İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

8-9 Kasım 1918: “Ağlama Fahri, Burası Türk Yurdu”- Bir Çavuş, Mustafa Kemal Paşa’ya Dedi Ki, “Biz Gidiyoruz” Toroslar Ve Beşparmak Dağları… - Taylan Sorgun

Mayıs 05, 2008 - TAYLAN SORGUN

“Mondros Anlaşması’nın emperyalistleri” İstanbul, Anadolu, Trakya’yı işgal etmişlerdi. Anadolu’nun her yerinde işgal devletlerinin “Komiserleri” vardı. İstanbul’dakilere de “Yüksek Komiser” denilirdi. Mustafa Kemal Paşa Toros dağları eteklerindeki Adana’daki Yıldırım Orduları Grubu Karargahı’ndan 13 Kasım 1918 günü İstanbul’a gelmişti.

BAYRAK VE AĞLAMAK…

Ah benim tarihim. Bizim tarihimiz. Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali. Başında Mustafa Kemal Paşa. Zaten, Adana’daki Karargahı’nda 7-8 Kasım 1918 gecesi, Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’ni başlatmaya karar vermişti. Esir İstanbul’daki Sadrazamlık, Yıldırım Orduları Grubu’nu lağvetmişti. Yani ortadan kaldırmıştı. Çünkü, emperyalizm oralarıda işgal edecekti. Ateşi yeniden görmeye başladığımız zamanlardı. Ama, Şair Nazım’ın dediği gibi “…Ateşi ve ihaneti beraber görmüştük…” İhanetçiler Batı Avrupa devletlerinin emperyalist siyasetinin yardakçıları ve çıkarcıları idi.

VE O BAYRAK…

Yıldırım Orduları Grubu’nun lağvedildiği şifresi Mustafa Kemal Paşa’ya ulaştığında yanında Mustafa Kemal Paşa’nın emrindeki Ali Fuat Paşa ile, Albay Fahrettin vardı. Albay Fahrettin, Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali cephelerinde Orgeneralliğe yani paşalığa kadar yükselecekti. Yıldırım Orduları Grubu lağvedilmişti. Ordu dağıtılıyordu. Karargah binasının önünde Türk Bayrağı, bayrağımız, gözümüz canımız, herşeyimiz, Karargah boşaltılacağı için indirilecekti… “AĞLAMA FAHRETTİN”

Bana belgeselini yazdığım Altay Paşa anlatmıştı. O karargahın boşaltıldığı gündü. Kimbilir kaç cephede dövüşmüş komutanları Mehmetçikler, Bayrak gönderi önünde selam durmuşlardı. Genç bir suvari zabiti gözleri dolmuş Bayrağımızı indiriyordu. O sırada Mustafa Kemal Paşa’nın mavi gözlerinin üzerindeki gür sarı kaşları çatılmıştı. Albay Fahrettin, o cephelerde çelikleşmiş komutan ağlıyordu. Bayrak indirme töreni bitmişti. Mustafa Kemal Paşa, Albay Fahrettin’e dediki: “…Ağlama. Burası Türk Yurdu’nun terkedilmeyecek topraklardır, birgün mutlaka ve mutlaka bu Bayrak yeniden burada dalgalanacak…”

“SİZ MEHMETÇİKLER…”

Mehmetçiklerin gözlerinde öfke vardı. Bir çavuş ağlıyordu. Mustafa Kemal Paşa O’nu Çanakkale’den tanırdı. Mustafa Kemal Paşa bu defa Mehmetçiklere “…Yılmak, yılgınlık hiç olmamalı… Sizinle mutlaka ve muhakkak yine beraber olacağız. Vatan toprakları için harb ettiniz. Ve yine harb edeceksiniz. Zamanı gelecektir… Bu benim size sözümdür…” Kederli yüzler birden güneş vurmuş gibi aydınlanıverdi… “…BİZ GİDİYORUZ…”

O ağlayan onbaşı, birden Mustafa Kemal Paşa’nın önüne geldi. Topuklarını birbirine öfeke ile vurdu. Selam çaktı. Ve dedi ki, “…Paşam madem harb olacaktır dediniz… Müsaade et… Biz gidiyoruz…” Mustafa Kemal Paşa sordu: “…Nereye çocuk…?” Onbaşı hazırolda idi. Başı ile Toros dağlarını gösterdi: “…Aha oralara paşam…” dedi. On kişi idiler… Mustafa Kemal Paşa emir subayına dödü: “…Çocuklara bol cephane…” emrini verdi. Toros dağları ile Mehmetçikler hasret olmadan kavuşacaklardı…

BEŞPARMAK DAĞLARI…

O zamanı yaşayanlarla aylarca günlerce konuştum. İşte tam bu sırada yani o Onbaşı’dan sonra bir başkası gitti Mustafa Kemal Paşa’ya selam çaktı ve dedi ki, “…Paşam gayrı iznin olursa biz şu üç argadeş Beşparmak dağlarına gideriz…” Beşparmak dağları Ege’nin dağları idi. Çakırcalı Mehmet Efe’nin adı ile ünlenmişti o dağalar. Mustafa Kemal Paşa, emir subayına döndü: “…Çocuklara bol cephane…” emrini verdi. İLK KUVVACILAR…

Ve sonra onlar Şair Nazım’ın dediği gibi karınca misali çoğalacaklardı. Ve o gidenler Mustafa Kemal Paşa’nın ilk Kuvvcıları olacaklardı. Pedişah ferman etmişti: “Harp bitmiştir. Ordular terhis olunacaktır.” Lakin ferman Padişah’ındı ama, dağlar Kuvvacılar’ın olacaktı. Olmuştur da. Şimdi düşününüz. Bu Vatan evet bu mübarek Vatan toprakları… Ve uğruna ölünecek Bayrağımız. Namus. İstiklal. Hepsi onda yazılıdır. İmzası şehit kanlarıdır.

SONRAKİ ZAMAN… Ve sonraki zamanda Mustafa Kemal Paşa İstanbul’dan Anadolu’ya geçmiş Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’ne başlamıştır. Lakin Anadolu Ordusu’na cephane ve silah lazımdır. Oysa silahlar toplanmış önünde, İngiliz, İtalyan, Yunan askerlerinin beklediği depolara konulmuştur. Evet ve lakin onlar Anadolu’ya lazımdır.

SALİH REİS…

Eski İttihatçı, İttihat Ve Terakki’nin ünlü ismi Kara Kemal Bey’in İttihat ve Terakki zamanında teşkilatlandırdığı “Mavnacılar” vardır. Salih Reis onların başıdır. Haliç’te, yani İstanbul’un Haliç’inde bir askeri depo vardır. Önünde İngiliz askerileri nöbettedir. Salih Reis’e Dayı Maksut’tan Ankara haberi ulaşmıştır. Emirdir. Emir şöyledir: “…O silahlar Anadolu’ya gelmelidir…” “Salih Reis, bu emri Dayı Maksut’tan alır almaz, Hemşinli Mehmed, Mustafa Kaptan, piyade teğmeni Eyüplü Kuvvacı Nazmi’yi bulmuştur. Emri iletmiştir. Ve bir gece o depoyu Kuvvacılar basmışlardı. İngiliz nöbetçileri bağlamış, depoyu boşaltıp, silahları Karadeniz takalarına doldurmuşlardı.

GECENİN KARANLIĞINDA…

Karadeniz takaları gecenin karanlığında Haliç’ten süzüldüler. Liman’da kara dumanları savrulan emperyalizmin donanması vardı. Onların önünden geçtiler, eksozlarını denize vermişlerdi ki ses yapmasın. Ve Karamürsel’e gittiler. Silahlar oradan Anadolu’ya gönderildi. Dayı Maksut, ertesi gün bir Kuvva gizli merkezinden Anadolu’ya şifreyi gönderdi: “…İstenilenler yola çıkarılmıştır… Yeni emirlerinizi bekliyoruz…”

“KOMİSERLER” ÖFKELİ…

İşgalci emperyalizmin İstanbul’daki “Yüksek Komiserleri” öfke ile Sadrazam’ı çağırdılar. Onlar Sadrazam’a gitmediler. Sadrazam onlara geldi. Ateş püskürüyorlardı. “Yüksek Komiser”ler. Sonra Haliç’teki bir balıkçı yakalandı. Söyletmek istediler, söyletemediler. Yüksek Komiserler İstanbul’da işgal devriyesi sayısını artırdılar.

ZEYNELABİDİN VE FRO…

“Zeynelabidin Hocaefendi” Saray’ın muteber kişilerindendi. Damat Ferit’in işbirlikçi Sadrazam Ferit’in sadrazam olmasında da rol oynamıştı. O sıralarda İngiliz Muhipleri Cemiyeti kurulmuştu. Damat Ferit o cemiyete aza olmuştu. Tabii Zeynelabidin Hocaefendi de Damat Ferit kabinesindeki (Bakanlar Kurulu) zamanın Hürriyet ve İtilaf Fıkrası mensupları da o Cemiyet’in azası idiler. Bir kısmı da Amerikan mandasından yanaydılar. İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin asıl başı ise meşhur Rahip Fro idi. FRANSIZ MUHİPLERİ… Mustafa Kemal Paşa’nın başlattığı Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali Anadolu’da devam ederken, İstanbul’da bir de “Fransız muhipleri Cemiyeti” kurulmuştu. İstanbul’daki Milli Mücadele ve Anadolu İhtilali’ne karşı olanlar “İngiliz mandasına mı girsek, Amerikan mandasına mı girsek” diyorlardı. Fransa’nın mandasını isteyenler azdı.

“DÜRZÜ GİDİYOR”… Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’da kurduğu haber alma teşkilatı M.M Grubu’na bağlanmıştı. Doktor Fahri Haber alma teşkilatında idi. İşbirlikçi yazar Ali Kemal takip altına alınmıştı. Haliç baskını gecesi Ali Kemal’i gördü. Redingotunu giymiş, süslenmiş, püslenmiş, “Yüksek Komiser”lerin gece eğlendikleri, işbirlikçilerle ticaret pazarlıkları yaptıkları Serkaldoryan Kulubü’ne gidiyordu. O sırada Doktor Fahri, Ali Kemal’i gördü. Dürzü gidiyor diye söylendi. Tam o sırada İstanbul’un eski bıçkını, yeni Kuvvacısı “Kehribar Ali” ile göz göze geldi. O bıçkına “Kehribar Ali” denmesi, elinden düşürmediği dede yadigarı kehribar tesbihten ötürü verilmişti. Kehribar Ali, Doktor Fahri’ye baktı. Doktor Fahri başı ile “evet” işareti yapsaydı Ali Kemal yok olurdu. Yapmadı. Çünkü emir “Takip edilecek” şekilinde idi. Evet dostlar şimdilik bu kadar.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS