Gitmelisiniz!…-Ahmet EROĞLU
Mayıs 09, 2008 - AHMET EROĞLU
İşyerindesiniz!
Okulda, sokakta ya da evdesiniz.
Televizyon başındasınız,
Belki de bir toplantıdasınız, yoksa miting alanında mısınız?
Elinizde gazete; siyasetin uçsuz bucaksız deryasındasınız…
Hükümet, muhalefet, asker, muhtıra, piyasalar, döviz, hisse senedi, AKP’nin kapatılma davası, AB, 1 Mayıs gibi haberlerin içinde kaybolmuş gibisiniz.
Görünen o ki; mutlu değilsiniz!
Canınız sıkkın, moral değerleriniz sıfırın altında!
Neler düşlüyor, neler özlüyorsunuz?
İçinizdeki sıkıntıyı, yüreğinizin dibinde tortulanan karanlıkta kalmış kimi duygularınızı gün yüzüne çıkarmak istiyorsunuz!
Rahatlamak, coşkulanmak istiyorsunuz.
Bir anı, bir zaman dilimini kendiniz için koparıp, “of be; işte bu..” diyebilmek adına neler vermezdiniz değil mi?
Bu haldeyseniz eğer, hazırsınızdır özlemli bir yolculuğa!
Şimdi bakın etrafınıza; ama görerek!
Hava; içinizi bir hoş eden bahar kokusunu yayıyor.
Tahrik ve teşvik eden görüntüsüyle, sesiyle, süsüyle, börtü böceğiyle, kuşuyla, doğa ana sizi kendine çağırıyor.
‘Tam da gitme zamanı’ diyorsunuz içinizden.
‘Dağlara dağlara kaçma zamanı’.
‘Kırlara çıkma zamanı’ diyorsunuz.
Nereye gideceğinizi bilmeden, neler yaşayacağınızı merak etmeden, hesap-kitap yapmadan, gitme zamanı şimdi.
Bir sırt çantası; içinde birkaç giyecek yeter.
Çıkmalısınız; gitmelisiniz artık sizi çağıran sese doğru!
Nereye mi?
İçinizi bir hoş eden, yüreğinizi sarhoş eden o havanın, Bolkarlarla öpüştüğü ufuk düzlemine doğru…
Bu kentin betonlaşan, ruhsuzlaşan görüntü ve gürültü kirliliğinden uzaklaşmalısınız.
Doğa ananın bakire kalmış yerlerine doğru kanat açmalısınız.
Sizi neler neler bekliyor ah bir bilseniz!
***
İlkbahar sabahının serin sessizliğinde yola çıkacaksınız; dağlara dağlara…
Otomobiliniz, sizi ve kendini sarsarak patika yollardan geçecek. Sağa bakacaksınız, sola bakacaksınız; gördüğünüz güzellik daha da sarsacak sizi.
Derin vadilere gireceksiniz.
Sularını köpürte köpürte, çağıl çağıl akıtan derelerden geçeceksiniz.
Sağlı sollu ormanların arasında, yeşilin her tonunu göreceksiniz; yabanıl yoncalar, diz boyu otlar, çeşit çeşit çiçekler, orman menekşeleri, akasyalar, gelincikler…
Bir çeşme çıkacak karşınıza, ineceksiniz; vadinin derinliklerinden gelen soğuk suyu avuç avuç içeceksiniz; yüzünüze çarpacak, başınızı, boynunuzu ıslatacak; dirseklerinizden akıtacaksınız.
Sonra rüzgâra doğru duracak, yakanızı hafifçe açacak, efil efil esen yelden keyif alacaksınız.
Havadaki arı, duru, katıksız oksijeni soluyacaksınız.
Önü bahçeli, bahçesi sardunyalı, gecesefalı, ağaçlar arasına saklanmış ahşap bir kır lokantasında kahvaltı molası vereceksiniz.
Ulu çınar ağaçlarının altındaki tahta masaları göreceksiniz. Tahta masaların etrafına dizilmiş çam tomruklarından yapılan oturaklara çökeceksiniz.
Körüklü şalvarlı, nakışlı kuşaklı, yelekli, yün çoraplı, çarıklı ve elma yanaklı Yörük kızı, selamlayarak, “hoş geldiniz” diyecek size.
Kahvaltılık bir şeyler isteyeceksiniz.
Beklerken kahvaltınızı, ahşap masanıza ulu çınarın yaprakları düşecek.
Alacaksınız çınar yaprağını elinize, başınızı yukarıya doğru kaldırıp bakacaksınız; çınar dallarının gökyüzünü kapattığına şaşacaksınız.
Nazım’ın vasiyetini anımsayacaksınız sonra.
Kurbağa sesleri, kuş cıvıltıları eşlik edecek içinizdeki sese.
Bir masanın üzerinde, belki de bir varsılın çatı katında bulunmuş, çok eski bir radyodan Münir Nurettin Selçuk sesine kulak kesileceksiniz;
“Bir tatlı huzur almaya geldim…”
Yörük kızının bakır tepsi içinde ki yiyecekler gelecek masanıza.
Yarasın…
Görmeye alışık olmadığınız, yarılmış nar gibi domatesin ve dikeyine dilimlenmiş hıyarın burcu burcu kokusundaki taptazeliğini duyumsayacaksınız önce. Petekli kara kovan balı, ayrandan süzülmüş yayık tereyağı, keçi peyniri, sele zeytini, küçük tavada tereyağıyla kızartılmış altın sarısı yumurta ve çilek reçeli…
Karakılçık buğdayından yapılmış esmer bazlamanın dumanı tütüyor üzerinde; sımsıcak…
Yumulacaksınız…
Yediklerinizin, damağınızdaki tanımsız lezzeti; “Of be! Yaşamak budur işte” dedirtecek size.
Kalkıp, yola koyulacaksınız tekrar.
Kekik kokulu patika yollar su gibi akacak önünüzde.
Şairin dizeleri gelecek aklınıza;
“Gittim… yağmurlardan sular biriktirmeye
Yeni çiçekler,
Yeni yapraklar destelemeye.
Gittim… yeni yerler görmeye
Yeni şarkılar bestelemeye…”
İşte böyle!
Söyleyin bakalım şimdi; hazır mısınız hemen gitmeye!
Yarın çok geç olabilir de!


Yaşamak bir sanattır ve de çok önemli bir sanattır.Yazar bu sanatı çok iyi biliyor.Bu sanatı bilenler mutlulğu hemen yakalarlar.Bunun sonucu varsıl olurlar,sağlıklı olurlar.Eroğlu tam da benim özlemlerimi,içimden geçenleri,yapmak istediklerimi anlatmış.Ne güzel şey kişinin doğaya,ağaçlara,kuşlara,göyüzüne,denize kısaca her şeye bu gözle bakabilmesi.Kimi insan vardır,milyonlarca insanın içinde yalnızlıkta kıvranır;kimi insan vardır kuş uçmaz,kervan geçmez dağ başında bir canlı selinin içinde zevkten dört köşedir.Yerim bitti…
Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.