İlk Kurşun Logo

Önemli Duyuru

Gazetemiz 31. sayıdan sonraki sayıları İnternet üzerinden ücretsiz olarak yayımlayacaktır. 2009'dan itibaren basılı yayın durdurulacaktır. Bilgilerinize sunarız.

Aboneliklerle İlgili Duyuru

Gazetemiz abonelik sistemini de durdurmuştur. Bundan sonra yeni abone kabul etmeyecektir.

Amerikan barışı - Hüsnü Mahalli

Nisan 29, 2008 - HÜSNÜ MAHALLİ

Başbakan Erdoğan’ın, Başkan Esad ile görüşmesi ve Suriye-Türkiye İş Konseyi toplantılarını izlemek için hafta sonu Şam’daydım.Son dört yılda iki ülke arasındaki ilişkilerin ne denli yoğun ve önemli olduğunu kanıtlaması bakımından siyaset ve işadamlarının bu buluşması çok önemliydi.

Özetle; Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkiler öyle bir aşamaya vardı ki; bunun hiçbir şekilde geri dönüşü olmayacaktır. Karşılıklı ekonomik, siyasal ve benzeri çıkarların ötesinde iki ülke liderleri arasında sarsılması olanaksız ve karşılıklı güvene dayalı bir dostluk kurulmuştur.

İşte bu dostluğa güvenerek Başbakan Erdoğan, Suriye ile İsrail arasındaki sorunları çözmeye kalkışmıştır. Aynı dostluk duygularıyla Sayın Gül başbakan olarak Ocak 2003′te bölge turuna çıkarken Şam’ı ilk durak olarak seçmiş ve Cumhurbaşkanı olduktan sonra ilk resmi konuk olarak Beşşar Esad’ı misafir etmişti.

Başbakan Erdoğan ve Türkiye, bölgede barışın gerçekleşmesi için yoğun bir çaba harcıyor. Ve yine Erdoğan eski Başkan Carter’ın dediği gibi Suriye ve Hamas’sız barış olmayacağının bilinciyle bu gerçeği başından beri hem ABD’deki dostlarına hem de İsraillilere anlatmaya ve kabul ettirmeye çalışıyor.

Belki de bu çabasında başarılı oldu da İsrail kendisini terörist devlet olarak niteleyen Erdoğan’a ‘biz bu barışa hazırız’ dedi.

Peki Başkan Esad’ın Ocak 2004′te Türkiye ziyaretinden bu yana Gül, Sezer ve Erdoğan’ın her türlü arabuluculuk tekliflerine ve dolayısıyla bölgesel rolüne hayır diyen İsrail ne oldu da bu kez ‘Suriye ile barışa hazırım’ dedi. Bölgede yeni bir süreç başlamak ya da başlatılmak üzere.

Çok erken olmakla birlikte eğer İsrail ve ABD bildik huylarından vazgeçip yan çizmezse herkes bu çok karmaşık ve binlerce detayları olan bu süreçten maksimum yararlanmaya hazırlanıyor.

Türkiye bölgesel ve uluslararası arenada ‘ben de varım’ diyecek.

Suriye 1967 yılından bu yana İsrail işgali altında bulunan Golan bölgesini geri alacak. Ama aynı Suriye bölgede kapsamlı ve kalıcı bir barış istiyor. Bunun tartışmasız koşulu ise Filistin sorununu çözmektir.

Yani Batı Şeria ve Gazze’de başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız ve yaşayabilir bir Filistin devleti kurulmalıdır. Aslında bu yalnızca Suriye’nin değil tüm bölge ülkelerinin, BM’nin ve uluslararası birçok anlaşmanın karar ve koşuludur. Şimdi eğer İsrail bu koşulları yerine getirmeye hazır ise o zaman hiçbir sorun yok olmayacak ve sonuçta Başbakan Erdoğan’ın başlattığı süreç mutlaka olumlu bir şekilde sonuçlanacaktır. Yok eğer İsrail ve ABD bildik karanlık planlar peşinde koşmayı sürdürürse o zaman ne Sayın Erdoğan ne de başkanları hiçbir şey yapamaz. Tıpkı şimdiye kadar olduğu gibi…

Çünkü başta Erdoğan olmak üzere herkes İsraillilere asla güvenilmeyeceğini bilir.

Peki o zaman İsrailliler neden durduk yerde ‘Golan’dan çekilmeye hazırız’ dedi.

İsrailliler Temmuz 2006′daki Hizbullah yenilgisinden dolayı askersel, siyasal ve psikolojik bir depresyon yaşıyor. Geçenlerde yapılan en büyük askeri tatbikat sonucunda bile İsrailliler yeni bir savaşa hazır olmadıklarını ve Suriye, Hizbullah ve Hamas’a karşı şanslarının olmadığını anladılar. Hamas’ı ortadan kaldırmak için de Mahmut Abbas işe yaramadı. Olmert hükümeti ise içte çok kötü bir durumda.

Özetle İsrail belki de ilk kez bu denli çaresiz.

İsrail ‘Suriye ile barış’ söylemi ile kendisi için yeni açılımlar arıyor.

Tıpkı Irak, Afganistan ve tüm bölgede çok zor ve kötü durumda olan Bush yönetimi gibi.

Senaryo ise çok basit.

Önce Golan Suriye’ye verilecek ve Beşşar Esad yönetimine ABD ve AB tarafından siyasal ve ekonomik destek sağlanacak. Karşılığında Suriye’den Hamas ve Hizbullah’a verdiği desteği kesmesi ve İran’dan uzak durması istenecek.

Suriye bunu kabul ederse ABD ve İsrail, Hizbullah ve İran’dan kurtulma planları yaparak önce Lübnan ve Irak sorunları çözülecek, peşinden Büyük Ortadoğu Projesi hayata geçirilerek tüm bölge Amerika’nın kontrolüne girecek.

Oyuncuları ve figüranları oldukça fazla olan senaryo bu.

Bu senaryonun beyazperdeye nasıl yansıyacağını henüz bilmiyoruz.

Ama bildiğimiz tek bir gerçek var o da; bu senaryoyu yazan İsrail ve ABD’ye asla güven olmaz çünkü bu ikilinin coğrafyamız için yazıp oynadıkları tüm filmler hep kötü başlamış ve çok daha kötü ‘The END’ ile bitmiştir.

Tıpkı Amerikan COWBOY filmlerinde olduğu gibi.

Siz hiç Kızılderililerin önce aşağılanıp sonra da yok edilmediği bir film gördünüz mü!

Hüsnü Mahalli

Akşam

Yorumunuzu Ekleyin

Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.

Benzer Yazılar

  • XHTML CSS RSS