Kadın-İnsan-ATAOL BEHRAMOĞLU
Mayıs 10, 2008 - ATAOL BEHRAMOĞLU
TV kanallarında rasgele dolaşırken dört çellocu bayanın konserine takılıp kaldım.”Çellisima Grubu”nu daha önce izlememiş olmak bir yana, grubun adını bile böylece ilk kez öğrenişim, kendi adıma ayıplanacak bir durum sayılmalı…
Bu dört bayan ne zamandan beri bir aradalar, bilmiyorum. İnternetten edindiğim bilgiye göre “Bond Girls’ün yerli versiyonu” sayılabilirlermiş.
Doğal olarak ben “Bond Girls’den de habersizim… Fakat doğrusunu söylemek gerekirse bu habersizliğim pek de umurumda değil”.
Buna karşılık, kimin yerli versiyonu sayılırsa sayılsınlar, Jülide, Didem, Mine ve Gülyar dörtlüsünü beğeniyle izledim.
Üstelik hem “icra”da hem sahne performansında kusursuz profesyonellikleri, hem kendi ezgilerimizin çoksesli ve etkileyici yorumu ile bu topluluk bana hiç de şu ya da bu yabancı müzik topluluğunun “versiyonu” gibi görünmedi.
***
Yukarıda söylediklerim dışında, bu yazıda amacım bir müzik topluluğumuzu tanıtmak değil. Zaten böyle bir şeye girişmek bu alandaki bilgimin sınırlarını aşar. Beni bu dört genç bayanın sundukları müzik kadar ve belki ondan daha da çok, sahnede duruşları, enstrümanlarına hâkimiyetlerindeki ve çalışlarındaki zariflik, canlılık ve güven etkiledi… Her birinin sahne kostümlerindeki sadelik ve zevklilik, yine aşırıya kaçmayan bir özenle düzenlenmiş ve doğal olarak farklı biçimlerdeki saçları ayrıca dikkat çekiciydi… İzlemekte olduğum topluluk bütünüyle bir kadın-insan güzelliğini yansıtıyordu… Yaptığı işten emin, enerjik, mutlu, özgüven sahibi… Bu konudaki dikkatimin bir nedeni de ekranda arada bir görünen izleyiciler arasında birkaç türbanlı bayanın da bulunmakta oluşuydu. Hatta bunlardan biri, başına türban niyetine beyaz renkli battaniye gibi bir şey dolamıştı. Çelişkiler ülkesi Türkiye.. diye düşündüm… Sahnede en seçkin Batılı izleyiciyi hayran bırakacak, ülkemize saygı kazandıracak düzeyde, çağdaş, uygar bir bayan sanatçı topluluğu… Konserin verildiği Ankara Devlet Opera ve Balesi (Büyük Tiyatro) salonundaki izleyiciler arasında ise günümüz Türkiye Başbakanı’nın bir vesileyle söylemiş olduğu bir sözdeki gibi, sanki az önce “koyun gütmek”ten gelmiş birileri…
***
Konserin bitimindeki duyurudan, “Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali”nin açılışının canlı yayınını izlemekte olduğum anlaşıldı…
İşte bir çelişki daha! Bu yıl 8-15 Mayıs tarihleri arasında 11.si gerçekleştirilmekte olan uluslararası bir kadın yönetmenler film festivali düzenlemeyi başaracak kadar kadınlık bilinci, kadının yeteneklerinin özgürce gelişmesi alanlarında ileriye gitmiş bir ülkede, o ülkenin yönetimini ellerinde tutan siyasetçiler kadının kapanmasını savunabiliyor ve nedense salt kadına özgü bir dinsel, siyasal simge gerekçesi ile eşlerinin başlarını kapatarak onları uysal birer konu mankeni gibi yanlarında taşımaktan sıkıntı duymuyorlar…
Belki daha da büyük çelişki, sözünü ettiğim konseri izleyen türbanlı bayanlar örneğindeki gibi, bu siyasetçi eşlerinin de bulundukları konumdan sıkıntı duymamaları… En azından, sıkıntı duyduklarına ilişkin bir görüntü vermemeleri… Göze batacak kadar belirgin çelişkiyi doğal kabul etmeleri…
Şimdi bütün bu bayanlara ve benzerlerine seslenerek soruyorum:
Kadının da erkekle eşit ve aynı haklara sahip olduğunu ne zaman kavrayacaksınız?
Cumhuriyet devrimlerinin, kadını insan kılan önemini ve değerini ne zaman anlayacaksınız?
Kadın-insan güzelliğinin, doğanın kadına cömertçe sunduğu saçlar da içinde olmak üzere bir bütün oluşturduğunu ne zaman fark edeceksiniz?
Ve kadınlıkları bastırılmış, tutsak kadınlar olmaktan çıkarak, sadece “kadın” olmaktan kurtularak “kadın-insan” olmak için, öncelikle, başlarınızı saran (dinsel, siyasal simge filan değil) tutsaklık simgesini çıkarıp atmanız gerektiğinin bilincine ne zaman varacaksınız?


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.