Dolmacıbaşılar - Ahmet Göksan
Mayıs 02, 2008 - AHMET GÖKSAN
Günümüzden yıllar öncesinde yaşanmış olan olaylar bütününü tarih olarak değerlendirmek olasıdır. Bu nedenden olacak her geçen gün sayfaları artmaktadır. Kocaman ciltleri oluşturmasının bir nedeni bu olsa gerek.
Anadolu coğrafyasının da 20. yüzyılın başlarında kelimenin tam karşılığı olarak dört koldan işgal edildiğine tarih tanıklık etmektedir. Anadolu’yu işgale gelenler, maşalarına da görevler vermekten geri durmadılar. Sonucu ise biliniyor.
Yüce Atatürk’ün söylemi ile geldikleri gibi gitmek zorunda kalmadan kovuldular. Günümüzde yakın sayılacak tarihte yaşananlardan ders aldığımızı ne yazık ki söyleyemiyoruz. Dünün saldırganlarının kılıklarını değiştirerek ayakları kırık gibi aramızda dolaştıklarını söylemek durumundayız.
İşgal girişiminin odak noktasını 1915 yılı olarak değerlendirmek de olasıdır. Çanakkale’den geçebilmek için saldıranlara koşut olarak Ermeniler de doğu ve güneydoğu’da kırım yapıyorlardı. İngilizler tarafından yazdırılan Mavi Kitap’la da yol aldılar. Anılan kitabın yazarı, yazdıklarının doğru olmadığını ilerleyen yıllarda kabul etmiştir.
Benzer becerilerin Kıbrıs konusunda da yaşandığını söylemek istiyoruz. 1959/60 Anlaşmalarının objektif olarak değerlendirilmesi sonrasında Kıbrıs Türklerinin haklı oldukları, İngiliz ve Alman uluslararası hukukçular tarafından kabul edilmiştir.
Yalana dayalı siyaseti kendilerine malzeme yapanlar, AB ülkelerinden buldukları hukukçularla aksi görüşleri savunan raporlarını yazdırdılar. Ancak burada suçüstü yakalandılar. Raporu yazanlar, “Bizden istedikleri gibi bir raporu yazdıklarını ve bunun karşılığında da para aldıklarını” kabul ettiklerini dillendiriyorlardı.
Rumların peşlerine taktıkları Yunanistan’la bu raporları dayanak göstererek dünyayı kandırdıkları biliniyor. Rumların AB’ne başvurularının temelini ise bu raporların oluşturduğunu söylemek istiyoruz.
Tüm bunlara karşın siyasetçilerle bizler ne mi yapıyoruz… Yanıtını sizler de verebilirsiniz…
Çanakkale’den başlayıp Anadolu’yu işgale gelenlerin Türklere karşı peşin önyargılı olarak geldikleri biliniyor. Erol Mütercimler’in kitabında yer alan Avusturalyalı asker A. R. Ditterich’in mektubunu sizlerle paylaşmak istiyoruz.
“Türklerin yaralı ve ölülerimize işkence ederek onların el ve kollarını kırıp kestiğine ilişkin dedikoduları duymuşsunuzdur. Hastanemizin doktoru Springhthorpe, tüm Mısır’da bunun tek bir örneğine rastlanmadığını ve tek bir kişinin böyle bir olaya tanık olmadığını söylüyor.
En yetkili kişiler de bize, Türklerin bu oyunu dürüst oynadığını söyledi. Çıkarmadan önce bizlere resmen, Türklerin yaralı ve esirleri sakat bırakıp işkence ederek öldürdüğü söylenmişti. O zamandan bugüne, bu tür rapor ve haberlerin doğru olmadığı artık anlaşılmış bulunmaktadır” diyordu.
Türklerin savaş alanlarında “savaş kurallarını” uyguladıkları değişik kişilerce de doğrulanmaktadır. Lord Kitchener’in İngiliz Parlamentosunda yaptığı konuşmasında ise, “Türk, Prusya daha henüz ilkel dönemini yaşarken, asker düşmanına centilmence davranmak gibi takdir edilecek bir savaşçı olma meziyetine sahip olagelmiştir” diyerek belirtme gereğini duyuyordu.
Çanakkale savaşlarına ilişkin olarak benzeri pek çok bilgi ve belgeyi bulmak olanaklıdır. The Age gazetesine açıklamada bulunan bir albay ise, “Türkler çok dürüst savaşçılar. Kahramanlık ve cesaretleri tartışılamaz. İşkence zulüm ve domdom kurşunu konusundaki tüm iddialar yalandır…
Geçen gün, yanlışlıkla atılan şarapnel ile iki Kızılhaç katırından birisini öldürdüler. Anında özür dilediler. Daha önce de, yaralılarımızla ilgilendiler. Onları kıyıya bırakıp bize haber verdiler. Burada hiçbirimizin Türklere karşı büyük bir düşmanlık beslediğini sanmıyorum” diye konuşuyordu.
25 Nisan 1915′de Çanakkale üzerinden Anadolu’yu işgale gelenlerin anlattıklarının sadece bir bölümünü sizlerle paylaşmış bulunuyoruz. Anlatılanlar bunlarla sınırlı değildir.
Savaş alanlarında bile onurlu duruşu gösteren Yüce Türk ulusunun bireylerinin, 24 Nisan 1915′te kırım yaptığını savlamak, insanlık dışı bir yaklaşım ve anlatımdır.
Anadolu’nun bir bölgesinde olağanüstü insanlık gösteren Türk ulusunun bireylerinin, bir başka bölgede cani olmasını düşünmek İngilizlere yakışan bir davranış ve söylemdir.
Çanakkale gezimiz sırasında yaşadıklarımızı ve gördüklerimiz bize bunları anımsattı. Dedelerinin işgale geldiği toprakları görmeye gelenlerin gerçeklerle yüzleştiklerini umuyoruz.
Buna karşın bölgede bir takım ne oldukları bilinen kişilerin, peşlerine taktıkları bu ulusun çocuklarını yalan ve yanlış bilgilerle donatmak çabasında olduklarını görmüş bulunuyoruz. Anzakların torunlarına bakarak bu zavallı kişiler için “yazık” sözcüğünün çok hafif kaldığını vurgulamak istiyoruz.
SEVGİ ile kalınız…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.