Bir Hukuk Cinayeti - Ali Sirmen
Mayıs 06, 2008 - ALİ SİRMEN
6 Mayıs 1972 sabahı, Tuzla Piyade Okulu’nda koğuşta, güneş doğmadan acı içinde uyandım.
Ölüm cezaları o saatte infaz edilirdi.
Bilmiyordum Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan o sırada hâlâ yaşıyorlar mıydı?
Daha sonraları, infazın tanığı avukat Halit Çelenk, Deniz ve arkadaşlarının nasıl yiğitçe ölüme gittiklerini anlatan bir kitap yazacak ve olayın her anını öğrenmemizi sağlayacaktı.
Bugün Cumhuriyet’te Halit Çelenk’in Mustafa Balbay ile söyleşisini mutlaka okuyun!
Orada birden fazla dram göreceksiniz. Birincisi “ darağacındaki üç fidanın ” dramı, ikincisi, bütün yaşamını insan sevgisine ve hukuka adamış olan Av. Halit Çelenk’in, ömür boyu unutmayacağı bir hukuk cinayetine tanık olmasının dramı.
Evet Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan bir hukuk cinayetine kurban gittiler. Onlar o zaman yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi gereği bir mahkeme tarafından idam cezasına çarptırıldılar, karar Yargıtay tarafından onaylandı, cezanın infazı TBMM’de oylandı, karar yerine getirildi.
***
Kısacası kararın şeklen hukuki bütün unsurları tamamdı. Ama bu idam cezası hukukun özüne aykırıydı.
O zaman yürürlükte olan Türk Ceza Kanunu’nun 146/1. maddesi aynen şöyle demekteydi:
“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun (anayasasının) tamamı veya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet Meclisi’ni ıskata veya vazifesini yapmaktan men’e cebren teşebbüs edenler idam cezasına mahkûm olur .”
Görüyorsunuz, anayasayı tamamen veya kısmen kaldırıp işlemez hale getirmek, ya da Meclis’i vazifesini yapmaktan zorla alıkoymak gibi vahim bir fiil söz konusu.
Böyle bir şey nasıl gerçekleştirilebilir?
Örneğin sekiz on kişi bir toplantıda böyle bir suçu işlemeye karar versek ve bulunduğumuz mahallin yemekhanesinden, çatal ve yemek ile ekmek bıçaklarını kaparak, bir minibüsle Ankara’ya yola çıksak. Bu suçtan idama mı mahkûm ediliriz, yoksa bir akıl hastanesine mi kapatılırız?
Bir hukuk devletinde tabii ki, ikinci şık geçerlidir.
Çünkü hukukçuların da belirttiği gibi, bu suçun teşekkül etmesi için “ elverişli vasıtaların olması ” gerekir.
***
Anayasayı kısmen veya tamamen değiştirmek, TBMM’yi zor kullanarak çalışamaz hale getirmek için herhalde top tüfek, askeri birlik veya sokak çatışmalarını çıkarıp kazanabilecek güçte milis kuvvetleri belki de hava kuvvetleri gerekir.
Üç tane çocuk örgüt kurup, dört tabanca beş Kalaşnikof ile bu işi becerebilirler mi?
Tabii ki, hayır!
Ama 12 Mart’ın darbe ortamında bütün bunlar kale alınmadı. İlahlar kan istiyorlardı ve Deniz Gezmiş ile arkadaşlarını idam ettiler.
Suçun gerçekleştirilmesi için elverişli vasıtalara sahip olmayan kişilere verilen idam cezası onandı, infazın yapılması yönünde yasama da karar aldı ve üç fidan darağacında can verdiler.
Demek oluyor ki, aslında yukarıda söylendiği gibi iki değil, üç büyük dram vardı.
Birincisi nahak yere ölen gençlerin dramı, ikincisi bütün ömrünü hukuka adamış bir insanın ömür boyu içinden çıkmayan, 36 yıl önce bugün yapılan infazda bulunma işkencesinin dramı, üçüncüsü ise işlenen hukuk cinayeti dramı.
Bu üçüncüsü Türkiye’nin hem dramıdır, hem de ayıbı.
Bütün bunlara alet olanlar, acaba bugün bile vicdan azabı duymuyorlar mı?
Ali Sirmen
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.