenin politika sahnesinde öyle bir kişi seyrediyoruz ki, gerçek mi, yoksa bir oyun mu, kestirmek hiç kolay değil.
Aılışta, davanın sözü edilir edilmez müthiş bir efelenme. İstanbul’daki semtin sokaklarındasınız sanki. İddiaların niteliğini bile duymadan açık bir meydan okuma, kendine çok güvenen bir insan izlenimi yaratma çabası.
Sonra, ilk ağızda sonucun ciddiliği vurgulanınca, olmayacak anayasa değişiklikleriyle davayı etkisiz kılma girişimleri. Ticaret kurnazlıklarına benzer yollar arama, görünen tehlikeyi kestirme yollardan önleme çareleri düşünme. Girişimciliğinin başlangıcında çabuk kazanma fırsatlarını denedikten sonra o alanın ardından aynı tutumu belediyecilikte deneyen bir insanın belleğindeki anıların etkisi ve güdüsüyle hukuk kapılarını zorlamak istemesi.
“İddialar ciddi değil, dosyalarda mahkûmiyet içeren mahkeme kararları bile yok!” türünden avunma ve avutma sözleri edildikçe, söz konusu olanın bir “niyet davası” niteliği taşıdığını, sezilen bir kötü niyeti zamanında önleme girişimi olduğunu unutmak, ülke ve hatta kıta düzeyindeki beş-altı yıllık politikanın güvenç verici zafer günlerini anımsayarak fütursuzluğu oynamak. Hatta ucuz tabelacıların eski yazıyla yazılmış “Bu da geçer yahu!” levhalarını göz önüne getirip “Bu güçlükleri mutlaka atlatır ve kapansak da, kapanmasak da yeni başarılara yine yelken açarız” havası.
Oyun mu, yoksa gerçek düşüncelerin, kaygıların, duraksamaların ya da hınçlı hesapların getirdiği tutumlar ve davranışlar dizisi mi?
Belki de, uzak seyircilerin gösterdikleri yapmacıklı sıcaklığa kanmaktan güç alan yersiz bir meydan okuma. Okyanus ötesinden daha çok eski kıtanın, Avrupa’nın desteğine ve Ortadoğu’nun güneyindeki zenginliklere güvenen “Bana bir şey olmaz” düşüncesi.
Oyunsa, bilmesi gerekiyor ki, partisindeki herkes iyi birer Stanislavski oyuncusu değildir; beceriksizce bir oyun oynamaktansa gerçeği görüp bir an önce sahneden çekilme ve başka kumpanyalara kayma yolunu seçenler çıkabilir.
O yönde belirtiler de görülmüyor değil. Şöyle ya da böyle, inişe geçilmiştir. “Kapanırsak oyumuz artar” hesabı bile artık geçersizdir


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.