Kutsal Golü Beklerken - Mümtaz Soysal
Nisan 26, 2008 - Genel
OSMANLI NIN son yüzyılı boyunca orduda iki türlü asker vardı: Alaylılarla mektepliler. Okul yüzü görmeden çekirdekten yetişip yüksek rütbelere tırmanmaya uğraşanlar ile düzenli eğitim kurumlarından geçip komuta mevkilerine gelmeye çalışanlar. Başkaldırmalar ve kopukluklar bu iki tür arasındaki ayrışmadan doğar, ordu bundan ötürü zayıflamaktan kurtulamazdı . Şimdi Sarı-Kırmızı camia içinde de zaman zaman buna benzer bir ayrışmadan söz edildiği oluyor. Oysa, aynı adı taşıyan lisede okumuş ya da okumakta olanlar ile futbol takımını tuttukları için Galatasaraylı olanlar arasında böylesine bir alaylı-mektepli kapışması pek olmaz. Herhalde, lisedeki öğretimin her görüşe açıklık ve hoşgörülü akılcılık üzerine kurulmuş olması sayesinde.
Dolayısıyla, iki tür arasında tam bir kopukluktan söz edilemez.
Daha doğrusu, edilemezdi.
Ta ki, alaylı Hakan Şükür , geçen gün Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle demeç vererek yarın oynanacak olan Fenerbahçe maçının kutsal önemini vurgulayıncaya kadar.
Mektepliler bunun üzerine Galatasaray, Fethullah ın tarikat evi değildir diye haykırdılar ve bu tepkilerini Laikliğin ve Atatürkçülüğün kalesini yıktırmayız; Atatürk ü Galatasaray Lisesi ne geldiğine pişman etmeyiz diye vurgulamaktan geri kalmadılar.
Böylece, Pennsylvania daki Hoca ile Anıtkabir deki Kurtarıcı da yeşil sahaya inmiş oldu.
Tevfik Fikret tutkunu Mustafa Kemal Galatasaray a gelmeden edemezdi.
Belki de Batı‘ya açılan ilk pencere olarak bilinen yerde kendi zihnindeki Batı nın, Avrupa hayranlığından ya da alafrangalık özentisinden çok öteye, muasır medeniyet seviyesi üstünde evrensel anlam taşıyan bir ulusal hedef olduğunu en iyi anlatabileceği yerin orası olduğunu düşünmüştü.
Öte yandan, kale çizgileri civarından hiç ayrılmayan ve kafasına, önüne ardına, sağına soluna yağdırılacak top bolluğu bakımından sıkıntı çekmeyen becerikli bir santrforun da herhalde inayet-i rabbaniye ye sığınma gereksinimi olmamalıydı . Fatih Hoca, yıllar yılı Türkiye nin bütün futbolcularını her durumda Hakan a top ortalamakla görevlendirmemiş miydi?
Ne var ki, bir türlü yenemediğimiz alaturkalığımız hepimizi zaman zaman her şeyi birbirine katmaya, kutsalla sportifi, oyunlu kavgayı, alkışla küfrü, dinle siyaseti, aşkla cinayeti, güzellikle çirkinliği birbirine karıştırmaya kolayca itiyor.
Ama öte yandan, demokratik devletle laik hukuk devletini bir türlü yan yana getiremeyip mahkemelik ola nlarımız da var.


Yorumunuzu Ekleyin
Bu yazıya yorum yapabilmeniz için giriş yapmalısınız.