İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

‘İnsanlığın Son Yüzyılı’ - Ergin Yıldızoğlu

Nisan 30, 2008 - ERGİN YILDIZOĞLU

Geçen 4-5 yıl içinde ekonomik, siyasi, jeopolitik, ekolojik kriz eğilimleri kesişmeye başladı. Böylece oluşmaya başlayan ‘konjonktür’, insanlığın önüne tüm uygarlığı tehdit eden sorunlar koyuyor. Bunlar ancak küresel çapta, ortaklaşa yaşama geçirilebilecek, akılcı, bilimsel yolla oluşturulmuş önlemlerle aşılabilecek sorunlar. Buna karşılık, günümüzün egemen üretim ve tüketim biçimleri bireyci, kısa dönemli hazlara odaklanmış, uzun dönemli amaçlara duyarsız insanlar üretiyor.

Kriz, kriz ve kriz…

Son aylarda medyayı dolduran haberlere bakmak yeterli: Enerji krizi, gıda krizi, mali kriz, küresel durgunluk (reel ekonomi de sarsılıyor), Irak’ta, Afganistan’da iflas etmiş sonu belirsiz savaşlar (Bir Pentagon raporu, 2008)… Bu sırada, Rusya ve Çin’in siyasi ekonomik ağırlığı artarken, ABD hegemonyasının gerilemesiyle ilgili yeni kitapları zamanında alıp okumaya çalışmak neredeyse boşuna bir çaba haline geldi (son dört çalışma için, Ian Buruma, The New Yorker, 21.04.2008).

Gelişmeler, bu krizlerin, birbirlerini besleyen, bileşik bir dinamik oluşturmaya başladığını da düşündürüyor. Örneğin, enerji ve gıda krizleri üç noktada kesişiyor: 1) Tarım alanlarının giderek biyo-yakıt üretimine ayrılması, fiyatları arttırarak, beslenmeye ayrılan tahıl hacmini azaltarak açlık sorununu ağırlaştırıyor. 2) Yüksek petrol fiyatları, tarım üretimi girdilerinin fiyatlarını arttırıyor. 3) Taşımacılık maliyetlerindeki artışlar da gıda fiyatlarını arttırıyor. Bir diğer denklem de mali krizle ilgili olarak kurulabilir. Menkul kıymetler piyasalarında riskler artarken, gıda ve enerji dahil diğer emtia fiyatlarındaki artışlar, yeni spekülasyon alanları yaratarak, hem fiyatları daha da arttırıyor hem de stokçuluğu teşvik ederek arzı sınırlıyor.

“Soğuk savaş” bittikten sonra siyasi gerginlikler giderek doğal kaynaklar ve gıda havzaları üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştı. Su kaynaklarını, kıymetli madenleri, verimli toprakların mülkiyetini, enerji kaynaklarını, enerji taşıma yollarını denetlemeye yönelik yerel savaşlar (Afrika, Ortadoğu), emperyalist projeler (BOP, Irak ve Afganistan), büyük güçler arası rekabet (Afrika, Orta Asya) toplumsal yapıları, dolayısıyla tarımsal üretimi tahrip ediyor; bakılması, güvenliğinin sağlanması gereken büyük göçmen nüfusları yaratıyor.

Dünya yine büyük savaşlara mı gebe?

Nihayet tüm bu kriz eğilimlerinin hepsi, küresel ısınma ve iklim değişikliğine bağlı bir ekolojik krizin etkisiyle daha da güçleniyor. Ancak yeni yükselmekte olan, Çin, Hindistan gibi güçler, hızlı ekonomik büyümeyi desteklemek, tarımdan kopan nüfusu beslemek, yeni oluşmaya başlayan orta sınıfın gereksinimlerini karşılamak için, gıda hammadde ve enerji tüketimini ve ithalatını hızla arttırmaya devam ediyor, bu sırada, ulusalcılığa sığınarak emperyalist stratejiler geliştirmeye başlıyorlar.

Gıda ayaklanmaları 33 ülkede siyasi istikrarı bozarken, serbest piyasa ekonomisi ve finansallaşmanın gelir dağılımını, özellikle ABD, İngiltere gibi ülkelerde alabildiğince bozduğu görülüyor; iktidarın süper-zengin birkaç bin kişinin elinde kristalleşmesi dikkat çekmeye başlıyor ( The Economist 16/04). Bu gelişmeler, demokrasiyi hayalete çevirirken, “Bunlar iktidarını daha ne kadar koruyabilirler” sorusunu da gündeme getiriyor.

Böyle bir dünyada, İngiltere’nin önde gelen savunma kuruluşlarından Royal United Services Insitute’ün 23 Nisan’da, yayımlanan raporundaki, “İklim değişikliği iki dünya savaşı çapında çatışmalara yol açabilir, bir farkla ki bu çatışmalar bu kez yüzlerce yıl sürebilir” saptaması da bana artık hiç şaşırtıcı, gerçeküstü gelmiyor. Tabii, Boston Globe ‘daki Stockholm International Peace Research Institute‘ün verilerinde dayanarak, dünyada son yıllarda özellikle enerji tüketicisi ve üreticisi ülkelerde yeni bir silahlanma yarışının başladığını anlatan yorum da… Bu son derecede tehlikeli sürecin önüne geçilebilir mi?

İngiliz hükümetinin bilimsel konularda baş danışmanı, Oxford Üniversitesi profesörlerinden Lord Robert May ‘in bir konuşmasında işaret ettiği gibi, “Aydınlanma geleneğinin, açık, özgür, önyargısız sorgulama ve araştırma, bireysel özgürlükler, devlet ve kilisenin birbirinden ayrılması gibi temel değerlerinin hem Doğu’da hem de Batı’da ciddi tehdit altında olduğu bir dönemde” bu soruya olumlu bir cevap vermek çok zor.

Bu krizlere çözüm üretebilmek, bu çözümleri yaşama geçirebilecek “yeni insanı” yaratmaya girişebilmek için solun öncelikle akılcılığa ve bilimsel düşünceye yönelik bir taraftan post-modernizmden, diğer taraftan dincilikten kaynaklanan, saldırılara direnmesi, insanlığın bu tarihsel kazanımını savunması gerekiyor. Emekçilerin çıkarlarını savunmaya hizmet edecek demokratik bir söylemi kurmanın yolu da buradan geçiyor, AKP’yi desteklemekten değil.

erginy@tr.net

http://erginyildizoglu.blogspot.com

Ergin Yıldızoğlu

Cumhuriyet

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS