İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

Okyanuslarda Bir Türk Genci: Erden Eruç - Dr. M. Galip Baysan

Mayıs 05, 2008 - DR.M.GALİP BAYSAN

Bu gün sizler bu yazıyı rahat rahat okurken benim kalbim Pasifik Okyanus geçişini sandalı ve sadece küreği ile geçmenin son aşamalarına gelmiş bulunan bir Türk genci için çarpıyor. İnşallah kazasız belasız başarır, eşine, ailesine ve sevdiklerine kavuşur.

Onun hikâyesini ilk defa duyduğum zaman hedeflerinin büyüklüğü karşısında şaşırmış, hayrete düşmüştüm. Bahsettiği şeyler ancak filmlerde veya TV belgesellerinde gördüğümüz türden, Dünya çapında sportif hareketlerdi. Kısaca söylemek gerekirse Erden Eruç dünyanın en yüksek tepelerine çıkmak ve dünyanın en büyük denizlerini geçmek istiyordu. Bu işi acaba hangi araçların yardımı ile başaracağını düşünürken, bu konuda verdiği bilgiler şaşkınlığımı ve tabii ki hayranlığımı daha da arttırdı. Eruç bu geçişleri hiçbir motorlu veya rüzgârlı alet kullanmadan sadece kol ve bacaklarının kuvveti ile yapacaktı. Bu nedenle de harekâtın adını “Kasla git” koymuştu. Bu gün sizlere işte bu konu hakkında bilgi vermek ve bu olağanüstü olaya dikkatinizi çekmek istiyorum.

 

Erden Eruç olayı anne-baba gibi aile büyüklerinin bir çocuğun yaşamında, gelişmesinde ne kadar önemli bir role sahip olduğunun en mükemmel göstergelerinden biridir. Ben Erden Eruç’u tanımam, ancak babası benim 15 yaşından beri arkadaşımdır. Yatılı okullarda hemşerilik çok önemlidir. Ancak ben İstanbullu olduğum için, İstanbul şehrindeki bir yatılı okulda bu zevki pek yaşayamadım. Yine de Cemal Eruç Fenerin Balat semtinde oturduğu için benim en yakın hemşerim sayılırdı.

 

Okulda herkesin bir spor dalı vardı. Bendeniz boksta biraz sopa yedikten ve güreşte de sırtımız minderle akraba olmuşken, voleybol ve futbolda tutunmayıp, basketten de kovulunca soluğu eskrimde almıştım. O önce boks yaptı, sonra değişik spor dallarını denedikten sonra aletli jimnastikte karar kıldı. Onun özellikle iki eli üzerinde amuda kalkma becerisi hoşumuza gittiği için, onu her fırsatta teşvik ettiğimizi hatırlıyorum. Yıllar geçtikçe biz yukarı doğru sivrilirken Cemal yanlara doğru gelişmeye başladı ve vücudu üçgenleşti, adaleleri gözle görülür bir biçimde gelişti.

 

Yine yıllar geçti 1950 lerde 19 Mayıs törenlerinde Harbiye ve Harbiyelileri izlemek Ankaralılar için vazgeçilmez bir tutkuydu. Zannediyorum 1955 yılı idi. Ünlü Hüsamettin Hoca 9–10 M. Yükseklikte iki merdiven yaptırmıştı. Öğrencilerin yapacağı bir kule üzerine kurulacak bu iki merdivenin tepesine çıkacak bir talebe, en tepede amuda kalkıp bayrağımızı dalgalandıracaktı. Olay tam bir profesyonele yakışan bir formda idi ve tepeye bu işi en mükemmel bir şekilde yapacak öğrenci çıkabilecekti. Bu işi en iyi yapan benim dans partnerim Metin’di, tepeye o çıkacaktı. Ancak tatsız bir olay oldu ve Metin tepeden düşerek ayağını kırdı. Hepimiz onun yerini kim alacak diye merak ediyorduk. Çok aday vardı ancak hoca görevi birine verdi.

 

O 19 Mayıs günü, sahanın kenarında yerimizi almayı beklerken, etten kule ve direğin en tepesinde Cemal Eruç’un kusursuz amudunu izlerken bütün stadyum alkıştan inliyordu, ben de gözlerim dolu dolu olmuş bu çocukluk arkadaşımı hem alkışlıyor hem de “Hakkın Cemal” diyordum. Bu bir azmin zaferi sayılabilirdi.

