Uyarı Çeşitleri - Mümtaz Soysal
Mayıs 02, 2008 - MÜMTAZ SOYSAL
CAHİT TANYOL , Kemalist devrimciliğin felsefesi ile duyarlı yazar olmanın öfkesini birleştirerek geçen gün şöyle isyan etmişti: “AB yöneticilerinin Türkiye Cumhuriyeti Başsavcısı’na hiçbir sömürge ülkesinde düşünmeye dahi cesaret edemeyecekleri küstah ve tehditkâr saldırısının nedeni, hukuk devleti ya da adaletin üstünlüğü gibi soylu endişeler değil, askeri darbe yaygarası koparma fırsatı bulamamanın düş kırıklığı olsa gerek…”
Her rejimin kendine özgü uyarı sistemleri vardır. Bambaşka koşullarda kurulmuş devletlerdeki insanların Türkiye’deki uyarı mekanizmalarına akıl erdirmesi zordur. Bu Cumhuriyetin mayasında askerin tarihten gelen payını bilmeyenler, cumhuriyetçi rejimin tehlikeye girdiği dönemlerde ortaya çıkan “muhtıra” ların uyarı niteliğini anlayabilir mi? Bu yola başvuruşun gerisinde, kaba darbecilik yerine geçen ve saygıyla karşılanması gereken cumhuriyetçi bir esirgeyiciliğin bulunduğunu anlamak onların havsalasına sığmaz.
Kapatma davası dolayısıyla Ankara’ya akın eden AB’lilere yakında İsveçli parlamenterlerden oluşan bir başka “heyet-i nasiha” daha katılacak. Hıristiyan yobazlığına karşı başkaldıran Protestanlığı bile kuzeyin karanlık günleri gibi kasvetli bir dindarlığa dönüştürmeyi beceren İskandinavlar, bakalım Türkiye’deki düşünce kaosuna nasıl bir aydınlık getirecekler?
A slında böyle bir kaos yaşanmamalıydı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yerine getirmek istediği görevin anlamını ne büyük medya anladı ne de siyasiler. Belki de, bir düşünce tembelliğidir sürüp giden.
Dava, özünde, Frenklerin “procès d’intention” dedikleri bir “niyet davası” dır. Daha doğrusu, bir kötü niyeti önleme davası. Başsavcı, daha önce yaptığı sözlü uyarıyla da belirttiği gibi, AKP iktidarının gidişinde Cumhuriyetin laik niteliğini zedeleyici ve rejimi başka bir düzene dönüştürücü kötü niyet sezmektedir; sezdiği “açık ve yakın” tehlikeyi önlemek için bütün sistem içinde yalnız kendisine tanınan bu yetkiyi kullanıp böyle bir dava açmıştır.
Ceza davalarına benzemeyen, “kendine özgü” bir davadır bu. Anayasa Mahkemesi de böyle bir özgünlüğü bilerek karar verecektir.
Davanın açılması başlı başına bir uyarıydı; karar da, nasıl bir sonuca bağlanırsa bağlansın, herhalde yine bir uyarı niteliği taşıyacaktır.
Ö rneğin, kapatmaya kadar gidilmese bile, Cumhuriyeti koruma görevi verilmiş kurumlardan olan Anayasa Mahkemesi, öngörülen yaptırımlardan biri için öyle bir gerekçe yazabilir ki onun anlamı, şimdilik kapatma sonucu doğurmamış davranışların aynı nitelikte bir olasılığın tohumunu taşıdığı ve tekrarlanmaları durumunda o akıbeti kaçınılmaz kılacağı da belirtilmiş olur.
Bundan âlâ uyarı olabilir mi? Ne demişler, “anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” . İsveççe’de böyle bir atasözü var mı acaba?
Mümtaz Soysal
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.