İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Sorun mu çözülecek KKTC mi?-Ender Erdemil

Mayıs 02, 2008 - Genel

BRT Televizyonunda Gazeteci Erdoğan Naim konuşuyor: “Bu görüşmeler, Lokmacı kapısı, hepsi yem borusu. Aslında iki taraf da kalıcı ve adil bir çözüm olmayacağını biliyor. İnsanları oyalıyorlar.”(1 Mayıs 2008)

Yıllardır Kıbrıs Sorununun çözümü konuşulur, “Adada adil ve kalıcı çözüm” den söz edilir… Tarafları buluşturmak için girişimlerde bulunulur, ancak bir arpa boyu yol gidilmemiştir.

Denktaş’ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, New-York’ta yapılan görüşmelerde Tayip Erdoğan Hükümetinin verdiği sözler doğrultusunda, Denktaş’a hiç de istemediği koşullar kabul ettirilerek Annan Planı yaratıldı. KKTC halkına Annan Planı’nın çok iyi bir şey olduğu, Annan Planı’nı kabul ederlerse AB yolunun onlara açılacağı, hayatlarının güllük gülistanlık olacağı anlatıldı. Kıbrıs Türkü Annan Planına “evet” dedi.

Ancak, Rumlar Annan Planı’na “hayır” dediler. Sorun çözülmemişti.. Çözülmediği gibi, Kıbrıs Türkü’ne anlatılan o güllük gülistanlık hayatın da hayal ürünü olduğu bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştı
Annan Planı’nın fiyaskoyla sonuçlanmasına kadar, Kıbrıs Türkü “adil ve kalıcı bir çözüm” beklentisine alıştırılmıştı. Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri ve KKTC Hükümetleri de aslında uzakta bir “mum ışığı gibi görünen”, ve hiçbir zaman ne olduğu açıkça ortaya konulmayan “adil ve kalıcı çözüm” uğruna “itidalli” davranarak KKTC’nin dünya devletleri tarafından tanınan bir devlet olması için çaba göstermediler.

Rumlar için hava hoştu. AB’ne üyeydiler. Türkiye AB hayaliyle; hem de dış ticaretini tek taraflı olarak AB’ne bağlayan Gümrük Birliği Protokolü uğruna Rumların AB’ne alınmasına razı olmuştu. Bunu yaparak, Kıbrıs Adası üzerinde uluslar arası anlaşmalardan doğan pek çok hakkından da vazgeçmişti.

AB’ne zaten üye olan Rumların, adada adil ve kalıcı bir çözümü istemek için bir nedenleri kalmamıştı. AB de, Kıbrıs konusunu ısıtıp, ısıtıp Türkiye’nin önüne her getirdiğinde, hem Kıbrıs konusunda, hem de Türkiye’nin tek taraflı AB’ne bağlanması konusunda yeni ödünler koparıyordu.

Hal böyleyken, Kıbrıs Sorununu çözüp de Türkiye’ye AB yolunda bir adım attırmanın bir alemi de yoktu.

Kıbrıs Türkü, Annan Planını kabul edip, kendisine vaat edilen güllük gülistanlık günlerin gelmesini beklerken, kazın ayağının öyle olmadığını anladı. Yalan söylenmişti. O güllük gülistanlık günlerin gelmesi tamamiyle Rumların isteğine bağlıydı. Rumlar isterse olurdu, istemezse olmazdı.

Rumlar Annan Planını reddettiler. Ardından,KKTC’ye uygulanan; kimileri izolasyon dese de düpedüz ambargo olan uygulamanın kaldırılması konusunda “uluslar arası toplum” denilen haydut şebekesi yan çizdi. Bunları gören Kıbrıs Türkü irkilerek gerçeği anladı.

AB ve Rumlar için Kıbrıs sorunu ile ilgili tehlike çanları da işte bu sırada çalmaya başladı. Öyle ya, çözüm umutları zayıfladıkça, KKTC’nin bağımsız bir devlet olarak kendi göbeğini kendisinin kesmesi süreci başlayacaktı dünyada…

Her ne kadar Talat, “Devletini istemeyen Cumhurbaşkanı” idiyse de, KKTC’nde işbaşında olan iktidar, hala devletini istiyor, Kıbrıs Türkü’nün geleceğinin karartılmasına karşı çıkma eğilimi taşıyordu.

Böyle bir iktidarla KKTC’nin diğer devletlerce tanınmasını sağlamak için bir süreç başlatılabilirdi.

Bu sürecin başlaması, AB’nin ve Rumların bütün planlarını bozardı. Onlar Kıbrıs Türkünü yıldırmak, bu yılgınlıkla da Rumlara teslim olmalarını sağlamak istiyorlardı. Ayrıca, Mal-mülk davaları konusunda da AB Rumların arkasındaydı. Kısa sürede KKTC’yi bu konuda çıkmaza sokabileceklerine inanıyorlardı.

KKTC, dünya devletleri tarafından tanınan bir devlet haline getirilirse bu işler zora girerdi.

AKP, AB direktifiyle bir operasyon yaparak, bu işi kökünden halletti. Meclisteki sayılar değişti, iktidar el değiştirdi.

Artık KKTC’nin Tanınma sürecinin başlatılması gibi bir sorun ortadan kalkmıştır. AB’yi kızdırmamak, Rumların suyuna gitmek, hem Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin hem de “Devletini istemeyen Cumhurbaşkanı” Talat’ın temel politikaları haline gelmiştir. KKTC Hükümeti de farklı bir politika izlememektedir.

Hatta kimi sendikalar, sivil toplum kuruluşları, medyadan pek çok kuruluş benzer düşünce ve politikaları paylaşmaktadırlar.

Onlar el ele, “uzaktaki mum ışığı” gibi görünen “adil ve kalıcı çözüm” e doğru koşarlarken, Rumlar da: “Ayakları ne zaman dolaşıp kucağımıza düşecekler?” diye bekliyorlar.

Bu yolda koşanlar, bu yolun sonunun; her ne kadar “osmosis” olarak yumuşatılsa da “Enosis” olduğunu göremeyecek kadar AB hayaline dalmışlar. “Halüsinasyon” içinde; Enosis’in Kıbrıs Türkünün yok edilmesi demek olduğunu düşünemiyorlar.

Ender Erdemil 1 Mayıs 2008

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS