İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

Bahçeli’ye derin emir: Ülkü Ocakları’nı tasfiye et! - Sabahattin Önkibar

Mayıs 06, 2008 - SABAHATTİN ÖNKİBAR

Aylar önce gazetemiz yazarlarından Ahmet Seyhan önemli bir haberi sütunlarına taşımıştı.
Haber, Devlet Bahçeli’nin Ülkü Ocaklarını kapatmak için bahane aradığı içeriğindeydi.
Maalesef Ahmet Bey’in dediği gerçek oldu.
Ülkü Ocakları’nın  tasfiyesi yönünde ilk adımlar atıldı.
Ülkü Ocakları Genel Başkanı  Harun Öztürk’ün yaptığı açıklamaya göre İstanbul’da 11, Ankara’da 3 ve İzmir’de 4 ocak şubesinin kapısına kilit vuruldu.
Tasfiye adımının gerekçesi kamuoyuna provokasyon  tehdidi olarak açıklandı.
Bazılarımız; tamamı kapanmadı ya,  tedbir alındı diyebilir.
Hayır, hadise öyle değildir.
MHP Genel Başkanlığı’nın epey bir süredir Ülkü Ocakları’ndan rahatsız olduğu biliniyor.
Nitekim bu durum aylar önce yazar arkadaşımız Ahmet Seyhan tarafından somut duyumlarla tespit edilmiş ve  duyurulmuştu.
Atılan sınırlı kapatma adımı  ülkücü cenahın tepkisi ölçmeye  ve de alıştırmaya matuftur.
Sessiz kalınırsa Ülkü Ocakları çok geçmez sembolik bir dernek olmaya itilecek ve  gençlikle ilişkisi kesilecektir.
Ülkücü camianın dışındakiler bilmez, Ülkü Ocakları direkt  MHP liderliğine bağlı bir yapıdır. Başkanlarını  da MHP Genel başkanları tayin eder.
Bahçeli’nin Ülkü Ocakları’nı etkisizleştirme hedefini, derin devlet  taleplerini yerine getirmeyle izah edenlerin olduğu gibi  Devlet Bey’in  MHP’yi dükkânı haline dönüştürmek istemesi şeklinde izah edenler de  var. Buna göre Ülkü Ocakları’nın etkisi sıfırlanırsa MHP’de taban baskıyı bitecek  ve  sadık  delege oyunları ile de MHP ömür boyu Devlet Bey’in dükkânı gibi kalacaktır.
Derin  devletin Ülkü Ocakları’nın tasfiyesini neden isteyebileceği sorusuna gelince?
Bunun cevabı,  yükselen milli refleksin bölünmemesi içinmiş!
Son dönemde ulusalcı uyanış olgusu ile tabanı genişleyen milliyetçiliğin belli bir ambleme hapsedilmemesi  talebi iddiaya göre  derin merkezler tarafından MHP liderine iletilmiş ve Bahçeli de buna olur vermişmiş!
İlk bakışta bu durum   belki  makul görülebilir, ancak  bugünün milli uyanış tablosu ya da var olan milli refleks  etki-tepki realitesinin sonucudur ve günlüktür…
Var olan tablo şartlara göre pekala ters-yüz olabilir.
Dolayısı ile milliyetçiliği konjonktürel  bir tezahür olarak değil de fikirsel planda muhafaza eden Ülkü Ocakları’nın önemi burada ortaya çıkıyor.
Ülkü Ocakları her hal ve şartta milliliğin sigortası olan bir gençlik örgütlenmesidir.Varlığı da Türkiye’nin bekası için  olmazsa olmazdır.
Böyle bir yapıyı günlük şartlar gereği tasfiye etmeyi istemek  ise sadece vizyonsuzluğu veya öngörüsüzlüğü  değil aynı zamanda başka niyetlerin varlığını da çağrıştırıyor.
MHP ya da ülkücü camianın fikirsel ve de sembolik bağlamda vazgeçilmezleri vardır. Bunlar  Türk-İslam eksenindeki Türk milliyetçiliği fikridir, Türklük şuurudur, Ülkü Ocakları kurumudur, üç hilal ve bozkurt sembolleridir. Bütün bunlar MHP’yi ifade eden ya da tanımlayan  ögelerdir. Dolayısı ile hiç birinden vazgeçmek mümkün değildir.
Bu itibarla Sayın Bahçeli Ülkü Ocakları şubelerine kilit vurmak yerine milli fikirleri metotlaştırsa, ülkücü aydın potansiyelini artırsa, güne uygun yeni politikalar için açılımlar yapsa, yeni projeler yeni stratejiler üretse daha iyi olmaz mıydı?
MHP ve ülkücülerin sorunu ülkü ocağı şubelerinin artması değil, oraya giden gençleri doyuracak fikir  sistematiğinin  oluşturulamamasıdır. Ülkücü camia bugün sadece  soyut bir zihniyet milliyetçiliği ile durumu idare ediyor.
Peki, metotlaşmada yaşanan  bu sefaletin Bahçeli aracılığı ile  aşılması mümkün müdür?
Maalesef değildir.
Haftada bir başkasının yazdığı bir metni Meclis  kürsüsünde okuyarak  vaziyeti idare eden  birinden MHP deryasına  değil kaptan miço bile olamaz!
AKP’nin yeni cengaverleri
Hasan Celal ve Bülent Orakoğlu!

Hasan Celal Güzel de Bülent Orakoğlu da özde vatansever ve düzgün isimlerdir, lakin bir süredir iki isim de AKP  adına adeta kraldan çok kralcı durumdadır. Hasan Bey bu durumu  demokrat çizgim  gereği diye sunuyor, ancak bazı çevreler bunu  Güzel’in AKP cenahında ikbal araması şeklinde yorumluyor. Hatırlayacaksınız daha önce de benzer bir hususu dile getirmiş ve ertesi gün  Hasan Bey’in,  “Ben siyaseti bıraktım”  açıklamasını yayınlamıştık ancak önceki gün ilginç bir iddia ile daha yüz yüze geldim. Buna göre Hasan Bey’e ; “Tayyip Bey’den sonra bu iş sana kalacak,taban seni istiyor”  denmiş. Doğruluğunu yanlışlığını bilmem ama böylesi tevatürler var. Doğrusu Hasan Bey’in cengaver misali AKP’lilerden çok onları savunması da insana acaba mı dedirtiyor… Gelelim Orakoğlu’na?.. 28 Şubat sürecinin Emniyet istihbarat başkanı olan  Bülent Bey’in verdiği fotoğraf da AKP’ye; beni değerlendir, bana makam ver  yakarması şeklindedir. İstisnasız her yorumunda AKP’yi sahiplenmesi ve her şeyi onun çıkarına göre yorumlaması, hakkında böyle bir kanaat oluşmasına sebep oldu…
Yersiz dedikodular
Kesici, CHP yönetiminde niye yok?
İlhan Kesici  son kurultay sonrasında CHP yönetiminde  görülmeyince dedikodu kazanları kaynatılmaya başlandı. Önce bir hususu açıklayalım. İlhan Kesici parti yönetimine kendisi girmedi… Üç ay önce İlhan Bey’i TV’de Alternatif   Programıma çıkarmıştım. Program öncesinde Kesici’ye kurultayda parti yönetimine girip girmeyeceğini sorduğumda tereddütsüz hayır cevabını almıştım. Kuşkusuz İlhan Bey bugünkü CHP’yi 90’lı yıllardaki SHP gibi  görmüyor ve Atatürk’ün hatırasına saygılı çizgide diye mütalaa ediyor ve dahası Deniz  Baykal’a  müthiş sevgi ve saygı dolu ama kendisini de 40 yıllık CHP’li gibi saymıyor. İlhan Bey’in CHP’ye girişi AKP teslimiyetçiliğine karşı milli bir alternatif model  yaratmak ve inandığı Baykal’a destek vermek içindi. Buradan hareketle Kesici’nin  her hadisede klasik CHP’liler gibi davranması ve geçmiş çizgisini  unutması mümkün değildir. İlhan Bey’in CHP mebusluğunu teknisyen katkısı  diye yorumlamak gerekiyor.
Liderin yalakası olmak
Fikrin değil, liderin adamı olmak!

Günümüz Türkiye’sinde politika yapmak ve bir yerlere gelmek istiyorsanız  belli bir fikrin  tutarlı ve namuslu üyesi olmak yetmiyor.Tersine liderlerin hiç biri ödün vermeyen, esnemeyen ve söz dinlemeyen tiplerden  hoşlanmaz. Politikada ayakta durmanın ya da yükselmenin formülü mutlak biçimde liderin adamı ya da yalakası olmaya bağlıdır. Lidere yakın değilseniz, aynı kıbleye dursanız da aynı locaya mensup olsanız da başarı şansınız yoktur. 20 yılı aşkın bir süredir Ankara’da   şahit olduğum olgu, istisnasız bütün liderlerin kendine biat edenlerle çalıştığıdır. Belki inanmayacaksınız ama ben marksist kökenden gelip de MHP’de kimi bakanlara danışmanlık yapan dalkavukları bilirim… Keza ateist olup da AKP’de zirveye çok yakın olanlara  da şahidim. Aynı şekilde CHP’de de sağda olup  da liderliğe yakın olanları biliyorum… Dedik ya, liderlerin aradığı çap, kapasite, fikir değil  kendine biat olayıdır. Bakın bugün Çankaya Köşkü’nde basın danışmanı olan Ahmet Sever eski bir marksistir ama Abdullah Bey onu kendine yakın bulduğu için  cumhurbaşkanlığına taşımıştır… Bu bağlamda  politikayla ilgilenenlere tavsiyem şu olacak: Teorik olarak doğru olmasa da hakim realite lidere sadakatten geçiyor. Siz siz olun başarı için  fikriniz ne olursa olsun  yukarıdakilerin ekibinde  olmaya çalışın.

Sabahattin Önkibar

Yeniçağ

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS