Mayıs 09, 2008 - Genel
Kayakeleri’ne, kaya kertenkelesi’ne bukalemun, ya da Frenkçe adıyla chameleon vulgaris derler. Bu laf, sık sık fikir ve tavır değiştiren kimse için de söylenir. Çünkü kayakeleri, etrafındaki doğanın rengiyle kaynaşmak için sürekli renk değiştirir. Kayakeleri lafını, çoğu zaman Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile AKP’nin en önde gelen cemaat liderleri için de söyleyebiliriz. Onların da dün söyledikleri, dünkü tavırları, bugün geçerli akçe değildir. Dünkü tavırlarıyla ve sözleriyle bugünkü tavır ve sözleri denksizdir. İşlerine gelirse öyledirler, işlerine gelmezse şöyledirler. Sırtlarındaki gömleğin, dün giydikleri gömlekten farklı olduğunu iddia ederler ama… Bir de bakarız, o gömlek ayni Milli Görüş yobazlarının, tarikatçı zımbırtıların gömleğidir. Değişmemiştir. İşte kayakeleri ile aralarındaki önemli fark da budur. Sık sık fikir ve tavır değiştirirler, fakat, bu fikir ve tavır değiştirmenin temelinde, onların değişmeyen fikir ve tavırları gizlenmiştir. Bu davranışa da İslam’da takiyye deniyor. Dürüstlükle, doğrulukla bir ilgisi olmayan, düpedüz yalancılığın, düzenbazlığın danıskası takiyyeyi, İslam dininin inançları arasına sokanları kınamak, ayıplamak gerekirken… Türkiye’de bu normal karşılanıyor. Takiyye bal gibi yalancılıktır, gerçeği gizlemektir, dürüstlükle bir ilgisi yoktur. Şimdi, doğru sözlü, dürüst, namuslu geçinen, 1 Mayıs’ta vatandaşı Fethullahçı polisine dövdüren AKP iktidarının, utanmadan takiyyeyi Anayasa Mahkemesi’ne bile götürmekten çekinmediğini izlemekteyiz. Sıkıştılar, yine takiyyeden medet umuyorlar. AKP’nin, kapatma davasına karşı Anayasa Mahkemesi’ne sunduğu ön savunmasının özetini okudum. “Bu davada biz değil, millet iradesi, demokrasi ve siyaset yargılanıyor” diye çok tuhaf, çok acaip, çok saçma sapan sözler yuvarlamışlar. Sözde kafalar karışmış da, akıllar tutulmuş da, umutsuzluğun arttığı böylesi alacakaranlık anlarda kavramlar birbirine karışmış da… Azınlık yönetimi demokrasi, ülkeyi batırmaya çalışmanın adı vatanperverlik, baskı özgürlük ve haksızlık adalet oluvermiş de. Suçlanması gerekenler de, suçlayanlar olup çıkmışlar işin içinden… Ve efendim hayret bu ya, “Zamanın ruhunu kavramayanlar, bilerek ya da bilmeyerek, ülkeyi geriye götürecek adımlar atar. AK Parti hakkında açılan bu davayı böyle bir adım olarak görüyoruz” yolunda, ipe sapa gelmez palavraları sıralamışlar.
Gerici, yobaz, çağ dışı partiye bak hele! La havle ve la kuvvete illa billah.
Ve efendim, “Kurulduğu andan beri milletin menfaatlerini içeride ve dışarıda en iyi şekilde savunan, Cumhuriyet’in insan hakları, demokrasi, laiklik ve hukukun üstünlüğü gibi değerlerini koruyup geliştirmeye çalışan ve çağdaş uygarlık yürüyüşünün önemli durağı olan AB’ye tam üyelik hedefinin gerçekleşmesi için gerekli her adımı atan bir siyasi partinin kapatılması anlaşılan bir durum değildir.” Bak hele bilemedik. Meğer neymiş bu AKP? Cumhuriyet’in insan haklarına, demokrasiye, laikliğe ve hukukun üstünlüğüne hürmetkar bir siyasi parti? Çüş! Bizlerle matrak geçiyor bu şaşkın dervişler! İslamiyeti utanmadan politikaya alet edenler, Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün kurallarını ayaklar altına alıp çiğneyenler… Zemzem suyu ile yıkanıp pirüpak olmuşlar da, görmemişiz, öğrenmemişiz, anlamamışız. Ve efendim, beyan ederler ki, “Söylem ve eylemlerimiz insan haklarına saygılı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Cumhuriyetimizin bir adım daha ileri gitmesine yöneliktir.” Bu yobazlara göre, yobaz olmayanlar aptal!
AKP iktidarında, “Atatürk’ün gösterdiği hedeflere her zamankinden daha fazla yaklaşıldığı” belirtiliyor. Atatürk’e deccal diyen yobazlar, şimdi Atatürkçü… Güler misin ağlar mısın? AKP, ciddiyetten uzak politikasıyla gülünç bir hale de indirgenmiş oldu.
