Suçüstü - Şükran Soner
Mayıs 03, 2008 - ŞÜKRAN SONER
Otobüste, minibüste insanlar bir gün önce yaşadıklarını, tanıklıklarını konuşuyorlar. DİSK’i, Taksim’e yürümek isteyen işçileri hedef almış şiddet, polis eliyle uygulanan devlet terörü, provokasyon, sıradan insanlara sandığımızdan o kadar daha ağır zarar vermiş ki… Yaşadıklarını, tanıklıklarını birbirlerine anlatırlarken, DİSK yöneticilerinin, işçilerin polise gösterebildikleri hoşgörüyü gösteremiyorlar…
“Nasıl bir vahşet, düşmanlık eğitiminden geçirilmişler, nasıl bir gözükaralık bu.. Ellerinden gelse hepimizi öldürecekler. Yaşlı, hasta, çocuk, kadın, işinin, ekmeğinin derdinde.. hiçbir şeyi umursamıyorlar… Bunlar devletin polisi olamaz. Kendilerinden olmayanlara düşmanlık duyguları besleyen, tarikatın, partinin militanları..” yorumlarını yapanlar, solcu, militan işçiler değil, çatışmaların yoğun olduğu Çağlayan-Şişli-Taksim hattında yaşayan, çalışan sıradan insanlar. En çok da kadınlar.
İşyerlerine gitmek, evlerine dönmek isterken karşılaştıkları kötü muameleden, üzerlerine üzerlerine atılan gaz bombalarından, yürüyüşçüleri dağıtma adına hedef oldukları coplardan canları yananlar, besbelli bilinenden, görüntülere, ekranlara yansıyanlardan çok fazla. En önemlisi de nedensiz hedef oldukları düşmanlığın boyutlarından öylesine etkilenmişler ki.. tanıklıkları ile polise yönelik edindikleri olumsuz önyargılar bir daha kolay kolay silinecek gibi değil.
Erdoğan hükümetinin siyasi, toplumsal karşıtları birleşip, yıllarla uğraşıp plan yapsalar, AKP iktidarının kendi kendine yaptığı bu kötülüğün boyutlarında bir kötülük yapamazlardı. AKP’nin dayandığı siyasi yapının gerçek kimliği, yüzü ancak bu kadar çarpıcı açığa çıkabilirdi; ele geçirilmiş polis kadrolaşması da dahil, ılımlı İslamcı takımın tam kadro, örgütleri ile Erdoğan’ ın “ayaktakımı” dediği, işçiye, haklarına düşmanlığı, takıyye yaptığı tüm alanlara yönelik gerçek yüzü, demokratlığa oynamadaki sahtekârlığında çok fena bir suçüstü yakalanma hali var.
***
En çok da yandaşları dinci medyanın olup bitenleri veriş üslubu, Başbakan, bakanların açıklama, değerlendirmelerinin bütününde, bu suçüstü yakalanma sırıtıyor. Beklediğimiz gibi, dişlerine en uygun, istedikleri gibi kullanabildikleri AKP iktidarına, ılımlı İslam projesine, takıyye yapmasına demokrasi adına tam destek vermiş, ABD, AB cephesi son olup bitenler karşısında şaşkın ve suskunlar. Bu kadar ağır bir iktidar terörü uygulamasını savunamadıkları gibi, yapmak zorunda oldukları çıkış ve eleştirileri de yapamıyor, kırıtıp duruyorlar.
Ortaya çıkmamış Ergenekon iddianamesi ile 1 Mayıs provokasyonunu ilişkilendirmeye çalışmak, ipin ucunun kaçtığını ortaya koyuyor; hükümetin iradesi ile ortaya konmuş, Irak işgalinde emperyal gücün kullandığı acımasız, vahşi ölçütlerde, orantısız güç kullanılmış; polis eliyle devlet terörü görüntülerinin eşliğinde.. bu çapta bir suçüstü yakalanmada, yalan senaryolarını artık kim yutar ki..
Bütün çatışma görüntüleri, binlerce kameranın çektiklerinde, fotoğraf karelerinde, polisin yola bile çıkamamış, evlerinde sendikalara, partilere, işçilere vahşi, acımasız baskınlarının, polis eliyle provokasyonun, devlet terörü belgelerinin kanıtları var. En suçlanabilecek görüntülerde işçiler, insanlar ellerinde pankartları, çiçekleri ile Taksim’e yürümek istiyor, 1 Mayıs sloganları atıyorlar. Gerisi nasıl da acımasız, orantısız saldırıya uğradıkları, dövüldükleri, bombalarla dağıtıldıklarını gösteriyor. Provokasyon ve terörün suç odağına iktidar kendi kendisini oturtuyor…
Yakın tarihlere kadar AKP iktidarına tam destek vermiş liberal cephe şaşkın, tepkilerini “AKP’nin demokratlığı buraya kadarmış. Bu vahşet, terör 1 Mayıs’a, işçiye bu düşmanlık neden?” sorgulaması ile dillendiriyorlar. Besbelli çıkarlar adına göz göre göre takıyyeye prim verilmişken, bu kadar büyük oyla iktidar olmuş Erdoğan Hükümeti’nin bu kadar büyük çaplı demokrasi ayıbı suçuna, suçüstü yakalanmasına akıl sır erdiremiyorlar.
Oysa hep böyle olmaz mı? Medya çağında, emperyal çıkarlar adına yaratılmış, teslim alınmış partileri, umut, iktidar yapmak, emperyal çıkarlar emrinde kullandırmak çok kolaydır. Ancak uzun süreli iktidarda, ayakta tutmak bir o kadar zordur. Günümüz koşullarında, piyasa düzeninin giderek daha boyutlu kendi krizlerini yaratma eğiliminde, dünya çapında akıl almaz hız kazanmış emek sömürüsü, sosyal devletten sapma, sendikal hakların gasp edilmesi örneklerinde, Türkiye’ye biçilmiş rolün, Türk insanına, işçi sınıfına bedeli çok daha bir ağır.
Türkiye’ ye, AKP iktidarı ile yola çıkılarak biçilen rol, bu ülkenin Cumhuriyet kazanımları, laiklik, sosyal devlet, emek hakları kazanımları ile öylesine çelişkili ki… Erdoğan Hükümeti’nin, 1 Mayıs ruhunun kıpırdanmasından bile ödü kopuyor. Korkusunu iktidar gücü, terörle bastırmaya çalışıyor. Kendi kuyusunu kazıyor…
Şükran Soner
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.