Benim davam başka, onların davası başka - Abdullah Özdoğan
Mayıs 02, 2008 - Genel
Net olmak lazım.
Sayın hırsız, bu yazıyı sana yazmadım. Açıklama yapmak zorundayım, çünkü isim vermeden yazdığım yazılar bile ruhunda hırsızlık olan, kendisinin azgın ve iflah olmaz bir hırsız olduğunu bilenleri farklı yönlere sevkediyor.
İbiş ve iğdiş basının legalleştirdiği boynu bükük ve köle gazeteci tipinden yüzlerce var.
Hazmı kolay ve bir yere gitmeyen yazılar, avantacılık kokan yorumlar ve biat formundaki yalvarışlar en çok bozuk düzen sahiplerinin hoşuna gidiyor.
Bozuk düzen olacak ki, bozuk niyetler sırıtmasın.
Avantacılar ve ufakçılar olacak ki, erketeye yatmışlar nemalansın.
Hakaret etmediğimiz yazılarda bile hakaret etti diye dava açanlar, bu ülkenin kasasını boşaltırken gerçekte kendileri bizim zekâmıza hakaret etmiş oluyorlar.
Sanıyorlar ki, onların yaptıklarının kimse farkında değil.
Bu gün, lokanta hatıratı yazarlarını bırakın, simit satan esnaf bile kimin ne yediğinin, ne yaptığının farkında.
Biz sadece pervasız ve hesapsızca yazıyoruz bu yapılanları.
Sadece ‘yalnız değilsiniz’ diye bağırmak için.
Ama ben yoruldum yalnızlıktan.
Adaleti, haklı olanın üzerine yönlendirmenin ustaları, hırsızlıklarının üstünü böyle örtüyorlar.
Ben yoruldum mahkeme tebligatlarından.
Bundan sonra hırsızlar hakkında yazmayacağım.
Çalsınlar çalabildikleri kadar.
Zaten çalıyorlar.
Ben yazsam da yazmasam da bir şey değişmiyor onlar açısından.
Sadece benim hayatımda vereceğim ifade sayısı ve çıkacağım duruşma sayısı artıyor.
Gece gördüğü rüyayı, sevgilisinden yediği kazığı, arabasının çizildiği otoparkı yazan bile bizden daha muteber hakim güçler katında.
Oysa ki, ne kadar umutluydum.
Bir fikir bir hayat değiştirecekti.
Namuslular da namussuzlar kadar cesur olmalıydı.
Emeğe, yazıya, adama saygı olmalıydı.
Ben bunaldım tek tabanca ile savaşmaktan.
Bundan sonra size çiçek böcek yazacağım.
Hatta Çiçek Pazarı’ndan aldığım sarı laleleri anlatacak, ama her sene bahar ayında çamurlu ve toz içinde yol kenarlarına dikilen, dünya para verilen laleleri yazmayacağım.
Devletin içini boşaltanlar yerine, kabak oyup dolma yapanların pirincinin güzelliğini, kıymasının nezihliğini yazacağım.
Hastane kapılarında kan simsarı eline düşmüş hasta yakınlarından bahsetmek yerine yeni botoks tekniklerini yazacağım.
Ben bunları söylersem, bundan sonra başka bir şey diyemem.
Mesafeli bir yaklaşımla, büyüklerime baş ile selam verir, küçüklerime sevecen gözlerle bakar, zararsız ve rahatsız etmeyen selamlarımı iletirim.NOT : Bu çerçevede adımı da değiştirip Berkecan Hüp adını alma düşün-cesindeyim.
Abdullah Özdoğan


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.