İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Amerikan Postalı Özgürlük Meşalesi Olunca! - Kaan Turhan

Mayıs 02, 2008 - KAAN TURHAN

Hep söylüyoruz; Amerikan emperyalizmine başkaldırmayan ve yapacağı çözümlemelerde emperyalizmi başat değişken olarak kabul etmeyen hiçbir bakış açısı hedefine ulaşamayacaktır. Bu çözümlemeyi yapamayan bakış açıları, sömürgeciyi de saptayamaz, sömürüleni de saptayamaz, tehdit algılamasını da doğru saptayamaz. Yarar olarak görünenlerin tümü, taban tabana bir zıtlıkla zarardır. Bu nereden kaynaklanıyor acaba! Ya hain olacaksınız, ya siyasal, kültürel, ekonomik, toplumsal tüm gereklerden bihaber olacaksınız ya da saf dillilik bulaşmıştır. Alman İstihbaratı (BND) yönlendirmeli ve korumalı bölücü kürt örgütleri; Kirmanc (Zaza) Dili ve Kültürü Enstitüsü-IKK, Berlin, Kürtler için Uluslararası İnsan Hakları Merkezi, Bonn, KOMKAR - Kürdistan Dernekleri Birliği, Köln, Kürd PEN, Bremen- Almanya, KOMJIN - Kürt Kadın Bürosu, Wuppertal, KOMCIWAN -Kürdistanlı Gençler Birliği, Dortmund, Alman-Kürt Dostluk Derneği - Hevalti, Köln, Alman-Kürt Dostluk Derneği - Hevalti, Bottrop, Alman-Kürt Dostluk Derneği - Hevalti, Duisburg, IKV/KOMKAR, Wuppertal, Ulusal Azınlıklar koruma Derneği, Münih, Alman-Kürt Dostluk Derneği, Hamburg, Kürt Topluluğu, Mannheim, Kürdistan İşçi Derneği, Nürnberg, Kürt Derneği, Bremen, Kürt Topluluğu Rhein-Sieg-Kreis Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki - Moon’a bir mektup göndermişler.
Almanya’nın bölücülere, teröristlere ciddi biçimde destek sağladığını daha önceki yazılarımızda ve kitaplarımızda da vurgulamış ve belgeleriyle açıklamıştık. Bu mektuplardan belki de yüzlerce var. Tarihe bir not düşmek açısından bu mektuba da değinmek gerekmektedir. Mektuptan Birkaç alıntı yapalım ki ezilen kim, ezen kim, sömürgeci olan kim çarpık saptamaları daha kolay görelim: “Kürt halkı bugün hala parçalanmış ülkesinin büyük bölümünde, ağır baskı ve tehditlerle yüz yüze yaşamını sürdürmektedir… Kürdistan’ın birer parçasını ellerinde tutan Türkiye, İran, Irak ve Suriye, demokratik temeller üzerine kurulmadılar ve buna bağlı olarak da Kürt halkının demokratik, kültürel ve politik haklarına saygılı davranmadılar. Onlar, defalarca soykırıma dönüşen baskı ve terör politikası ile onu zorla asimile etmeye, sindirmeye ve yok etmeye çalıştılar. Ne yazık ki Türkiye, İran ve Suriye devletlerinin Kürt politikalarında bugün hala olumluya doğru bir gidiş göze çarpmıyor. Her üç devletin sınırları içerisinde yaşayan 30 milyonu aşkın Kürt, temel hak ve özgürlüklerden yoksun durumda yaşamayı sürdürüyor. Örneğin, Kürtler kendi ana dilleri ile eğitim görme hakkına sahip değiller. Okullarda, Kürt kültürü ve tarihi ile ilgili hiç bir şey okutulmuyor. Kürt dili ve kültürünün korunması ve gelişmesi için devletçe herhangi bir önlem alınmıyor. İran’da tanınan sınırlı haklar bir yana bırakılırsa, radyo ve televizyonlar esas olarak Kürt kültürüne ve tarihine kapalıdır. Politik haklar yönünden de durum farklı değil. Kısacası, adı geçen devletler, halkımızın her hak istemine baskı ve terörle karşılık veriyorlar. Özellikle Türkiye`de, dinsel özgürlükler bakımından da ciddi sorunlar yaşanmaktadır. Türkiye’de devletin resmi dini olarak kabul edilen İslam’ın Sünni mezhebi dışındaki dini inançlar baskı altındalar. Aleviler, Hıristiyanlar ve Yezidiler haksızlığa uğruyor, baskı görüyorlar. Yukarıda kısaca değindiğimiz olumsuz koşullar, kalkınma ve yaşam düzeyi bakımından da varlığını sürdürmektedir. Kürdistan zengin yeraltı ve yerüstü zenginlik kaynaklarına ve kalkınmak için gerekli öteki tüm koşullara sahip olmasına rağmen, halkımız yoksulluk içerisinde yaşıyor. Bunun nedeni de yine söz konusu devletlerin izledikleri sömürü ve baskı politikasıdır. Sömürgeci devletler, hiç bir karşılık ödemeden Kürdistan’ın zenginlik kaynaklarına el koyuyor, onların halkımızın yararına kullanılmasına olanak tanımıyorlar. Kendisi hakkında karar verme ve kendi kendisini yönetme hakkına sahip olmayan Kürt halkı ise maalesef bu olumsuz durumu sona erdirebilecek olanaklara sahip değil. İnsanlara nefes aldırmayan baskılar, umutsuzluk ve yoksulluk ise Kürdistan’da aynı zamanda ciddi sosyal sorunların ortaya çıkmasına ve giderek büyümesine neden olmaktadır. Ülkeniz Güney Kore’nin de içerisinde bulunduğu ABD öncülüğündeki müttefik güçlerin Saddam Hüseyin diktatörlüğünü sona erdirme operasyonundan sonra, Irak devleti sınırları içerisinde bulunan Kürdistan’ın güney parçasında, halkımız açısından yeni bir yaşam kurma yolu da açılmış oldu. Şimdi özgür olan Güney Kürdistanlılar, bir yandan hızla Saddam döneminde uğradıkları soykırımın yaralarını sarıyor, bir yandan da demokratik ve federal bir Irak’ı kurma mücadelesinde olağanüstü bir çaba harcıyorlar. Kürdistan’da bulunan ülkenize ait askeri birlikler de bu konuda halkımıza yardım etmekteler. Şunu memnuniyetle belirtelim ki G. Koreli askerlerin dayanışması sadece askeri alanda yapılanlarla sınırlı değil. Onlar, bugüne kadar sosyal alanda da birçok projeyi gerçekleştirdiler. Halkımız, bu dayanışmadan ötürü, kardeş Güney Kore halkına minnettardır. Öte yandan, Kürt halkının bu durumu, onu, bölgede demokrasi ve barış istemeyen güçlerin hedefi haline getirmektedir. Ona en büyük tepkiyi gösterenler ise Irak’a komşu olan Türkiye, İran ve Suriye devletleridir. Çünkü her üç devlet de, Kürdistan’ın özgürleştirilmiş parçasındaki olumlu gelişmelerin, kendi sınırları içerisindeki Kürtleri etkileyeceğinden ve onların özgürleşme mücadelesine güç vereceğinden korkuyorlar. Bu nedenle de halkımızın, ülkesinin bu parçasında elde ettiği kazanımları kaybetmesi için yoğun çaba harcıyorlar. Türkiye, orayı sürekli olarak işgal tehdidi altında tutuyor.”BND destekli bu bölücü örgütler Güney Kore’yi ABD öncülüğündeki müttefik olarak görüyor, bu bir. Amerikan işgalini meşru sayıyor, bu iki. Meşru saydıkları Amerikan işgali sonucu ortaya çıkan tabloyu özgürlük olarak görüyorlar, bu üç. Güney Kore askerlerinin dayanışmasının sosyal alanda yani misyonerlik ve istihbarat faaliyetlerini de, kürt nüfusu başat olarak göstermek üzere yapılan demografik oyunlara katkılarından ötürü kutsuyorlar, bu dört. Türkiye’yi kendi topraklarında işgalci görüyorlar, dolayısıyla Lozan’ı kabul etmiyorlar ve Batı Emperyalizminin dayattığı Sevr’i benimsediklerini ortaya koyuyorlar, bu beş. Türkiye’nin laik devlet yapısından haberleri yok, resmi bir din söz konusu olamaz, bu altı. Maddeler uzatılır. Ama temel sorun üzerine değinmek önemli. Bu örgütler; Türkiye’yi, Batı tarafından biçilen role hazırlamakta sivil işgal ordularının mensupları olarak güdümlü ve özel kurulmuştur. Irak’ın kuzeyinde devletler, misyonerlik faaliyetlerini, istihbarat çalışmalarını, politika belirleme süreçlerini nasıl Sivil Toplum Örgütleri’yle, yani NGO’lar aracılığıyla yapıyorlarsa; aynı süreç bu örgütlerin çabalarında da görülmelidir. Çarpık saptamaların aslında kasıtlı/bilinçli çarpıtmalar olduğunu görmek bu denli mi güç! Bağımsız kurulsalar dahi onurdan yoksunlukları söz konusuysa; satın alınabilir, kullanılabilir birer yapı olarak karşımızda duruyorlar, hatta içimizde! Türkiye buna karşı istihbarat geliştirebiliyor mu? Karşı istihbarat için öncelikle, aynı yapıyı kuracak ve güçlü olacaksınız. Irak’ın kuzeyinde, Amerikan işgaliyle sömürgeleştirilen topraklarda, Türkiye’nin ciddi bir istihbarat faaliyeti olmuş olduğunu varsayamıyoruz dahi. Nedenini; sömürgeleştirme süreciyle Irak’ın bölünerek emperyalizm hizmetinde olmasından, çıkarmak olanaklı. İthal tehdit algılamalarıyla, dünyayı okumaya kalktığınızda, bırakın politika geliştirmeyi, dünya karşısında gülünç duruma düşmenin ötesinde, hırslı kapitalizm karşısında daha fazla pay alınmaya elverişli “muz cumhuriyeti”ne dönersiniz. Amerikan postalı ne zaman özgürlük garantisinde bulunuyorsa; birileri çıkıp silahşorluğunu, kalemşörlüğünü yapıyor ve yapay bir “meşale” olarak tarihe gömülüyor.

Kaan Turhan

İlk Kurşun

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS