Joost’a arada bir “geliyorlar”! - Ruhat Mengi
Mayıs 04, 2008 - RUHAT MENGİ
Yine geldiler! Bir “iyi halde olsunlar” durumu mevcut yine… Arada bir, hatta son zamanlarda sık sık yokluyorlar bunları. “Ordalar mı” diye sormak lazım…Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Joost ile AB Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Ollie bir kez daha döktürmüşler (yoksa isimleriyle hitap etmek ayıp mı olur? İyi ama onlar hiçbir saygısızlığa bizim kızmayacağımızı düşünüyorlarsa kendileri de hiçbir şeye kızmayacaklardır herhalde…) Biz de nerede kaldılar, birkaç gündür sesleri çıkmadı diye meraktaydık zaten…
Ollie “Türkiye’de çok belirgin bir bölünme var. Bir tarafta laikler, ki bunlar liberal laik olmaktan çok aşırı laikler. Diğer tarafta Müslüman Demokratlar var. Bunlar da reform geçirmiş eski İslâmcılar” buyurmuş. Bu kadar analizci bir kafanın, daha 6 yıl önce Türkiye’de böyle bir bölünmenin olup olmadığını da inceleyip söyleyivermesini beklerdik tabii ama daha çok bekleriz.
Tabii bunlar yüzünden AB hedefimizden vazgeçecek değiliz ama içişlerine karışma konusunda sınırları zorladıklarına da şüphe yok.
Neymiş efendim “Tabii karışırlar”mış, “Çok doğal”mış. Peki karışırken Türkiye siyasetinde resmen taraf olarak, bir partinin üyesiymiş gibi yorumlar yapabilirler mi? Hakaret edebilirler mi? Daha önce kime ve nasıl yapmışlar bize somut örnekle anlatsınlar, kabul edelim. Aksi takdirde saçmaladıklarını onların kabul etmesi gerekiyor.
Kendilerinin mahkemeleri olan AİHM “Laikliğin her ülkede o ülkenin şartlarına göre farklı uygulanabileceğini” söylüyor, kararlarını da böyle veriyor. O zaman, Türkiye’de Anayasa’yla belirlenmiş laiklik kurallarına uyulmasını isteyenler, yasalara ve yargıya saygı gösterenler neden “liberal” değil de “aşırı” oluyorlarmış?
Ayrıca bu laikler Müslüman değilmiş gibi neden laikler ve Müslüman demokratlar bölünmesi oluyormuş?
ADETA KÂHİN!
Türkiye’de bir “laikler-dinciler” bölünmesi son 6 yılda ortaya çıkmıştır bu doğru ama o “dinci” adı altında toplananlar (kendilerinin “reform geçirmiş eski İslâmcılar” dediği) gerçekte reform geçirememiş, FP-RP’nin yaptıklarının benzerini tekrarlamakta olanlardır.
Tüm uygulamaları da halen “reform” denilen, “Müslüman demokrat” denilen; “bir din diktatörlüğüne gitmeyecek, laik-demokrasiye saygılı ama daha muhafazakar siyaset” anlayışından çok uzak oldukları gösteriyor.
Zaten “Hıristiyan demokrat”la aradaki fark budur, İslâm’da dini siyasette kullananlar hiçbir ülkede toplum yaşamını tümüyle din kurallarına göre düzenlemeden, şeriat rejimine geçmeden durmamışlardır.
Ollie samimi olsaydı bunları biliyor olurdu ama öğrenmek için asla “geç” diye bir şey yok tabii…
Joost’a gelince, söyledikleri arasında “e-muhtıra AKP’ye yaradı” gibi nadir doğru vurgular var ama yüzde 99′u Türk siyasetine ve yargısına saygısız şeyler.
“Burada yaşasaymış AKP’ye oy vermez”miş, “CHP bir felaket”miş, “AKP, MHP’nin tuzağına düşmüş”müş. “AKP kapatılacak, yeni parti kurulacak”mış. “AKP Anayasa’yı değiştirerek bunu engelleyememiş”miş. Beyefendi sanki AB temsilcisi değil de Türk köşe yazarı…
Üstelik kâhin…
Ve söylediklerini bugüne kadar yazılan bazı yazılarından tıpatıp aldığı ortada…
Anlıyoruz, eşi Türk ve bazı Türk yazarlarla samimi arkadaşlığı var ama sonuçta kendisi halen AB komisyonu’nu temsil eden bir yabancı. Yargıtay’a, Anayasa Mahkemesi’ne “politik dava” diye hakaret etmek ona mı düşmüş?
AKP’nin kapatılacağını bu kadar emin şekilde Türkiye’de hiç kimse söyleyemezken ona ne oluyor?
“Anayasa’nın değişmez ilkelerine karşı eylemler” nedeniyle açılmış bir dava Türkiye’nin yüksek yargısındayken bu lafları nasıl söylüyor ve Türk partilerine hakaret edebiliyor?
Aslında bu soruları ona hükümetin sorması gerekirdi değil mi?
Onlar sormayacağı için ben sormak zorunda kalıyorum.
Ruhat Mengi
Vatan


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.