Muhafazkar geçinenler neyi muhafaza ediyorlar?-LALE ŞIVGIN
Nisan 30, 2008 - LALE ŞIVGIN
Polis baskınıyla tutuklanan Hüseyin Üzmez üzerinden yürüyen tartışma sıradan bir adli olayın yansıması olarak geçiştirilmemeli. Son birkaç gündür kimi çevrelerin takındığı tavırlar aslında Türkiye’nin nasıl da bambaşka bir yöne savrulmak istendiğinin apaçık göstergesi.
Din kisvesi altında meşrulaştırılmaya çalışılan türlü sapkınlıkların kendilerini “muhafazakar” olarak tanımlayan bazı mecralarda adeta savunulması, bu çevrelerin neyi muhafaza ettiği sorusunu da gündeme getiriyor. Zira bu korkunç iddiaların savunulur bir tarafı yok ve olamaz da. Hele kendinize “muhafazakar” sıfatını uygun görüyorsanız, iddialara konu olan tacizi savunmadığınız gibi şiddetle de kınamanız gerekir. Muhafazakarlığın erdemleri bunu gerektirir. Ancak durum böyle değil. Nedense “bir kısım medya” körlük içine girdi. Bu körlüğe itirazların yükselmesinden sonra birkaç cılız ses duyduk ama nafile. Aynı sessizlik Tekbir Giyim’in sahibinin çok eşli yaşantısını övgüyle anlattığı çarpık açıklamalarından sonra da yaşandı. Feminist geçinenlerin bile “konjonktür” itibariyle olsa gerek sesleri çıkmadı.
Haksızlıklar, sapkınlıklar ve aşırılıklar karşısında sessizliğini koruyanlar, toplumu, Cumhuriyet’in kazanımlarını, kadın haklarını ve medeni kanunu tamamen reddeden bir yaşam biçimine yavaş yavaş alıştırma gayreti içinde olmalılar. Aksi halde çarpıklıkları komplo teorileriyle korumak yerine adını koyarak, çekinmeden, eğilip, bükülmeden kınamaları gerekirdi. Ama nerde? Günün sonunda tek sorumlu yine Ergenekon oluverdi(!)
Meseleye bizden olanlar ve olmayanlar mantığıyla yaklaşıldığı sürece Türkiye’de benzer sapkınlıkların yaşanması kaçınılmaz. Çünkü bu yanlış mantıkla hareket eden çevreler, bilerek ya da bilmeyerek çarpıklıklara koruma şemsiyesi açıyor. Mesele Hüseyin Üzmez’in gerçekten isnat edilen suçları işleyip işlemediği değil. Buna elbet yargı karar verecek. Mesele “muhafazakar” geçinen fikir önderlerinin, tacizi, tecavüzü, çok eşliliği meşrulaştırma gayretlerinin ayyuka çıkmış olmasıdır. Üstelik meşrulaştırma aracı olarak; “Sizinkiler de yapıyor ne var yani” tadındaki argümanlar, aczin açık ifadesinden başka bir şey değildir.
Benzer bir yaklaşım İtalyan sanatçı Pippa Bacca cinayetinde de gündeme gelmişti. “Bacca onlarca ülkeyi rahatlıkla geçti de neden Türkiye’de başına bu olaylar geldi” diye sorduğumuzda, kendisine “muhafazakar” diyenler hemen ABD’deki, Avrupa’daki yüksek tecavüz ve suç oranlarını masaya koydular.
Oysa bizim derdimiz başkasıyla değil, kendimizle olmalı. Başkalarının da suç işlemesi bizim için bir mazeret olmamalı. Başkasının suçu, bizim suçumuzu meşrulaştırmayacağı gibi, günahımızı da hafifletmez.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.