 

Aradan 20 yıl kadar geçti. Napoli’de, NATO Komutanlığında görevliydik. Kıbrıs Harekâtı başladı, çevremde üç Yunan subayı ile birlikte çalıştığım için krizin başladığı ilk günler sinirlerimiz oldukça gergindi. Ancak ne onlar ve ne de ben karşılıklı nezaket kurallarının dışına çıkmamak için elimizden gelen gayreti gösteriyorduk. Bir gün Ankara’dan gelen bir arkadaşımız heyecanla odama daldı ve şu ilginç haberi verdi. “ Senin Cemal artık Beş Parmak dağlarında amuda kalkıyor.” Rum siperlerinin gerisine havadan inen bir taburun komutanı olan Cemal, artık bir savaş kahramanı olmuştu.

 

İşte böyle bir babanın oğlu olan Erden Eruç; çok küçük yaşlardan itibaren babasının yanında ve gözetiminde Eğridir Dağ ve Komando okulunda arazi ve engebelerle dostluk kurmayı öğrenmişti. İlk büyük dağ çıkışını 1972 yılında, İlk Okulu başarı ile bitirmesinin ödülü olarak, daha 11 yaşındayken babası ile birlikte Erciyes Doğu Zirvesine (3890M.) çıkarak gerçekleştirdi. İstanbul Boğaziçi Üniversitesinde boks, atletizm ( özellikle Maraton ve uzun mesafeli koşular), Güreş ve Judo sporları ile meşgul oldu. Makine Mühendisliği bölümünden mezun olduktan sonra ABD’de Ohio State ve George Mason Üniversitelerinde master yapan sporcumuz; 2001 yılında Everest fatihlerinden İsveçli ünlü dağcı Göran Kropp’la tanışmış ve sohbet sırasında bazı hayaller paylaşılmıştır. 2002 yılında hedef çok büyümüş ve 6 ayrı kıtanın, en yüksek tepelerine tırmanma olarak benimsenmiş ve 6 zirve projesi oluşmuştur. Bu zirvelere yolculuğun tamamen kas gücü ile yapılması gerekli görülünce Okyanusların kürekle geçilmesi ve karalar üzerindeki yolculukların bisikletle ve yürüyerek yapılması kararlaştırılmıştır.  

 

Erden ve arkadaşlarının organize olmalarından sonra hedefe doğru ilk adımlar 1 Şubat 2003 yılında atıldı. Bisikletle yapılan 3800 Millik yolculuk sonunda Alaskaya ulaşıldı ve Kuzey Amerika’nın en yüksek tepesi olan Mc Kinney tepesine(6194 M.) çıkıldı. Aynı yolu yine yalnız ve bisikletle geçen sporcumuz, Atlas Okyanusunu geçmek için önce Miamiye, sonra Lizbon’a geçmiş ve Okyanusu kürekle geçme hareketine başlamıştı. Önce Kanarya Adalarına geçti, sonra da 95 günde Karaiplerin Guadalup limanına vardı. Böylece Erden Eruç Dünyada Atlantiği kürekle geçen 33ncü sporcu oldu ve bu başarıya sahip ilk Türk sporcusu unvanını kazandı.

 

Üçüncü kademe olarak Pasifik Okyanusu geçişine 10 Temmuz 2007 tarihinde başlayan sporcumuz, halen Yeni Gine açıklarında ve 294 gündür denizde tek başına geçen bu yolculuğu tamamlamak üzeredir. 16 gün sonra denizlerde en uzun kalma dünya rekorunu kıracak ve Çine ulaştığında her iki Okyanusu geçen Dünyada 3ncü adam olacak.

 

Eruç’un bundan sonra yapacağı yolculuklar daha güç, daha zorlu safhalarla doludur.

 

 

 

 

                                                   

 

Özetlemek gerekirse:

 

1.              Filipinlere ve Çin’in Honkong limanına yanaşacak, oradan bisikletiyle sıra ile Çin- Birmanya- Bangladeş- Hindistan üzerinden Nepal’a gidecek ve 8850 Metre yüksekliğindeki ünlü Everest zirvesine tırmanacaktır.

 

2.              Hindistan- Afganistan-Pakistan-İran-Türkiye üzerinden Gürcistan’a girerek Avrupa’nın ve Kafkas Dağlarının en yüksek tepesi (5600 M.) Elbruz’a tırmanacaktır.

 

3.              Daha sonra Türkiye- Suriye-İsrail-Filistin-Mısır-Sudan-Etopya yolu ile Tanzanya’ya ulaşacak ve orada da Afrika’nın en yüksek zirvesi Klimanjaro’ya tırmanacaktır.

 

4.              Buradan Batı Afrika’daki Namibya’ya ulaşacak olan Eruç burada Okyanusu ikinci defa geçmek için yeniden teknesi ile buluşacaktır.

 

5.              Okyanus geçişinden sonra Arjantin kıyılarında deniz yolculuğunu bitirmeyi planlayan sporcumuz burada yine bisikleti ile buluşacak ve Arjantin- Şili sınırındaki Mendoza bölgesine geçecek ve orada Güney Amerika Kıtasını en yüksek tepesi (6980 M.) Akongagua’ya tırmanacaktır.

