İlk Kurşun Logo

Bakan Mehmet Şimşek İstifa Etmelidir!

» www.istifaetsin.com

Gerici Siyaset, Türkiye’ye Saldırıları Yüreklendiriyor! - Prof. Dr. Özer OZANKAYA

Nisan 29, 2008 - ÖZER OZANKAYA

Sofya’nın, yani Bulgaristan Başkentinin Belediyesi, “Ermeni Soykırımı Savı”nı”doğru” sayan bir kararı, yalan olduğu binlerce belgeyle kanıtlandığı halde, hatta gerçekte Ermenilerin Türklere karşı soykırıma giriştiği biline biline, kabul etti.Hem de bu ülkede milyonu aşkın Türk soyundan yurttaşları, Meclislerinde Türk azınlığı temsil eden milletvekilleri bulunduğu halde!

Bu kararın o milyonlarca Türk yurttaşlarına hakaret olduğunu bile bile.

Milyonlarca Türk’ün yaşadığı Almanya, İsviçre, Avusturya, Fransa, Holanda’…da olduğu gibi!

Oysa Bulgaristan’da da yaşayan Ermenilerin sayısı Türklerinkinden çok çok az.

Sofya Belediyesi milyonu aşkın Türk yurttaşlarını hiçe sayabiliyorsa, bunun “nasıl”ını, “neden”ini düşünmek gerekir!

Bunun için önce şu soru sorulmalıdır: Gerçek yaşamda ve düşünsel alanda “Türk” sıfatı neyi anlatıyor, neyi temsil ediyor?

Bugün, güçlü bir toplumsal ve siyasal varlığın adı mıdır “Türk”?

Bilindiği gibi “güçlü bir toplumsal ve siyasal varlığın” baş nitelikleri bilimce, teknikçe, sanatça ve ahlakça güçlü olmaktır.

Bu nitelikler bugün “Türk”te mi daha çok vardır, “Ermeni”de mi?

İtiraf etmek gerekir ki, 1950′den başlayarak, Atatürk önderliğinde kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal, hukuksal, ekonomik, eğitsel, kültürel doğrultusundan sapılıp bu yoldaki kazanımları tahrip edildikçe, “Türk” sıfatı Atatürk dönemindeki gibi güçlü bir siyasal ve toplumsal varlığın değil, Osmanlı’nın son yüzyıllarındaki gibi çağ-dışı, bilim ve akıl-dışı, baskıcı ve köreltici güçlerin denetimine girmiş, kadınlarını eşit insan konumuna yükseltmekten, ülkesini bayındır kılmaktan, sanayi kurmaktan, tarımını ileri yöntem ve tekniklerle yapmaktan, çağdaş eğitim ve bilim kurumları kurup işletmekten, güzel sanatlar ve sporun yüzlerce dalının pek çoğunda varlık göstermekten aciz, yoksul ve eğitimsiz insan topluluğunun sıfatı olarak bilinir ve anılır olmaya başlamıştır.

Oysa Atatürk döneminde, kısa süre içinde demokrasi, bilim, sanat, teknik ve ahlak alanlarındaki yenilik ve atılımlarla dünyanın saygısını kazanmış, ilgi odağı olmuştuk. Atatürk döneminde hiç bir devlet Türk ulusuna ve Türkiye Cumhuriyeti’ne saygısızlık yapmayı düşüne bile getirememişti.

Türkiye Cumhuriyeti gerici güçlerin denetimine girdikçe, Türkiye dışındaki Türkler de, bulundukları devletlerin yönetimlerince, Atatürk Türkiyesi’nin ilke ve değerlerinin değil, henüz kökü kazınmamış olan köreltici, geri bıraktırıcı çağdışı anlayış sahiplerinin güdümüne sokulmuşlardır -Türk hükümetlerinden herhangi bir itiraz gelmeyeceğinin güveniyle!-.

Gerçekten Bulgaristan, Yunanistan, Rusya ve benzeri ülkelerdeki Türk topluluklarının, AB ülkelerindeki 3. ve 4. kuşağa ulaşmış Türk yurttaşlarımızın çoğunlukla eğitim, meslek, sanat ve kültür düzeyleri ne düzeyde kalmıştır? “Düşünce önderleri”nin nitelikleri ve düzeyleri nedir? Türk halkını bilim, sanat, teknik ve ahlakça güçlü olmaya yönelten ve bu alanlarda örnek olabilen kimseler midir?

Bu ülkelerin yönetimleri Türkler için böyle aydınlıkçı önderleri mi, yoksa “ortaçağcıl” ya da “yaşam gerçeklerinden uzaklaştırıcı” düşünüşü simgeleyip özendiren kişi ve kuruluşları mı desteklemektedirler?

Ankara’dan esen rüzgârlar hangisini özendirip desteklemektedir?

Oysa Ermeniler, bulundukları her ülkede, kadını ve erkeği ile, hemen her meslek, bilim ve teknikte, güzel sanatların ve sporun hemen her dalında saygı ve ilgi toplayacak varlık sahibi olduklarını kanıtlıyorlar. Kitle iletişim araçlar4ında hep bu “görünümü” (imajı) vermeğe büyük özen gösteriyorlar. Bu nitelikleriyle Ermenistan Devleti’ne uluslararası düzeyde bir dayanak, bir güç kaynağı oluyorlar.

Türklerin ise büyük çoğunlukla rençberlik ve düz işçilikle uğraşan, kadınlarını çoğunlukla eşit insan konumunun altında tutan, ortaçağcıl dinsel düşünüş biçiminin etkisinde, güzel sanat ve spor dallarının birçoğunun dışında bulunan, “folklor” düzeyindeki insanları çağrıştırır olduğunu görüyoruz. Bulundukları ülke hükümetlerini, Türkiye ve Türklere, genellikle müslümanlara karşı aşağılayıcı, baskıcı, saygısız tutum ve eylemlerden sakınmaya itecek, organik biçimde örgütlenmiş, güçlü bir varlık olamamışlar.

Özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin, siyasetçileri eliyle, 50 yıldanberi artan ölçüde bu özelliklere mahkûm edilegelmekte oluşu, dünyada ve Türk soydaşlarımızın yaşadığı ülkelerde “Türk” adının saygınlığının büyük ölçüde sarsılmasına neden olmuştur.

Evet, Demokrat Parti döneminden başlayarak Türkiye’de yönetime gelen gerici hükümetler, dünyada üçyüz yıldanberi yalnız Atatürk’ün önderlik döneminde yüceltilen Türk adının saygınlığını alabildiğine sarsmış ve düşürmüşlerdir; hiçbirisi bunu yadsıyamaz!

Bugün de gerek AKP ve o doğrultudaki siyasal kuruluşların, gerekse genellikle siyasal, kültürel, ekonomik örgütlerimizin (sözde STÖ’lerimizin), Sofya Belediyesine ve Bulgar hükümeti’ne Ermeni karaçalmasına destek verici tutumları nedeniyle, canlarını acıtabilecek herhangi bir ciddi tepki gösterememiş olmaları yine bu durumun, yani gerici siyasal yönetimin ulusal saygınlığımızı korumak bir yana, düşürdüğünün göstergesi olmaktadır.

Hem bu durumun nedenini anlamamızı kolaylaştırması, hem de gerçek çıkar yolun, “bilim, teknik, sanat ve ahlakça” güçlü olmamızı sağlayan Atatürk ilke ve kurumlarına bilinçle ve dürüstlükle bağlı kalınarak bulunabileceğini göstermesi bakımından, şu yaşanmış olay, çok öğreticidir:

1913′de Sofya’da Osmanlı Askeri Temsilcisi olan Yarbay Mustafa Kemal, birgün Bulgar Operası’nın galasına çağrılır. Donar kalır! Demek bu adamların operaları bile olmuş! Oyunu izledikten sonra, Şakir Zümre Bey’e ne der biliyor musunuz? “Bu adamların Balkan Savaşında bizi neden yendiklerini şimdi anlıyorum. Baksanıza adamların operaları var! Acaba bir Türk operasının açıldığını ölmeden görecek miyim?”

Bugün Atatürk’ün Başkent’inin belediye başkanı, kendi kıt kültürünün düzeyini aşan sanat yapıtlarına “Böyle sanatın içine tükürürüm” diyen kafa yapısıyla, Ankara’nın sekizbin yıllık tarihini simgeleyen Hitit Güneşini putperestlik sayıp onun yerine bir cami motifini, Atatürk döneminde Tandoğan Meydanını süsleyen çocuk yontularının yerine kocaman bir ticari seramik demliği koyan … dünya görüşüyle Türk ulusunun ve devletinin gücünü mü arttırıyor, “Türk” sıfatının saygınlığını mı yükseltiyor?

Türkiye Cumhuriyeti’ni yöneten siyasal erk, devlet, aile, eğitim, ekonomi ve üstün değerler (=sanat, felsefe ve ahlak değerleri) alanlarını demokratik ve laik nitelikle koruyup geliştirmenin gereklerine uymadığı sürece, ne Türkiyemizin kendisi “güçlü” bir ulus ve devlet olup Ermeni, Rum, AB, ABD .. saldırı ve aşağılamalarından kendisini koruyabilir, ne de Türkiye dışındaki soydaşlarımız ve AB üyesi ülkelerdeki 4 milyona yakın Türk için bir koruyucu güven kaynağı, onların göz ve gönüllerini çevirecekleri bir çekim merkezi olabilir. Ne de onlar bulundukları ülke yönetimlerini Türkiye’nin haklarına saygılı davranma yönünde etkileyebilirler.

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS