Sol Gösterip Sağ Vurma-ŞÜKRAN SONER
Mayıs 01, 2008 - ŞÜKRAN SONER
Oynadıkları benzer oyunlar bini aşınca inandırıcılığının kalması şöyle dursun, daha fazla tepki çekiyor. Ancak Başbakan Erdoğan , AKP iktidarı hâlâ “sol gösterip sağ vurarak” kitleleri kandırmayı başarılı siyasi strateji sanıyor. Seçimin arkasından uzlaşmacı, herkesin iktidarı ucuz şovlarını, cumhurbaşkanı seçiminde, sonra türban, anayasa ataklarında uzlaşma arıyormuş gibi yapıp bildiklerini okumayı topluma yutturduklarını varsayıyorlar.Çıkardıkları her yasa ile emek haklarını geriye götürürken, emeklilik, sosyal güvenlik, sağlık haklarını buharlaştırmışken; sendikal yasakları kaldırma içeriğinin yanından geçmemiş 2821-22 sayılı yasa tasarıları ile AB sendikal haklar normlarını gündeme getirdiklerini savlarken, tarikat kankaları sendika liderlerinin teslimiyetine, varoşlarda dağıttıkları sadakalarla işçileri teslim aldıklarına güveniyorlar.
Bir kez daha 1 Mayıs üzerinden çok kaypak, çok tehlikeli bir oyunu, yalanı sahneye koydular; 1 Mayıs’ı işçi sınıfının, emeğin birlik, dayanışma, mücadele günü olarak ilk tanıyan siyasi iktidar oldukları iddiası ile ortaya çıktılar. Hatta bu konuda gereken yasayı çıkaracakları, Taksim’i işçilere açacakları havasını bile verdiler. Son dakika U dönüşü ile de çok fazla tatil olduğu gerekçesiyle, işverenlerin de artık bütün dünyada olduğu için utanıp istedikleri bayram kararı yasa değişikliğinden geri döndüler. Her dini bayramın önü ve arkasındaki günleri bedavadan bayram ilan eden sayısız iktidar icraatı, utanmazlık belgesi olarak önümüzde dururken…
Son dakikaya kadar uzlaşmaya hazırmış gibi gösterip, tarikat kankaları kimi sendika liderlerini de arabulucu yaparak 1 Mayıs kutlamalarına hazır oldukları havasını verip, yine son dakika kararları ile Taksim’i 1 Mayıs alanı olarak işçilere açmaktan geri döndüler. Bu kez gerekçe çok daha ürkütücü; provokasyon tehdidi idi. Sanki izin verdiklerini söyledikleri başka alanlara sayısız yol açılmıyor, provokasyona izin verilirse tehdit ortadan kalkıyormuş gibi…
***
1 Mayıs’ın dünya işçi sınıfı, emek hareketinde, birlik ve dayanışma günü olmasının anlamına, tarihine şöyle bir bakmak, işçiler ve sendikaların “1 Mayıs=Taksim” de direnmelerini açıklamaya yetiyor da artıyor. Türkiye’de yaklaşık bir 50 yıllık yasaklı dönemden sonra, 1 Mayıs, 1976 yılında ilk kez anlamına uygun olarak DİSK’in düzenlemesi, öncülüğünde Taksim’de kutlandı. Ayrımsız işçi konfederasyonlarının bütününü kapsayan sendika, işçi, meslek örgütü, emek haklarına açık demokratik örgütlenmelerin katılımı ile de gerçek amacına uygun içerik, anlam kazandı.
Türkiye’nin sendikal haklar, sol, sosyal devlet açılımlarındaki olumlu gidişinin çok anlamlı bir toplumsal güç gösterisi içeriğini, kimliğini kazandığı için de Türkiye’nin rotasını değiştirmek isteyenler için hedef haline getirildi. 1977′de 37 kişinin ölümü ile sonuçlanan büyük provokasyonun, günümüze kadar faili meçhul olarak kalmasının da anlamı bu. Taksim’in işçiler için 1 Mayıs meydanı olması, anlam kazanması da aynı nedenden…
Üzücü olanı, kanlı 1 Mayıs’ın ardından, sendikal disiplin içinde yine Taksim’de gerçekleştirilen kutlamaların çatışmasız, olaysız geçmesinin başarılmış olması. Ancak sendikal haklar için yasaklı düzen eğilimi öne çıktıkça, hele de 12 Eylül sürecinde sendikal yasaklar, hak gaspları acımasız gündeme getirilirken Taksim’in işçilere, 1 Mayıs’lara kapanması da önem ve anlam kazanıyordu. Yıllardır işçi hakları, emek haklarına karşı düzenin siyasi, örgütsel iktidar odakları 1 Mayıs üzerinden güç gösterisi ile işçileri, sol dinamikleri sindirmenin peşindeler.
12 Eylül ile perçinlenen yasaklı düzen, iktidar icraatları ile beslendikçe, Türkiye’de 1 Mayıs’ların toplumsal karabasan, kaos olmasından kurtulmanın olanağı yok. Erdoğan hükümetleri artık dünyanın büyük çoğunluğunda, emeğin birlik ve dayanışma günü olarak özgürce kutlanması sorun olmaktan çıkmış 1 Mayıs’ları Türkiye için daha büyük bir karabasana dönüştürmeyi nasıl başardı, anlamak, açıklamak gerçekten güç. Kendilerini çok uyanık, çok taktikçi olarak görmeleri, oyun içinde oyun oynamalarından olsa gerek.
Bugün İstanbul’da yaşayanların büyük çoğunluğu kent merkezine ulaşabilme, işlerini yapabilmeye ilişkin yasaklara mahkûm edilmişlerse, vapurlar, otobüsler, metrolar belirli yönlere çalışmayacaksa, İstanbul halkı üzerinde 1 Mayıs gündemli bir terör söz konusudur. Provokasyonla, işçiler, emekçiler üzerine polis terörü estirerek bugünün daha da acıtıcı bir tablo ile noktalanmamasını, Erdoğan hükümetinin hiç değilse bu anlamda sağduyu göstermesini dileyelim.
Ne yazık ki artık diktatörlüklerde bile sorun olmaktan çıkmış 1 Mayıs’ların ülkemizde anlamına uygun kutlanabilmesi, gelecek yıllara yönelik, tabu, kaos, korkuların aşılabilmesinde Erdoğan hükümetinin bugünkü icraatları çok önemli rol oynayacak…


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.