 

6.              Bu çıkıştan sonra yine kara yolu ile kuzeye doğru adım adım ve hemen hemen bütün Güney ve Orta Amerika ülkelerini geçerek ABD’ye ulaşacak ve kim bilir kaç yıl sürecek inanılmaz yolculuğunu tamamlayacaktır.

 

7.              Bu yolculuk bittiği anda ( planlanan 2012 yılında) Erden Eruç ismi Okyanuslar ve Zirveler serisinin en başına yazılacak ve artık bir Türk sporcusu dünyanın en inanılmaz başarılarından birinin kahramanı olarak Dağcılık ve Denizcilik ve Doğayı sevenlerin tarihindeki eşsiz yerini alacaktır.

 

         Eğer başarabilirse Erden Eruç adlı bu Türk sporcusunun adının sadece günümüzde değil ama gelecek yüzyıllarda bile saygı ile anılacağını ve rekorunun on yıllarca kırılamayacağını şimdiden iddia etmek asla kehanet sayılmamalıdır.

 

Bu hikâyeyi sizlere duyurmanın esas nedenine gelince; bu gencin şu anda hepimizin teşvik ve desteğine ihtiyacı var. Takdir edersiniz ki böyle bir faaliyet için oldukça güçlü mali destek şarttır. Bir firmanın ( AKTAŞ)  sağladığı maddi destek yetersizdir ve Eruç Ailesinin maddi imkânları da tükenmek üzeredir. Teknesinde her gün çektiği küreklerin üzerinde iki ay yıldız vardır ve bisikletinde daima minik bir Türk bayrağı dalgalanır.

 

Sponsor olmak isteyen bazı firmalar bu ay yıldızlar ve Türk Bayrağının simgelerinin silinmesini şart olarak öne sürünce teklifleri o anda reddedilmiştir. Buna rağmen sporcumuz bu güne kadar ne yerli resmi, gayri resmi spor kurumları, ne Türkiye’yi tanıtma fonu gibi fonlar ne de basın yayın organlarından hiçbir yardım, hiçbir destek görememiştir. Herhangi bir spor dalında başarı diye çırpınan Beden Eğitimi ile ilgili resmi organlar bu konuya tamamen duyarsız kalmışlardır. Oysa bu işte biraz uğraş vermiş olanlar böyle bir başarının en az Türk Milli Futbol takımının “Dünya Şampiyonu” olması kadar önemli olduğunu kabul edeceklerdir.

 

Kendi ülkesi, kendi halkı böyle büyük bir sporcuya destek vermezse, tecrübelerimize göre şunu söylemek isteriz ki destek veren mutlaka bulunur. Başarıya sahip olanlar mutlaka bu yolculuğun temelindeki Türk olgusunu silerler ve başarı Amerikalıların, İngilizlerin veya bir başka ülkenin sporcularına mal edilir. İnsan gayri ihtiyari şunu soruyor: Acaba dikkati çekip destek alması için bu genç kardeşimizin yurt dışında bir yerlerde mutlaka “ Biz Türkler 1.000.000 Ermeni, 30.000 Kürt öldürdük” demesi mi gerekiyor?

 

Vatanını, Ulusunu, Doğayı ve Sporu seven herkes, Siyasi Parti Elemanları, hepimiz bir şekilde bu gencimize destek vermeliyiz. Başta okullar, Liseler- Üniversitelerdeki beden Eğitim öğretmenleri varsa Dağcılık ve Denizcilik kolları elemanları, spor kulüpleri, Konuya ilgi duyan basın yayın unsurları, bilgi sayar siteleri yardım kampanyaları organize etmeli az da olsa, çok da toplanan yardımların birinci ele ulaştırılması sağlanmalıdır.

 

Bu olayda maddi yardım yanında manevi yardım da büyük önem taşımaktadır. Bilgisayar adresinden ona ulaşmak, imkân varsa onunla sohbet etmek, ona cesaret vermek de ona yalnızlığını unutturacak, şevk verecek yollardan biridir.

 

Gelin çekimser kalıp gelişmeleri seyretmekle kalmayalım. Yapabileceğimizin en iyisini yaparak ona destek verelim. Yıllar sonra eşiniz, çocuklarınız ve belki de torunlarınızla bu muhteşem spor olayının filmini seyreder, belgeselini izler veya kitabını okurken “ Bu olayı çok iyi hatırlıyorum, ben de Erden Eruç’a şöyle destek vermiştim” şeklinde paylaşacağınız ve iç huzuru duyacağınız bir hikâyeniz olsun.

 

 

 

Dr. M. Galip Baysan  

 

 

 

ADRESLER:

 

Erden Eruç: www.kaslagit.com

 

Cemal Eruç: cemaleruc@gmail.com 

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS