Küreselleşme Üzerine Dört Yeni Kitap - Erinç Yeldan
Nisan 30, 2008 - ERİNÇ YELDAN
“Neoliberal-muhafazakâr küreselleşme ideolojisinin sonuna mı geldik” sorularının sorulmakta olduğu şu günlerde masama “küreselleşme ve yeni-emperyalizm” konularını işleyen dört kitap ulaştı. Birbirini tamamlayan; birbirinden çarpıcı ve günümüz kapitalizmini etraflıca inceleyen dört kitap. Kitapların dördü de Yordam Kitabevi tarafından yayımlanmış. Kısaca künyelerini aşağıda sunmak istiyorum:
° Neoliberalizm: Muhalif Bir Seçki, derleyenler Alfredo Saad Filho ve Deborah Johnston , çevirenler Şeyda Başlı ve Tuncel Öncel , 431 sf.
° Küreselleşmenin Krizi, derleyenler Alan Freeman ve Boris Karglitsky , çevirenler İbrahim Yıldız ve Bahar Kara , 344 sf.
° Yeni Yüzyılın Eşiğinde, Eric Hobsbawm , çeviren İbrahim Yıldız, 190 sf.
° Emperyalizmin Türkiye’ye Girişi , Orhan Kurmuş , 302 sf.
Bu dörtlünün ortak özelliği “küreselleşme” olgusunu kaçınılmaz bir modernleşme projesi olarak değil, kapitalizmin bizzat kendisi olarak algılamalarıdır. Günümüzde “küreselleşme” sözcüğü ile ifade edilen olgu, aslında doğrudan doğruya sermayenin küreselleşmesini anlatmaktadır. Küresel finans sermayesi ve çokuluslu şirketlerin stratejik çıkarlarını betimleyen bu deyim, bir dizi sözcük oyunlarının da yardımıyla ( “tarihin sonu”; “küresel kasabanın uygar vatandaşı”; “yönetişimci, etkin devlet”; “yerelleşme ve katılımcı demokrasi” vb. vb…) neoliberal hâkim ideolojiyi kaçınılmaz ve karşı konulamaz bir gerçeklik olarak sunmaktadır.
Oysa Londra Üniversitesi iktisat profesörü Ben Fine‘ın tanıtım yazısında da vurgulandığı üzere, neoliberal küreselleşme çağdaş kapitalizmin geçici bir aşamasından ibaret değildir. Neoliberalizm, kapitalizmin doğal seyrinden bir sapma olmayıp aksine onun içselleştirilmiş bir yönüdür.
***
Bilindiği gibi kapitalizmin “emperyalizm” aşaması klasik analizini Lenin ‘de bulmaktadır. Lenin, 19. yüzyılın sonunda sömürge topraklarının paylaşımının sınırlarına ulaşmış olan kapitalist/emperyalist dünyanın artık kendini sürdüremez noktaya sürüklendiğini vurgulamakta idi. Bu noktada, eldeki sömürgelerden elde edilen iktisadi artık ile beslenen ve sürekli olarak daha çok sömürgeye ihtiyaç duyan sanayileşmiş kapitalist ekonomiler “can çekişmekte” ve emperyalist bir çatışmanın içine sürüklenmekte idiler.
Kapitalizm, 19. yüzyılın sonunda yaşadığı sermaye birikimindeki tıkanıklığı, iki dünya savaşı ve sonrasındaki sosyal devletin genişlemeci politikaları ile aştı. Ancak söz konusu dönemeçte artık eski sömürgeler birer birer bağımsızlıklarını kazandılar ve emperyalist metropollere sömürgelerden aktarılan artığın aynı koşullarla sürdürülmesi imkânsızlaştı. “Yeni” -emperyalizm olgusu işte bu dönemde, eski sömürgelerden elde edilen artıkların gelişmiş kapitalist ülkelere transferine olanak sağlayan yeni dönüşümlerin gerçekleştirilmesi sürecinde ortaya çıktı.
Yeni-emperyalizmin ayırt edici özelliği, 19. yüzyıldaki gibi üretici/sanayi sermayesine değil, finans sermayesinin hükümranlığına dayalı olmasıdır. Günümüzde finans sermayesi, sanayi sermayesinin önüne geçerek tüm dünyayı sürekli bir deflasyonist “istikrar” süreci içine hapsetmektedir. Genişleyici mali politikaların ve sosyal devletin yerini “faiz dışı fazlalar” elde etmekle yükümlü “sorumlu ve etkin” devlet almış, enflasyon hedeflemesinden başka herhangi bir ekonomik sorun ile ilgilenmesinin yasaklandığı “bağımsız” merkez bankaları da daraltıcı maliye politikaları ile bu deflasyonist sürecin başlıca uygulayıcıları haline dönüştürülmüştür.
***
Günümüzde emperyalist güçler kendi aralarındaki sömürge paylaşımına dayalı çatışmaları göreceli olarak çözmüş gözükmektedir. Bunun yerine, üçüncü dünyanın azgelişmiş ülkelerinin, dış ticaretlerinin serbestleştirilmeye zorlanması sonucunda birer ithalat ve ucuz işgücü deposu haline dönüştürülmesi; “özelleştirme” ve “doğrudan yabancı yatırım” fetişleri altında bu ülkelerin kamusal varlıklarına yok pahasına el konulması; ve “bağımsız üst kurullara dayalı denetim ve yönetişim” uygulamaları ile ulus-ötesi şirketlerin ve uluslararası finans sermayesinin doğrudan denetimi altına sokulmasına dayalı “yeni sömürgeleştirme” biçimleri geliştirilmiştir.
Dolayısıyla, küreselleşmenin yeni-emperyalizm aşamasında gelişmiş kapitalist metropoller, ulus-ötesi şirketler ve uluslararası finans kapital, bir kolektif güç olarak , üçüncü dünyanın azgelişmiş ekonomilerini tahakkümü altına alma savaşımı içinde gözükmektedir. Yazarlar tarafından “kolektif emperyalizm” diye tanımlanan bu sürecin yürütücülüğünü ise Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Ticaret Örgütü ve Dünya Bankası üstlenmiş durumdadır.
Günümüzde “modern” kapitalizmin ideolojisi neoliberalizm; yaygın popüler ifadesi ise “küreselleşme” söylemidir. Bu ideolojik saldırının ardındaki kavramların içeriğini tarihsel bir perspektiften bizlere tanıtan bu dört başucu kitabını bizlere kazandırdığı için Yordam Kitabevi çalışanlarına teşekkürü borç biliyorum.
Yarın 1 Mayıs, emeğin bayramı. Tüm emekçilere barış ve aydınlık günlerin habercisi olması dileğiyle, 1 Mayıs kutlu olsun.
Erinç Yeldan
Cumhuriyet


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.