Bahçeli’ye derin emir: Ülkü Ocakları’nı tasfiye et! - Sabahattin Önkibar
Mayıs 06, 2008 - SABAHATTİN ÖNKİBAR
Aylar önce gazetemiz yazarlarından Ahmet Seyhan önemli bir haberi sütunlarına taşımıştı.
Haber, Devlet Bahçeli’nin Ülkü Ocaklarını kapatmak için bahane aradığı içeriğindeydi.
Maalesef Ahmet Bey’in dediği gerçek oldu.
Ülkü Ocakları’nın tasfiyesi yönünde ilk adımlar atıldı.
Ülkü Ocakları Genel Başkanı Harun Öztürk’ün yaptığı açıklamaya göre İstanbul’da 11, Ankara’da 3 ve İzmir’de 4 ocak şubesinin kapısına kilit vuruldu.
Tasfiye adımının gerekçesi kamuoyuna provokasyon tehdidi olarak açıklandı.
Bazılarımız; tamamı kapanmadı ya, tedbir alındı diyebilir.
Hayır, hadise öyle değildir.
MHP Genel Başkanlığı’nın epey bir süredir Ülkü Ocakları’ndan rahatsız olduğu biliniyor.
Nitekim bu durum aylar önce yazar arkadaşımız Ahmet Seyhan tarafından somut duyumlarla tespit edilmiş ve duyurulmuştu.
Atılan sınırlı kapatma adımı ülkücü cenahın tepkisi ölçmeye ve de alıştırmaya matuftur.
Sessiz kalınırsa Ülkü Ocakları çok geçmez sembolik bir dernek olmaya itilecek ve gençlikle ilişkisi kesilecektir.
Ülkücü camianın dışındakiler bilmez, Ülkü Ocakları direkt MHP liderliğine bağlı bir yapıdır. Başkanlarını da MHP Genel başkanları tayin eder.
Bahçeli’nin Ülkü Ocakları’nı etkisizleştirme hedefini, derin devlet taleplerini yerine getirmeyle izah edenlerin olduğu gibi Devlet Bey’in MHP’yi dükkânı haline dönüştürmek istemesi şeklinde izah edenler de var. Buna göre Ülkü Ocakları’nın etkisi sıfırlanırsa MHP’de taban baskıyı bitecek ve sadık delege oyunları ile de MHP ömür boyu Devlet Bey’in dükkânı gibi kalacaktır.
Derin devletin Ülkü Ocakları’nın tasfiyesini neden isteyebileceği sorusuna gelince?
Bunun cevabı, yükselen milli refleksin bölünmemesi içinmiş!
Son dönemde ulusalcı uyanış olgusu ile tabanı genişleyen milliyetçiliğin belli bir ambleme hapsedilmemesi talebi iddiaya göre derin merkezler tarafından MHP liderine iletilmiş ve Bahçeli de buna olur vermişmiş!
İlk bakışta bu durum belki makul görülebilir, ancak bugünün milli uyanış tablosu ya da var olan milli refleks etki-tepki realitesinin sonucudur ve günlüktür…
Var olan tablo şartlara göre pekala ters-yüz olabilir.
Dolayısı ile milliyetçiliği konjonktürel bir tezahür olarak değil de fikirsel planda muhafaza eden Ülkü Ocakları’nın önemi burada ortaya çıkıyor.
Ülkü Ocakları her hal ve şartta milliliğin sigortası olan bir gençlik örgütlenmesidir.Varlığı da Türkiye’nin bekası için olmazsa olmazdır.
Böyle bir yapıyı günlük şartlar gereği tasfiye etmeyi istemek ise sadece vizyonsuzluğu veya öngörüsüzlüğü değil aynı zamanda başka niyetlerin varlığını da çağrıştırıyor.
MHP ya da ülkücü camianın fikirsel ve de sembolik bağlamda vazgeçilmezleri vardır. Bunlar Türk-İslam eksenindeki Türk milliyetçiliği fikridir, Türklük şuurudur, Ülkü Ocakları kurumudur, üç hilal ve bozkurt sembolleridir. Bütün bunlar MHP’yi ifade eden ya da tanımlayan ögelerdir. Dolayısı ile hiç birinden vazgeçmek mümkün değildir.
Bu itibarla Sayın Bahçeli Ülkü Ocakları şubelerine kilit vurmak yerine milli fikirleri metotlaştırsa, ülkücü aydın potansiyelini artırsa, güne uygun yeni politikalar için açılımlar yapsa, yeni projeler yeni stratejiler üretse daha iyi olmaz mıydı?
MHP ve ülkücülerin sorunu ülkü ocağı şubelerinin artması değil, oraya giden gençleri doyuracak fikir sistematiğinin oluşturulamamasıdır. Ülkücü camia bugün sadece soyut bir zihniyet milliyetçiliği ile durumu idare ediyor.
Peki, metotlaşmada yaşanan bu sefaletin Bahçeli aracılığı ile aşılması mümkün müdür?
Maalesef değildir.
Haftada bir başkasının yazdığı bir metni Meclis kürsüsünde okuyarak vaziyeti idare eden birinden MHP deryasına değil kaptan miço bile olamaz!
AKP’nin yeni cengaverleri
Hasan Celal ve Bülent Orakoğlu!
Hasan Celal Güzel de Bülent Orakoğlu da özde vatansever ve düzgün isimlerdir, lakin bir süredir iki isim de AKP adına adeta kraldan çok kralcı durumdadır. Hasan Bey bu durumu demokrat çizgim gereği diye sunuyor, ancak bazı çevreler bunu Güzel’in AKP cenahında ikbal araması şeklinde yorumluyor. Hatırlayacaksınız daha önce de benzer bir hususu dile getirmiş ve ertesi gün Hasan Bey’in, “Ben siyaseti bıraktım” açıklamasını yayınlamıştık ancak önceki gün ilginç bir iddia ile daha yüz yüze geldim. Buna göre Hasan Bey’e ; “Tayyip Bey’den sonra bu iş sana kalacak,taban seni istiyor” denmiş. Doğruluğunu yanlışlığını bilmem ama böylesi tevatürler var. Doğrusu Hasan Bey’in cengaver misali AKP’lilerden çok onları savunması da insana acaba mı dedirtiyor… Gelelim Orakoğlu’na?.. 28 Şubat sürecinin Emniyet istihbarat başkanı olan Bülent Bey’in verdiği fotoğraf da AKP’ye; beni değerlendir, bana makam ver yakarması şeklindedir. İstisnasız her yorumunda AKP’yi sahiplenmesi ve her şeyi onun çıkarına göre yorumlaması, hakkında böyle bir kanaat oluşmasına sebep oldu…
Yersiz dedikodular
Kesici, CHP yönetiminde niye yok?
İlhan Kesici son kurultay sonrasında CHP yönetiminde görülmeyince dedikodu kazanları kaynatılmaya başlandı. Önce bir hususu açıklayalım. İlhan Kesici parti yönetimine kendisi girmedi… Üç ay önce İlhan Bey’i TV’de Alternatif Programıma çıkarmıştım. Program öncesinde Kesici’ye kurultayda parti yönetimine girip girmeyeceğini sorduğumda tereddütsüz hayır cevabını almıştım. Kuşkusuz İlhan Bey bugünkü CHP’yi 90’lı yıllardaki SHP gibi görmüyor ve Atatürk’ün hatırasına saygılı çizgide diye mütalaa ediyor ve dahası Deniz Baykal’a müthiş sevgi ve saygı dolu ama kendisini de 40 yıllık CHP’li gibi saymıyor. İlhan Bey’in CHP’ye girişi AKP teslimiyetçiliğine karşı milli bir alternatif model yaratmak ve inandığı Baykal’a destek vermek içindi. Buradan hareketle Kesici’nin her hadisede klasik CHP’liler gibi davranması ve geçmiş çizgisini unutması mümkün değildir. İlhan Bey’in CHP mebusluğunu teknisyen katkısı diye yorumlamak gerekiyor.
Liderin yalakası olmak
Fikrin değil, liderin adamı olmak!
Günümüz Türkiye’sinde politika yapmak ve bir yerlere gelmek istiyorsanız belli bir fikrin tutarlı ve namuslu üyesi olmak yetmiyor.Tersine liderlerin hiç biri ödün vermeyen, esnemeyen ve söz dinlemeyen tiplerden hoşlanmaz. Politikada ayakta durmanın ya da yükselmenin formülü mutlak biçimde liderin adamı ya da yalakası olmaya bağlıdır. Lidere yakın değilseniz, aynı kıbleye dursanız da aynı locaya mensup olsanız da başarı şansınız yoktur. 20 yılı aşkın bir süredir Ankara’da şahit olduğum olgu, istisnasız bütün liderlerin kendine biat edenlerle çalıştığıdır. Belki inanmayacaksınız ama ben marksist kökenden gelip de MHP’de kimi bakanlara danışmanlık yapan dalkavukları bilirim… Keza ateist olup da AKP’de zirveye çok yakın olanlara da şahidim. Aynı şekilde CHP’de de sağda olup da liderliğe yakın olanları biliyorum… Dedik ya, liderlerin aradığı çap, kapasite, fikir değil kendine biat olayıdır. Bakın bugün Çankaya Köşkü’nde basın danışmanı olan Ahmet Sever eski bir marksistir ama Abdullah Bey onu kendine yakın bulduğu için cumhurbaşkanlığına taşımıştır… Bu bağlamda politikayla ilgilenenlere tavsiyem şu olacak: Teorik olarak doğru olmasa da hakim realite lidere sadakatten geçiyor. Siz siz olun başarı için fikriniz ne olursa olsun yukarıdakilerin ekibinde olmaya çalışın.
Sabahattin Önkibar
Yeniçağ


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.