Bu savunma, iktidarının altı yıldır yaptığı laiklik düşmanı işlevlerin inkarından başka bir şey değil; Atılan yalanların, savrulan takiyyenin sonu gelmiyor. Yıllardır, tarikat ve cemaatların temsilciliğini üstlenen AKP’nin, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı işlediği çok ağır, çok vahim, çok utanç verici suçları tek tek sıraladık. AKP’nin, “laiklik aleyhine fiillerin odağı” olduğunu inkar etmek ve mahkemeye sevkedilmeyi utanmadan, “yargı darbesi” yalanıyla geçiştirmeye çalışmak, çok yakışıksız bir davranıştır. Türkiye’de hiç bir iktidar, Adnan Menderes’in Demokrat Parti iktidarı dahil, hiç bir iktidar… Hiç bir zaman bu kadar acıklı, bu kadar pespaye, bu kadar düşüncesiz, bu kadar da zararlı bir düzeye indirgenmemişti. Yazıklar olsun, yazıklar olsun! Halkı kandırmak için İslamiyeti kullandılar! Kandırma devrinin bittiğini ümit edelim. Bu korkunç AKP kabusundan uyanalım. Gerçeklerin ne olduğunu görme, bu gerçekleri anlama devrindeyiz. Kum saatindeki kumlar aktı bitti. Kum saati boşaldı. Bu saatin, Tayyip Bey’in bileğine taktığı 60 bin dolarlık saatten pek farklı olduğunu görüp anlamanın devri de geldi çattı. Şimdi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a kendi meşhur, fakat uçkursuz tabiriyle… Hadi sen de ananı al da git demek isterim ama… Aldığım terbiye buna izin vermiyor. Diyemiyorum. Şu kritik durumda, Vakit Gazetesi’nin meşhur dinci yazarı, yaşlı hovarda Hüseyin Üzmez, acilen AKP’ye baş danışman yapılsa da faydasızdır. Geç kalındı. Yola devam derken, yol tükendi. Aslında, AKP Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat gibi çok parlak fikirli, dünya görüşleri çok geniş olan bir kılavuz varken… Nurlu AKP liderlerinin sırtları uçuruma giden engebeli yolda yere gelmez diye düşünürdüm! Ne yazık! Dengir Mir Mehmet Fırat havalandı… Ve uçurumun kenarında pır pır edip uçmaya kalktı. Olmadı, uçamadı! Uçamayınca da, müthiş ve dehşetli bir söylev verdi. Ne dedi, ne dedi, bu namı büyük Dengir Mir Mehmet Fırat? Dengir Mir’in çok aydın, çok ileri görüşlü, pek de alımlı çalımlı açıklamasını okuyunca… Aman dedim, bu muhterem zatın ne kadar can alıcı fikirleri var! Dedesinin sadık torunu, kahve döğücüsünün hınk deyicisi Dengir Mir Mehmet Fırat Beyzadem ne diyor, ibreti alem için okuyun: “AK Parti’ye açılan kapatma davasıyla ülkeye zarar veren kişilerin, yalnız halkın vicdanında değil, hukukun karşısında da hesap vermesi lazım ki, bir daha tekrar etmesin.” Ne büyük laftır bu! Dengir Beyzadem, Yargıtay Başsavcısı’nı suçlayıp, mahkemeye verilmesini, cezalandırılmasını istiyor. Başsavcı cezalandırılırsa, bir daha AKP’ye hiç kimse dokunamaz; AKP de Türkiye’yi batırma yolunda bildiğini okur. Aferim! Bu yaşta bu zeka, akıllara seza! Dengir Bey haddini bilmeden üstünlük taslayarak, yargıya baskı yapıyor, yargıya emir veriyor, telkinde bulunuyor. Yargıyı korkutup, susturmaya çalışıyor. Pervasızca, düpedüz suç işliyor. Dengir Bey’in kafası, demokrasiye inanan, Anayasa’ya, yasalara uyarlı bir kafa değildir; Bu kafa, derebeyi, aşiret reisi, tarikat şeyhi kafasıdır. AKP’nin Tayyip Bey gibi, Bülent Arınç Bey gibi, Dengir Bey gibi din bezirganı tarikatçıları, çok müthiş ve pek dehşetliler! Hepsi de maşallah cin fikirli. Ellerinden gelse, dünya’yı ters döndürecekler. Anayasa, yasalar, mahkemeler, bu muhteremlere vız gelip tırıs gidiyor. Şımardılar, şiştiler, kaplarına sığamaz oldular. Hadi hayırlısı.
Bu Yazıyı Paylaşın
Benzer Yazılar
Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.